22 Eylül 2018 Cumartesi
Meltem Kolgazi
Meltem Kolgazi 05 Temmuz 2018 Perşembe Tüm Yazıları »

İstismar, yalan, faşizm…

24 Haziran seçimleri sonrası tartışmalar durulur durulmaz, seçim öncesi bıraktığımız korkunç Türkiye gerçeğine sert bir geçiş yaptık. Eylül ve Leyla isimli dünyalar güzeli iki çocuğun öldürülmesi üzerine ‘kamuoyu’ yine bir öfke kriziyle sarsıldı. Tam da seçim öncesinde bugüne benzer şeyleri konuşuyorduk. Ve toplumda yayılan intikam histerisinin AKP’nin faşizan politikalarına zemin hazırlayacağına dair bir vurgu ile cezaların ağırlaştırılması, idam ve hadım gibi uygulamaların çözüm olmadığını dile getirmiştim. Fakat seçim sonrası yeni bir zafer ilan etmiş ve yeni bir baskı dönemini açan AKP ile karşı karşıyayız. Bu yeni tablo AKP’nin yalanlarını daha rahat yaydığı ve faşizan uygulamalarını artıracağı yeni bir dönemi işaret ediyor. Bu yeni döneme de çocuk istismarı gibi toplumun en ‘duyarlı’ olduğu başlıktan giriş yapmak AKP’nin ilk adımı oldu. 
Çocuk istismarında artış!

“Çocuk istismarına karşı harekete geçiyoruz” havas ile hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi davranan AKP’nin çocukların yok edilmesinden nasıl başlıca sorumlu olduğunu ortaya koyan bir alıntı eklemek istiyorum (https://ekmekvegul.net/gundem/cocuk-istismari-3-kat-artti-davalarin-neredeyse-yarisi-cezasizlikla-sonuclandi ). 

- Adalet Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de çocuk istismarıyla ilgili dava sayısı, son 10 yılda yaklaşık 3 kat arttı. 

- Adli sicil kayıtlarına göre son 5 yılda çocuk istismarı dava sayısında yüzde 50 oranında artış var. 

- Çocuğun cinsel istismarında Türkiye dünya listesinde 3’üncü sırada... 

- TÜİK verilerine göre, 2015 yılında Türkiye’de işlenen suçların yüzde 46’sı çocuklara karşı işlenirken çocuğa şiddet ve cinsel istismar öne çıkıyor. 

- Adalet Bakanlığı’nın 2015 verilerine göre de yılda ortalama 17 bin istismar davası açılıyor, bu davaların yüzde 45’i mahkûmiyetle sonuçlanmıyor! 

- Adalet verileri, yılda ortalama 8 bin çocuğun cinsel olarak istismar edildiğini ortaya koyuyor. 

Bu tablonun üzerine, Ensar Vakfı’nı aklayan bir hükümeti, ‘bir kereden bir şey olmaz’ ve “küçüğün rızası” diyen bakanları,  “9 yaşında çocuk evlenebilir” açıklaması yapan

Diyaneti, tecavüzcülerin aklanması için yasa teklifi veren AKP milletvekillerini, hamile kalan 115 çocuğu saklayan yetkilileri ve onlara arka çıkan amirlerini, çocuk istismarının araştırılması için komisyon kurulması ile ilgili teklifin reddedilmesi için oy kullanan AKP grubunu ekleyin. 

Bugün AKP’nin ve onun müttefiki MHP’nin kuracağı bir hükümetten, bakanlarından çocuk istismarını engelleyici bir politika beklemek en azından saflık olur. Zaten seçim öncesinde yine hafızaları tazeleyecek olursak AKP’nin hazırladığı yasa tasarısını tartışıyorduk ve AKP’nin hiçbir uzmana danışmadan, bu alanda mücadele veren hiçbir kesimle en ufak bir diyalog geliştirmeden korkunç bir tasarı ile karşımıza çıktığını söylüyorduk. Ve hepimiz hatırlayacağız korkunç yasa tasarısının üzerine Erdoğan’ın “bir de buna zinayı dahil edelim” gibi akla ziyan bir açıklaması olmuştu. 

AKP’nin bir an önce yasalaştıracağız dediği tasarıda çocuk istismarına çözüm diye öne sürdüğü başlıklar neler? 

