16 Aralık 2018 Pazar
Emre Gürcanlı
Emre Gürcanlı 10 Ekim 2018 Çarşamba Tüm Yazıları »

Şantiyede Çalışan Kadınlar…

Şantiyede çalışmak zor. Uzun çalışma saatleri, toz, toprak, gürültü, titreşim ve sürekli işin yetişmesi için yapılan baskı.

Şantiyede çalışmak kadınlar için ise daha zor. Kadın olduklarından dolayı değil. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden dolayı, şantiyeler erkeklere aittir algısından dolayı.

Ve 

“Yapı yerinde ne çay her zaman şekerli
             her zaman sıcak,
ne ekmek her zaman pamuk gibi yumuşak
ne herkes kahraman
ne dostlar vefalı her zaman.
Türkü söyler gibi yapılmıyor yapı
bu iş biraz zor”

Ama kadınlar için biraz daha zor. 

Nereden çıktı derseniz, çok değerli iki arkadaşımla birlikte yaptığımız bir saha araştırmasının sonuçları bunlar. Halen bu araştırmayı genişletmeye çalışıyoruz. 102 kişiyle görüştük, bunlardan 100’ünü değerlendirdik, 70’in üzerinde şantiyeye gittik.

İstanbul ili sınırları içinde, 53 erkek, 47 kadın şantiyede çalışan teknik personel ile görüştük. Bir makale haline getirip, Birleşik Metal İş Sendikasının, sevgili hocam Av. Dr. Murat Özveri’nin yıllardır bizzat özverisiyle, emeğiyle bugüne kadar getirdiği Çalışma ve Toplum dergisinde yayınlama onuruna sahip olduk. Makalenin bütününe kaynakça kısmındaki linkten ulaşabilirsiniz. Ama ben bu yazıda kısaca Türkiye’de şantiyelerde çalışan kadınlara dair bazı saptamalar yapmak istiyorum. 

Ama ilk önce genel saptamalar. Bunlar son derece önemli:

Yaptığımız anket sonuçları incelendiğinde memnuniyete ilişkin sorulan sorularda en düşük puanların “iş-yaşam dengesi”, “çalışan sağlığı” ve “şantiyedeki çalışma koşulları” olduğu görüldü. Ama özellikle çalışma saatleri ve aylık izinler!

Şantiyelerde Çalışma Saatleri

Çalışma saatleri konusunda Türkiye OECD ülkeleri arasında en kötü durumda malumunuz.  OECD üyesi ülkeler arasında tam zamanlı çalışanlar değerlendirildiğinde, 2016 yılında Kolombiya’nın ortalama çalışma saati 50,1 saat iken, Türkiye için bu değer 49,3 saat olmuş, OECD ülkeleri ortalaması ise 40,4 saat olarak kaydedilmiş. Yine OECD istatistiklerine göre Türkiye’de tam zamanlı çalışanların %81,58’i 40 saatten fazla çalışıyor, bu değer OECD ortalamasına bakıldığında %63,95. 

Yapılan saha araştırması sonuçlarına bakıldığında da şantiyelerde çalışan teknik elemanların %92’sinin 40 saat üzerinde çalıştığını gördük. Bu Türkiye ortalamasının üzerinde bir rakam.  Bir diğer veri ise 50 saatten fazla çalışan kişilerin oranı. Türkiye bu konuda birinci durumdadır, en güncel kaynağa göre çalışanların %33.8’i 50 saatin üzerinde çalışmakta olup, %29,5 ile Meksika ikinci sırada yer almaktadır.

Saha çalışması verileri ise 50 saat üzerinde şantiyede çalışan teknik elemanların oranını %72 olarak vermektedir. Ayda izinli gün ortalaması ise 3,4 olup genel olarak Cumartesi günleri çalışıldığı ve bazı Pazar günleri de mesai olabildiği yorumu yapılabilir.

Ayda 7-8 gün, bir başka ifadeyle hafta sonunda çalışmayanların oranı ise yalnızca %7’dir. Aynı kaynak kişinin kendisine ayırdığı zaman için ise Türkiye ortalamasını günde 12,6 saat olarak vermekte olup, Türkiye burada da son sırada yer almaktadır. Çalışma bulguları yorumlandığında, haftada 6 saat, günde ortalama 10 saat üzerinden düşünüldüğünde, günde en az 1 saatin yolda geçirildiği tahmin edildiğinde benzer bir veriye ulaşmak mümkün olacaktır. 

