14 Ağustos 2018 Salı
Emre Gürcanlı
Emre Gürcanlı 06 Haziran 2018 Çarşamba Tüm Yazıları »

Sendikalı olmak yaşamınızı kurtarabilir!

"Ölenlerin yüzde 1,21’si (2 işçi) sendikalı, 164 işçi ise (yüzde 98,79) sendikasız. Sendikalı işçiler kimya ve güvenlik işkolunda çalışıyordu. Diğer yandan ölen başka sendikalı işçiler de olabilir. Ancak kâğıt üzerinde olan sendikal üyeliklerinin gerçek bir örgütlülük olmaması ve birçok sendikanın ölen üyelerini sahiplenmemesi sonucu net bir bilgi verme şansımız olmadığını da belirtelim.”

İşçi sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin Mart ayı raporundaki en çarpıcı ifadelerden birisiydi bu. Hadi düzeltme payı koyalım, üzerine kuşkuculuğumuzu ekleyelim, ne yaparsak yapalım ölenlerin yüzde 90’den fazlası sendikasız işçi! Demek ki sendikasız çalışma demek, sağlıksız ve güvenliksiz çalışma, iş cinayetine kurban demek.

Peki sendikalaşma oranı ne acaba Türkiye’de? Hemen DİSK-AR’ın raporundaki verilere bakalım:

•    Resmi sendikalaşma oranı yüzde 12

•    Kayıt dışı işçileri de kapsayan fiili sendikalaşma oranı yüzde 10

•    Toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi oranı yüzde 7,3, özel sektörde ise sadece yüzde 5,5

•    Sendikalı işçilerin yaklaşık üçte biri toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında

•    2013-2017 arasında sendikalı işçi sayısı 1 milyondan 1,6 milyona çıkmasına rağmen, sendika üyesi işçilerin yaklaşık 450 bini toplu iş sözleşmesinden yararlanamıyor

•    Sendikalaşmada yaşanan artışın temel nedeni kamu taşeron işçilerin sendikalaşması, ancak büyük bölümü toplu iş sözleşmesi kapsamında değil

•    Sendikalaşmanın en düşük olduğu işkolları yüzde 2,9 ile inşaat, yüzde 3,4 ile turizm ve yüzde 5,1 ile büro işkolu

İSİG verilerine göre de Mayıs ayında yaşamını yitiren en az 166 işçinin, neredeyse tamamı sendikasız! Türkiye’de 2018 yılının ilk beş ayında en az 754 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi ve bu yazıyla uzun uzun yazalım yediyüzellidört işçinin yüzde 98’i sendikasız!!! 

Sendika her derde deva mı?

Hayır değil. Öyle bir iddiamız yok. Ama sendikal örgütlülük en azından en asgari insani koşullarda çalışmanın küçük de olsa bir garantisi. Şu örneğe bir bakalım ve biraz gerilere gidelim. Gideceğimiz yer öyle merdiven altı bir atölye veya sokak arasında bir inşaat değil, İstanbul Üniversitesi, Çapa Tıp Fakültesi! Taşeron işçisi Zafer Açıkgözoğlu, işe girdikten yaklaşık bir ay sonra tıbbi atıkları torbalarını çöp kutularına boşaltırken eline enfekte enjektör iğnesi batmış, 14.06.2013 günü ise çalışmaya devam ederken çok şiddetli yağmurun yağdığı o gün Acil Travmatoloji binasında, acil hastalara hizmet veren binanın kanalizasyon suları alt katta bulunan Çocuk Beslenme polikliniği ve Mikrobiyoloji laboratuarını basmış, poliklinikte diğer işçi arkadaşları gibi hasta dosyalarını kurtarmak için hiçbir güvenlik önlemi olmadan lağım sularının içinde saatlerce kalmıştı. Kendi işi olmayan sağlıksız koşullarda, kendisine dayatılan angarya sonucunda lağım kapağını açar açmaz bütün lağım suları eline yüzüne püskürmüş, saatlerce ıslak kıyafetlerle kalmıştı! Kendisine akut hepatit tanısı kondu. Ancak karaciğeri iflas etmişti, 26.06.2013 tarihinde de karaciğer nakli gerçekleştirildi. Ama vücudu nakil yapılan organı kabul etmedi ve yaklaşık 4 yıl önce Zafer aramızdan ayrıldı...