Genel olarak tasarıya baktığımızda AKP’nin öne çıkardığı iki başlık var: Cezaların ağırlaştırılması ve ilaçla geçici kastrasyon (hadım). 
Türkiye Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi’ne imza atmış bir ülke…Bu sözleşmeye göre çocuğa karşı şiddet söz konusu olduğunda çocuğa verilen zarar ölçüsünde cezaların artırılması gerekir. Şunu söyleyebiliriz, uluslararası sözleşmeler yok sayılıyor, cezalar hafifletiliyor ve yasalar uygulanmıyor. Mevcut tabloda adalet sistemi çocuk istismarı davalarının sadece yarısında ceza veriyor ve o cezalar da çok az olabiliyor. Tasarıda çocuğun cinsel istismarı suçunun nitelikli hali için öngörülen hapis cezasının üst sınırı, 20 yıldan 40 yıla çıkarılıyor. İstismar en yaygın aile içinde yakın ve uzak akrabalar tarafından gerçekleşiyor. Ağır cezalar ailelerin istismar olayını yargıya taşımak yerine saklamaya ya da aile içinde başka çözümler bulmaya sevk ediyor. Diğer taraftan ağır cezaların failleri engellemediğini tam tersi failin şikayet etmemesi için çocuğu ortadan kaldırmaya ya da bilen başka aile yakınlarını öldürmeye kalkışıyor. 40 yıl gibi müebbete denk gelen cezalar hakimlerin istismar yönünde karar almasını engelleyecek, yargının daha az cezalar vermek için arayışa girmesine neden olacaktır. Cinsiyetçi yargı mensupları ağır cezalar nedeniyle çoğu zaman beraat kararı vermektedir. Uzun yıllardır kadınların verdiği adalet mücadelesi bize cezaların ağır ve uzun olmasının değil, net ve kesin bir biçimde ifade edilmesi caydırıcı olmaktadır.
Hadım cezasını savunmak ya da çözüm olarak sunmak diğer taraftan cinsel saldırı suçlarını tamamen kontrolsüzlük, aşırı arzu olarak görmek anlamına geliyor. Hâlbuki tecavüz, çıplak şiddetin ve bilinçli bir şekilde zarar vermenin aracıdır. Tecavüz, kadının ya da çocuğun bedenine rızaya ihtiyaç olmaksızın her türlü müdahaleyi kendine hak görenlerin uyguladığı bir şiddet biçimidir. Bu zihniyet sistemin erkek egemen karakteri, cinsiyetçi yargı, dinci gericilik ve iktidarlar eliyle yaratılmakta ve sürdürülmektedir.
Bunlara karşı mücadele verilmeksizin salt cezaların artırılması ve kastrasyon çözüm olamaz. 

Bahçeli’nin “idamsa idam” açıklaması ile idam da yeniden toplum tarafından çözüm olarak tartışılıyor. İdam cezası talep etmek de cinsel saldırıları bir sistem sorunu olarak değil, bir ‘canavar’, bir ‘sapık’ tarafından işlenen suçlar olarak görmek anlamına geliyor. İdam cezasının yasal olduğu ve birçok kez idam cezasının uygulandığı ülkelerde çocuklara karşı cinsel suçların artmaya devam ettiğini biliyoruz. Diğer taraftan AKP’nin istismar meselesindeki ikiyüzlü politikaları, idam gibi bir cezanın söz konusu olması durumunda istismarcılardan çok muhalif kesimlere karşı bir tehdit olacağı açıkça görülüyor.  

Cezalandırıyormuş gibi yapmak!

Yasa tasarısında çözüm diye öne sürülen ve tartışılan yukarıdaki başlıkların yanında gölgede kalan önemli ayrıntılar var. Bu ayrıntılar yasa tasarısının göstermelik olduğunu ve sorunu daha da derinleştireceğini gösteriyor. Bunları maddeler halinde özetleyecek olursak;

1. Çocuk istismarı faillerine uygulanacak iyi hal indirimlerine dokunulmamış, üstelik çocuk istismarı suçunda zaman aşımı olmaz diye bir ifade yer almıyor. 