Haftalık çalışma saatleri ve izinlerle bağlantılı en önemli başlık iş-yaşam dengesidir. Katılımcıların en düşük yanıtları burada görülmektedir. Bu yalnızca Türkiye’de değil pek çok ülkede de benzer çalışmaların gösterdiği bir olgudur. Sözgelimi Watts (2009) inşaat sektöründe kadın inşaat mühendislerini “azınlık işçileri” olarak tanımlarken, sektörün karakterize eden üç özelliğin uzun çalışma saatleri, işte sürekli olma kültürü (işte var olmaya çalışma, presenteeism) ve iş-aile çelişkisi olduğundan söz etmektedir. 

Özetin özeti; kadın teknik elemanlar, “az çalışayım, az kazanayım, evime daha fazla zaman ayırayım” derdindedir. Zira evde ikinci bir mesai onları beklemekte, toplumsal cinsiyet eşitsizliği mühendis, mimar dinlememektedir!

Kadınlar Şantiyede Nerede Çalışıyorlar?

Geçen haftaki yazımda, inşaat sektörünün yapısından, emek süreçlerinden söz etmiştim. Şantiye özeline geldiğimizde, teknik personelin temel olarak iki “departman” olarak çalıştığını söyleyebiliriz. Bunlardan ilki kuşkusuz “saha” ve diğeri “teknik ofis” olarak tanımlanabilir. Kuşkusuz, işçi sağlığı ve iş güvenliği, kontrol teşkilatı vb. hususları ayrı departmanlar olarak düşünmek mümkündür, ama bu ayrım genel bir bakış açısı verecektir. 

Saha çalışmaları genel olarak denetim, gözetim ve eğitim (iş başı eğitimleri) kapsarken, teknik ofis çalışmaları metraj-keşif, hakediş düzenlemesi, proje kontrolü, iş programı kontrolü/güncelleştirmesi, röleve/ataşman hazırlanması, bilgisayar ortamında çizim gibi işlerin yapıldığı, saha ile sürekli etkileşim halinde olan bir birimdir.

Şantiyede çalışan kadınların hemen hemen hepsi teknik ofiste çalışmaktadır! Peki neden? Çünkü orası ofistir, diğeri şantiyenin tozlu, imalat ortamıdır kadınlar çalışamaz. Peki neden? Nedeni yoktur, işte öyle… Burada böyle yazmak kolayımıza geliyor, ama bir yüksek lisans öğrencimin ifadesi hala beni etkiler: “Beş yıllık deneyimim var, sahada yapılması gereken ciddi işler var ve benim denetlemem gerek, yeni mezun bir çocuğu aldılar ve benim yerime gönderdiler, yalnızca erkek olduğu için!”.  

En iyi öğrencilerimden birisi olan ….’in türbanlı ve muhafazakar bir çevreden geldiğini de bir olgu olarak belirtmek isterim. Ama kendisiyle yaptığımız görüşmede en rahatsız olduğu hususun, şantiyelerdeki cinsiyet ayrımcılığı olduğunun altını somut örneklerle çizmiş benim ufkumu açmıştı..

Kadınlar ile Erkekler hangi konularda farklı düşünüyor?

Tersinden bakalım, en yakın düşündükleri başlık kadın ve erkek teknik elemanların iş-yaşam dengesi! Yaşamak için zaman ayıramamak, sevdikleriyle zaman geçirememek kadın ve erkek şantiyede çalışan teknik elemanların ortak sorunu. Şantiyedeki fiziksel koşulların kadınlara uygun olmaması en ayırt edici başlıklar arasında yer alırken, en ama en ciddi başlığın “cinsiyet ayrımcılığı” olduğu anlaşılıyor.

Bu soruyu hem “şantiyeyi bıraksanız ne için bırakırdınız” hem “şantiyedeki stres faktörleri nelerdir” başlıkları içinde sorduğumuzda da aynı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Makaleyi okursanız daha kapsamlı sonuçları görmeniz mümkün. Ama bazı ifadeleri, kısmen de değiştirerek aşağıya kopyaladım:


Verilen yanıtlar şantiyede çalışan kadın teknik elemanların yaklaşık dörtte birinin cinsiyet ayrımcılığına maruz kaldığını göstermektedir (Erkeklerde ise bu oranın 53 kişide bir kişidir) Erkek katılımcıların üçü cinsiyet ayrımcılığı yaptığını kabul etmiş (inşaat sektörünün zorlukları gerekçesiyle), kadınlarda ise iki kişi yaptığını söylemiş ancak gerekçe veya cinsiyet belirtmemiştir.

Cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan 12 kadın teknik elemandan 9’u bunu ayrıca da belirtmişlerdir (anket formunda “eğer yanıtınız evet ise cinsiyet ayrımcılığı olayının detaylarını belirtir misiniz” sorusu bulunmaktadır). Yayınımızı hazırlayıp gönderdikten sonra ise, ankete katılan bir kadın inşaat mühendisi bana eposta atıp, yaşadığı mobbing ve taciz olayını anlatmıştı.

Bu türden anketlerde “detayı belirtir misiniz” kısmı genellikle boş bırakılır, ama kadın teknik elemanlar genelde yazma veya belki de dertleşme gereksinimi duymuşlar ki pek boş bırakmadılar anketin bu kısmını:

 “Siz bayansınız bu işi size yaptırırdım ama bayan olduğunuz için yapamazsınız gibi yanıtlarla karşılaştım.”

“Şantiyede ortalama 30-40 erkek usta-işçi ile tek başına çalışan bir kadın mimar olarak sorun olmadı, genel kanının aksine cinsiyet ayrımcılığını daha çok hissettiğim kişiler usta-işçi değil; erkek patron, şirketin diğer erkek mühendis mimarları ve işi kontrol etmekle yükümlü İl Özel İdaresi’nin kontrol teşkilatının erkek mühendis mimarları oldu her zaman.”

“Bir görev düşünüldüğünde cinsiyet ayrımı gözetilerek görev paylaşımı yapıldığına şahit oldum.”

“Kaba inşaat şefliğini kadınlara bırakmak istemiyorlar. Şantiyeye başladığım ilk günden beri erkek teknik personeller tarafından kadınların erkeklerin işlerini yapmaması gerektiğine dair eleştirilere maruz kalıyorum. “

“Gece yapılacak olan bir çalışma nedeni ile tek başıma kalamayacağımı düşünen patronum beni değil erkek bir çalışanı yönlendirdi.”

“Şantiyede daha önce tanımadığımız ve yeni çalışacağımız ekipler geldiği zamanlarda tek kadın değil iki kadın veya bir kadın bir erkek mimar ile çalışma yapılmasını önermek zorunda kaldım. Tarzını ve çalışacak kişilerin cinsiyetçi bakış açısı, kadın mimarları küçümsemesi ve işi bu nedenle iyi yapmaması gibi durumlarla karşılaştım.”

Ayrımcılıkla ilgili sorularda özellikle mobbing, taciz veya fiziksel şiddet gibi hususlara girilmemiş, bunun ayrı bir çalışma olduğundan hareket edilmiş, ancak katılanların arzu ettikleri takdirde bunu yazabilmelerinin önü açılmıştır. Bu konuda iki kadın teknik eleman şunları yazmıştır:

“Saha çalışmasında 10 adet erkek bahçıvanın hakaretlerine ve sözlü tacizlerine maruz kaldım. Bağlı bulunduğum taşeron firmanın bu konu bilgileri dahilinde olmasına rağmen bir yaptırımı olmadığı gibi yetkili biri (erkek/taşeron firmadan ) tarafından istifaya zorlandım, sonunda iş akdim firma tarafından feshedildi. İşten çıkarma sebepleri olarak; bir kadın olarak sahayı iyi yönetemediğim, erkek bir peyzaj mimarı olmasının daha iyi olacağı gibi şeyler söylediler. “

“Neredeyse bileklerime kadar etek giydiğim halde karşımdaki erkeklerin yazın giydiğim sandalete ve ayak bileklerime gözlerini diktiklerine, bunu hiç de çekinerek değil açık açık yaptıklarına tanık olmuştum, bu yalnızca basit bir örnek, bakışlar, hafif gülümseyerek bir şey isteme, konuşma çok rahatsız edici. Bunlarla birlikte sahaya inerken ‘siz yorulursunuz şimdi’ gibi alaycı ifadelerle karşılaştım”

Çalışmamızın kapsamını genişletip sürdürüyoruz ve bu yanıtlara benzer çok yanıt alıyoruz. Konunun “işyerinde stres faktörleri” ve bu faktörlerin “işçi sağlığı” ile bağlantısı için ise ayrıntıları makalemizde bulabilirsiniz. İşyerlerinde gerçekten de “kaza”lar aslında görünenin çok küçük bir kısmını oluşturuyor…

Makalemize online ulaşmak için