Yer aynı, olay aynı. Bu kez tek fark örgütlülüğün olması. Bir arkadaşımız o tarihlerde şöyle aktarmıştı bizlere olayı:

“Bugün (5 Ağustos 2015) öğleden sonra, İstanbul Tıp Fakültesi (ÇAPA) Cerrahi Bilimler binasının -1. katında kanalizasyon borusu patlaması nedeniyle yaklaşık  5-6m2 lik bir alanda 1m yüksekliğinde lağım suyunun biriktiğini öğrendik.  Biriken lağım suyuna temizlik işçilerinin müdahale etmesi istenmiş ama işçi arkadaşlar itiraz ederek haber verdiler. Olay yerine gittik bir kaç fotoğraf çektik, İSG uzmanına haber verildi. İSG uzmanı olaya temizlik işçilerinin müdahalesinin uygun olmadığını belirten bir tutanak kaleme aldı. İşçi arkadaşlarla bina idari amirine gittik ama olaydan habersiz gibi davranan bir görevliyle karşılaştık. Sonrasında hastane müdürüne gittik, İSKİ'nin kendilerine bir telefon uzaklıkta olduğunu hatırlattık ve temizlik işçilerine görev verilmesini kesinlikle kabul etmeyeceğimizi belirttik. Yaklaşık 45 dakika sonra İSKİ ekibi gelerek duruma müdahale etti."

Sendika veya en basit örgütlülük, sizin lağıma işten atılma korkusuyla sokulmanızı engelliyor en azından. İnsan yerine konmanızı sağlıyor veya bunun için mücadele ediyor. Sendika veya en basit işçi örgütlenmesi angaryaya, fazla mesaiye karşı sizi yetersiz de olsa koruyor. En basit sendikal örgütlenme sizin haftada 60 saat çalışmanızın önünde engel oluyor. 

Çalışma saatleri konusu gerçekten de üzerinde durulması gereken bir konu. OECD üyesi ülkeler arasında tam zamanlı çalışanlar değerlendirildiğinde, 2016 yılında Kolombiya’nın ortalama çalışma saati 50,1 saat iken, Türkiye için bu değer 49,3 saat olmuş, OECD ülkeleri ortalaması ise 40,4 saat. Yine OECD istatistiklerine göre Türkiye’de tam zamanlı çalışanların %81,58’i 40 saatten fazla çalışıyor,  OECD ortalamasına ise %63,95’tir (OECD, 2018a). 50 saatten fazla çalışan kişilerin oranında ise Türkiye birinci! Çalışanların %33.8’i 50 saatin üzerinde çalışıyor, hemen ardımızdan gelen Meksika’ya fark atıyoruz(orada %29,5 (OECD, 2018b). Aynı kaynak kişinin kendisine ayırdığı zaman için ise Türkiye ortalamasını günde 12,6 saat olarak veriyor, Türkiye burada son sırada yer alıyor. İşte en basit sendikal örgütlülük, kimi zaman sizin yaşamınıza yarım saat veya bir saat ekliyor. Basit demeyin, çocuğunuzu günde bir saat, ayda 20-30 saat daha fazla gördüğünüzü bir düşünsenize! Fazla çalışmanın işe bağlı hastalıklara, yorgunluk ve uykusuzluğun genel sağlığınıza ve yorgun bedenlerin, artan üretim hızıyla birleştiğinde yol açtığı iş cinayetlerine de bir bakın ve düşünün. 

Yüzde 2,9 sendikalaşma oranı ile en son sırada yer alan inşaat sektörünün, iş cinayetlerinde ilk sırada olmasını da bir yere not edin. Dev Yapı İş, İnşaat İş gibi sendikalar başta olmak üzere şantiyelerde filizlenen sendikal örgütlenmenin, yalnızca hak alma mücadelesi değil, aynı zamanda hayatta kalma, ölmeme mücadelesi olduğunu aklınızdan çıkarmayın. 

Bugün sendikal örgütlenme hiçbir zaman olmadığı kadar meşru, gerekli ve yaşamsal hale gelmiştir. İşçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili pek çok şey yazar, çizer tartışırız. Ama söylenecek pek çok şey bizi şu noktaya getirecektir: Yaşamak istiyorsan örgütlen!

Kaynaklar

http://disk.org.tr/2017/08/disk-ar-sendikalasma-ve-toplu-is-sozlesmesi-raporu/

OECD, Average annual hours actually worked per worker,
https://stats.oecd.org/Index.aspx?DataSetCode=ANHRS# 

OECD, Work Life Balance, http://www.oecdbetterlifeindex.org/topics/work-life-balance/ 
http://ilerihaber.org/yazar/sinif-dayanismasi-bir-olumu-nasil-onledi-31460.html