2. Çocuklara karşı cinsel istismar davalarının gizlilik esasına göre yürütülmesi öngörülüyor. Türkiye’de zaten istismar ve ensest vakalarının çok küçük bir kısmı yargıya taşınıyor. Bir de yargıya taşınanları da öğrenememe, ayrıca Ensar olayı gibi örgütlü suçlardan haberdar olamama tehlikesi var. 

3. Tasarıda istismar suçları 12 yaş altı ve üstü olmak üzere kademelendiriliyor. 12 yaş meselesini hatırlayacaksınız, daha önce kadınların mücadele ederek geçmesini engelledikleri eski ‘İstismar Yasası’nda da rıza yaşının 15’ten 12’ye düşürülmesi ve eski cinsel istismar davalarında istismarcının çocuk ile evlendirilmesi halinde cezanın affedilmesi yer alıyordu. Şimdi yine istismara karşı yeni yasa yapılıyormuş gibi yapılarak yeniden rıza yaşının düşürülmesi girişimi var. 

4. Akran cinselliğinin ağır bir biçimde cezalandırılması öngörülüyor. Akranlar arası ilişki söz konusu olduğunda tasarının korkunç ayrıntılarını özetleyen bir alıntı: “Şöyle örnek verelim; kız arkadaşı ile cinsel ilişkiye giren 15 yaşındaki çocuk 16-40 yıl hapis cezası istemi ile yargılanacak, 15 yaşını dolduran kızına tecavüz eden baba 10-15 yıl hapis cezası istemi ile yargılanacak. 11 yaşındaki öğrencisini öpen öğretmen müebbet hapis cezası ile yargılanırken, 16 yaşındaki öğrencisine tecavüz eden öğretmen 2-5 yıl ile yargılanacak ve bu da şikayete bağlı olacak. Sebep? Akranlar arasındaki ilişki “ahlaksızlık”, büyüklerin küçükleri istismarı “cinsel ilişki” de ondan!” 
https://www.evrensel.net/yazi/81300/ahlakliymis-gibi-adaletliymis-gibi 

Çocuklara yönelen şiddetle ve istismarla mücadele etmek için;

Öncelikle gerçek veriler ortaya çıkmalı. Devlet ensesti, cinsel şiddeti yok saymamalı, gizli kalmasına izin vermemelidir. 

Bir çocuk yaşı, bedensel ve zihinsel gelişkinliği ölçüsünde bir bireydir. Çocuk ne küçük erişkin, ne eksik akıl, ne de emre amade bir kuldur. Bu anlayış esas alınarak, çocuklara özel sosyal hizmet ağı kurulmalıdır. Her çocuğun zihinsel ve bedensel gelişimi takip edilmeli, fiziksel ve duygusal ihtiyaçları karşılanmalıdır. Devlet güvencesi altındaki bir sosyal hizmet ağı şeffaf çalışmalı, çocuklara yönelen ailesinden dahi olsa her türlü şiddeti engellemeli, gerekirse çocukları koruma altına almalıdır. Önleyici çalışmalar, düzenlemeler yapılmalı ve çocuklar devlet tarafından korunmalıdır. Uluslararası anlaşmalara göre çocukların korunması ile ilgili yükümlülükler yerine getirilmelidir. Şiddete uğrayan çocukların rehabilite edilmesi için özel programlar geliştirilmelidir. Tüm bunlar için özel bir devlet bütçesi ayrılmalıdır. 

Cezai yaptırımlar ancak kadınların toplumsal olarak zayıflatılmasına, kadınların ve çocukların bir nesne, bahşedilmiş bir kul olarak görülmesine ve erkek egemen güç ideolojisine karşı mücadele edersek işe yarar. Kadın cinayetlerine, cinsel saldırı davalarına bakalım. Biz mücadele etmeden adil yargılama gerçekleşmiyor bu ülkede… 
Yeni dönemde çocuk istismarının boyutunun daha da şiddetlenmesi kuvvetle muhtemel, toplumda oluşan duyarlılık ise AKP tarafından kendi faşizan politikalarının ve yalanlarının kabul görmesi için bir kılıf olarak kullanılacak. Bu tabloyu değiştirmek için mücadeleyi daha da yükselteceğimiz yeni bir döneme giriyoruz. Unutmayalım ‘İstismar Yasası’na geçit vermedik, AKP istismarcıları güya cezalandırıyormuş gibi yaparak yalanlarını ve sicilini unutturamaz.