21 Eylül 2018 Cuma
Ebru Pektaş
Ebru Pektaş 27 Şubat 2018 Salı Tüm Yazıları »

Tabu yıkanların alternatif modernleşmesi: Hani kızlar da yanmazdı?

1930’lu yıllardayız…

Gazipaşa’da yaşayan yoksul bir köylü ailenin küçük kızı okul çağına gelmiştir. Kız çok heveslidir ama tam anlamıyla bıçak sırtı bir durumdadır. Komşu teyzenin, ‘kızlar okursa cehennemde yanar!” sözlerinden korkmuştur. Babasının ‘kızlar da yanmaz okuyabilirsin’ demesiyle küçük kızın tüm yaşamı değişir.

“Artık okumayı düşlememin önündeki engel iyice kalkmıştı(…)Hem de “Hürriyet Düğününü” görecektim. Köylülerimiz, cumhuriyet bayramına hürriyet düğünü diyorlardı o yıllarda. Durmadan bunları kuruyor, bir an önce gitmenin hesabını yapıyor, hazırlanıyordum.”(1)

Aktardığımız pasaj, Pakize Türkoğlu’nun Kızlar da Yanmaz, Genç Cumhuriyet’te Köy Çocuğu Olmak kitabından. “Kızlar da Yanmaz”, çocukların, genç kızların okuma düşlerini, onların önüne çıkan ataerkil engelleri çok iyi ifade ediyor.

Genç Cumhuriyet, belki her yere okul ve imkan götürememiştir ama köylü ve yoksul bir babaya “kızlar da yanmaz” dedirtmiş, öte dünyanın güçlerine kafa tutmuştur bir anlamda.

Öte dünyaya kafa tutanların değil, öte dünyanın cehennemini buraya taşıyanların günündeyiz artık.

Yine de kız çocuklarının okuma heyecanı aynı heyecan.

11 yaşındaki Cennet de tıpkı Pakize gibidir. Günlüğüne şunları yazar:

“Bugün okula gitmem için 8 günüm kaldı. 4’üncü sınıfı bitirdim. 5’inci sınıfa geçtim. Aladağ’a Süleymancılara gidiyorum. Annem ve babam benim için her şeyi yapıyorlar. Ben de okumak için her şeyi yapıyorum. Eğer ben okursam kardeşlerimi de okuturum. Okumak için elimden gelen imkanları değerlendireceğim.” (2)

Ne ki öte dünyanın cehennemi galip geldi.

Cennet, 10 arkadaşıyla birlikte yanarak öldü. Yoksul olduğu, cemaat yurtlarına mecbur kaldığı, okumak istediği için öldü.

Hani kızlar da yanmazdı?

***

Kızların okuma düşlerinde, heveslerinde, “hayallere kapılmalarında”, Türkiye’ye özgü yönlerden bahsetmek mümkün müdür?

Bir tarih okumasına göre, Türkiye’de okumuş, meslek sahibi olmuş kadın, “muasır medeniyetler seviyesine erişme” arzusu içindeki “Cumhuriyetin vitrinidir”. Vitrin, çağdaşlık, modernlik, Batılılık demek içindir. Pek çok akademik metin ve feminist yazının da hatırı sayılır bir ağırlığı bu “vitrin tezini” tekrar eder.

Üstelik bu tezi çeşitli biçimlerde destekleyen pek çok olgu sunmak mümkündür. Fotoğraflar, kareler, söylevler vb.

Ne var ki bu tezin odağı, Cumhuriyet’in, yeni ulus-devletin “resmi ideolojisidir”. Resmi ideoloji masaya yatırılmış ve içindeki “cinsiyetçi öğe”, kadını vitrin derekesine düşürme, “resmi modele uymayanın dışlanması” heyecanla ortaya çıkarılmıştır. Başarılı bir “söylem analizidir”.

Ancak yalın bir gerçek şudur ki ideolojiyi(vitrinci resmi ideoloji) yine ideolojiyle(resmi olanı söken ideoloji) açıklayamazsınız. Çünkü “ideoloji”, “resmi” olanı da dahil olmak üzere tümden bir saptırma, yalan ya da gerçeğin ters yüz edilişi olarak görülemez. İdeoloji meşrebi ne olursa olsun gerçeğe öyle ya da böyle yaslanmak durumundadır. Bu sebeple “ideoloji” yerine masal demiyoruz örneğin.

Peki genç Cumhuriyetin öyle ya da böyle temas ettiği gerçeklik neydi?

Yıllar süren savaştan çıkmış, yoksul düşürülmüş, yağmalanmış bir ülkede “nitelikli emek ihtiyacı” başta olmak üzere oldukça ivedi sorunlar vardır.  Cumhuriyet kurulurken son on yılda nüfusunun %30’unu kaybetmiştir. Kadınlara hayatın her alanında, eğitimden sağlığa sanayiden tarıma acilen ihtiyaç duyulmuştur.

Başa dönelim. Okuma tutkusu diyorduk…

İşte bahsettiğimiz tarihsel dönüşümün en ilginç yanlarından biri de daha en başta bir zorunluluk olarak beliren “eğitimli, kamusal yaşama katılabilen kadın emeği ihtiyacının” yıllar içinde sıra dışı bir ayırıcı çizgiye dönüşmesidir. Sözgelimi 1938-1978 yıllarını kapsayan yaklaşık 40 yıllık dönemde kamu görevlisi kadın sayısı 22 kat artmıştır. Erkekler yalnızca 6 kat artmıştır. Ya da 1970’lere gelindiğinde Türkiye’de kadınlar, batıdaki birçok gelişmiş kapitalist ülkeden “uzman mesleklerde çalışma olanağı” açısından çok daha üst noktalardadır.(3)

Kısacası, Pakize’nin okuma düşlerini gerçek yapan, vitrinci, göz boyayan bir “resmi ideoloji” değil, modernleşmedir, Cumhuriyet’in gerçekleridir. Cennet’in okuma düşlerini yakarak yok edense, “vitrin kıranların”, tabu yıkanların “alternatif modernleşmesidir”; yurttaşlığın değil cemaat yapılarının ülkesidir. 

Notlar

1-     Pakize Türkoğlu, Kızlar da Yanmaz, Genç Cumhuriyet’te Köy Çocuğu Olmak, Türkiye İş Bankası Yayınları(2013), s.10

2-      http://ilerihaber.org/icerik/yanginda-hayatini-kaybeden-cennetin-gunlugunden-aladag-gercegi-82354.html

3-     75 Yılda Kadınlar Ve Erkekler, Türkiye İş Bankası Yayınları, s.30