12 Aralık 2018 Çarşamba
Kaya Özkaracalar
Kaya Özkaracalar 06 Ekim 2018 Cumartesi Tüm Yazıları »

Yine dayanışma ile örgütlenen 55. Ulusal Yarışma da sürgündeydi

Antalya Film Festivali’nde Ulusal Yarışma bölümünün kaldırılması üzerine geçen yıl bir grup sinemacının Antalya’daki festival ile eşzamanlı olarak Istanbul’da düzenlediği Ulusal Yarışma, Antalya’daki belediye/festival yetkililerinin kararlarından bu yıl da dönmemesi sonucu bu yıl da aynı ekip tarafından Istanbul’da düzenlendi. Geçen yıl bu köşede yayımlanan yazılarımda (*), gelinen noktanın, Türkiye’deki sinema camiasının önemli bir kesiminin kolektif bir tepki göstermesi ve daha da önemlisi bu tepkinin basın açıklaması ve boykot biçimlerini aşarak somut bir alternatifi pratikte ortaya koyması açısından en azından yakın dönem tarihte bir ilk olduğuna işaret etmiştim. Istanbul’daki, düzenleyicilerin kullandığı ifadelerle “gurbetteki” veya “sürgündeki” ikinci yarışmanın ardından geçen yıla oranla bu yıl nelerin değiştiğine, nelerin geliştiğine baktığımızda hem umut verici, hem de düşündürücü donelerle karşılaşıyoruz.

Kadir İnanır, Ertem Göreç gibi emektar, duayen isimler bu yıl da Ulusal Yarışma etkinlikleri içerisinde yeraldılar, bu yıl bu isimlere Ferhan Şensoy, Fatma Girik, Ayla Algan gibi başka emektarlar da katıldı. Yeni kuşaklardan ise, yarışmanın organizatörü Kaan Müjdeci bir yana, Onur Ünlü’nün, Hazar Ergüçlü’nün yanısıra bu yıl örneğin Onur Saylak’ı, Berrak Tüzünataç’ı organizasyona katılanlar arasında gördük. Antalya festivaline göndermeyle “55. Ulusal Yarışma” olarak adlandırılan bu yılki etkinlikler, film gösterimleri ile sınırlı kalmadı, ‘Nasıl Festivaller İstiyoruz’ başlıklı bir forum dahil çeşitli söyleşiler de düzenlendi.

Ulusal Yarışma’nın bu yıl karşılaştığı bir handikap ise toplam yedi adet olan yarışma filmlerinin üçünün halka açık gösteriminin yapılamayıp yalnızca jüri üyelerine gösterilmesiydi. Gerek yukarıda andığım forumda, gerekse festival kulislerinde sıkça konuşulan ve tartışılan bu durumun, Istanbul Film Festivali’nin kendi ulusal yarışmasında yeralacak filmlerin daha önce Istanbul’da bir festivalde gösterilmemiş olma şartını ortaya koymasından kaynaklandığı anlaşılıyor. Istanbul Film Festivali’nin yönetmeliğinde gerçekten de böyle bir hüküm var ancak festival yetkilileri geçen yıl bu konuda esneklik göstererek bu şartı 54. Ulusal Yarışma filmleri için dayatmamışlar. Bir festivalin, kendi yarışmasına başvuran filmlerin daha önce başka bir festivalde gösterilmemiş olmasını talep etmesi prensipte pek şaşılacak bir durum değil, her yerde olmasa da sıkça rastlanan bir uygulama. Antalya festivaline paralel olarak Istanbul’da iki yıldır gönüllüler tarafından düzenlenmekte olan ve para ödülleri içermeyen Ulusal Yarışma’nın ise herhangi bir festival olmadığı ortada. Istanbul Film Festivali’nin bu Ulusal Yarışma için geçen yıl gösterdiği esnekliği bu yıl da devam ettirmesi çok anlamlı olurdu. Neticede örneğin bir filmin “Istanbul prömiyerine” ev sahipliği yapacak olmanın Istanbul Film Festivali’ne yapacağı düşünülen katkı ile, bu filmin bir grup idealist gönüllünün maddi çıkar elde etmeden, belirli bir amaç doğrultusunda düzenlediği mütevazi 55. Ulusal Yarışma’da gösterilmesine set çekmiş pozisyona düşmüş olmanın Istanbul Film Festivali’nin itibarına, sol memenin altındaki cevahir sönmemiş olanlar nezdinde verdiği zarar, kanımca kıyas kabul etmez (**).

Öte yandan Antalya Film Festivali’nde ulusal yarışmaları kaldıran güç odakları ise altın vuruşlarını Cem Yılmaz’ı, ulusal yarışmasız ve bu sebeple sektör temsilcilerinin sinemacılara katılmama çağrısı yapmış olduğu festivallerine getirerek yaptılar. Henüz 45 yaşındaki (kendisine uzun ömürler dileriz) bir sanatçıya “Yaşam Boyu Başarı” ödülü verilmesinin tuhaf olup olmadığı bir yana, Cem Yılmaz, sinema sektörü temsilcilerinin sinemacılara katılmama çağrısı yapmış olduğu bir festivalde, ulusal yarışmayı kaldırmış bir zihniyet tarafından verilen bir ödülü kabul etmiş oldu.

Uzun lafın kısası, geçen yıldan bile fazla biçimde 55. Antalya Film Festivali ve paralel 55. Ulusal Yarışma süreçleri günümüz Türkiyesinde bir yandan değerler erozyonunun ne raddeye vardığına, bir yandan da her şeye karşın, “kötünün ve çirkinin” yanında, “iyinin” de hala soluk alıp verir, görünür olduğuna sinema camiası özelinde tanıklık etti.

(*) https://ilerihaber.org/yazar/umutla-ve-dayanismayla-ulusal-yarisma-77844.html ve https://ilerihaber.org/yazar/surgundeki-54-ulusal-yarismanin-ardindan-78155.html

(**) Teferruat düzeyinde de olsa, konunun ironik bir yönü ise İstanbul Film Festivali yönetmeliğinin, kendi yarışmalarına başvuru koşulları açısından, vizyona girme konusunda esneklik içeriyor olması...