15 Kasım 2018 Perşembe
Metin Çulhaoğlu
Metin Çulhaoğlu 27 Ekim 2018 Cumartesi Tüm Yazıları »

Cumhur ittifakı çatal kazık mı?

Son haftanın en önemli siyasal gelişmesi “cumhur ittifakı” denilen siyasal oluşumun en azından yerel seçim ayağının Bahçeli’nin çıkışıyla ağır bir darbe almasıydı. 

Siyasette böyledir, biliriz: Partiler ve liderler güncel gelişmeler üzerinden itişirler kakışırlar, ara sıra birbirlerine yakınlaşırlar ve böyle sürer gider. Bizler de bu güncel süreçleri izleyip değerlendirmeye, yakın dönemde olabilecekleri kestirmeye çalışırız. Ancak, belirli bir öğretiyi benimsemişsek ve belirli bir tarih anlayışına sahipsek bu süreçlerin temeline ya da geri planına da bakmak gerekir.

Oraya gelmeden, Erdoğan’ın ve saray rejiminin yaşadığını düşündüğümüz ciddi bir sıkıntıya kısaca değinelim. 

Erdoğan ve siyaseti istediğini elde etmiş görünmektedir. Bugün Türkiye’de tek adama odaklı, bu tek adamın dediği dedik çaldığı düdük olan, en hafif deyimle “otoriter” bir rejim vardır. Gelgelelim bu rejim, kendi felsefesi, siyaset anlayışı ve diğer özellikleriyle pek bağdaşmayacak şekilde birtakım kritik uğraklardan da geçmek zorundadır: Referandumlar, genel seçimler ve yerel seçimler…         

Başka bir deyişle, rejimin ve başındaki kişinin doğası ile bunların her şeye rağmen “seçmen onayına” bağlı olması arasındaki açı birileri için sıkıntı kaynağıdır. 

Önümüzdeki yerel seçimlerin “ikinci bir kararnameye kadar” ertelenmesi olasılığını bir yana bırakırsak, bu seçimlerde rejimin önemli kimi büyük illeri kaybetmesi kendi otoritesini çizecek mahiyette bir gelişme olacaktır.

Şapkadan yeni tavşanlar çıkarılmazsa rejim böyle bir riski göze alabilecek durumda değildir ve bugünkü verilerle bakıldığında rejim, ittifakın “bozulduğu” söylenen bu ayağını bir şekilde onarmak ya da ikame etmek için mutlaka bir şeyler yapacaktır.    

***
Türkiye’de bugünkü düzenin sürmesi (kimileri için “beka sorunu”), dincilikle milliyetçiliğin belirli bir alaşımını mutlak anlamda zorunlu kılmaktadır. Ne sadece dincilik ne de sadece milliyetçilik; ikisi bir şekilde bir arada ve iktidarda olmalıdır. Türkiye’de düzenin bu ikisinin başrollerde yer almadığı “liberal” bir yapılanmayla da kendini sürdürebileceği iddiası, en fazla ülke gerçeğinden büsbütün kopuk “üst akıl aslında neyi ister” türü zihin egzersizlerinin konusu olabilir. 

Asıl konumuza dönersek; rejim ve lideri mevcut düzenin dayattığı bu zorunlulukla ilgili tekelci bir anlayışa sahiptir. Kendisinin merkezde durduğu her ittifak, önünde sonunda müttefikin soğurulması, elindeki bayrağın alınması, o tarafın yok edilmesi ya da büsbütün etkisizleştirilmesi hesabına dayanmaktadır. 

Rejimin MHP ittifakı, milliyetçilik bayrağının bu partide kalabileceği kabulüne dayanır gibi görünmesine rağmen geri planda iki hesap içeriyordu: O bayrağın o partinin elinden alınması ve bürokraside olsun başka yerlerde olsun geleneksel laik-Kemalist kesimlere biraz daha hoş görünme çabası…  

Bizce, MHP de müttefikinin bu niyetini bilmektedir; bildiği için de son dönemde el yükseltme ve daha fazlasını koparma zamanının geldiğini düşünmüştür.   

Cumhur ittifakının yara alması konusunda yapılabilecek en hatalı yorum ise şu olacaktır: Bir zamanlar “milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık” demiş olanların daha sonra üzerlerine aldıkları bu milliyetçilik kamburundan kurtularak yeniden fabrika ayarlarına dönmeleri ve (bu vesileyle) örneğin Kürt sorununda yeni bir çözüm masası kurulabileceği beklentisi… 

Oysa bize göre rejim ve lideri milliyetçilik kamburundan kurtulmak şöyle dursun, bu bayrağı da tekeline almak niyetindedir ve “milliyetçiliğin ne kadarı olacaksa onu da ben yaparım” demektedir.  

***

Süleyman Demirel 70’li yıllarda koalisyon hükümetlerine olan mesafesini bu hükümetleri “çatal kazık” şeklinde niteleyerek ifade etmişti; ama sonra kendisi de koalisyonlar kurmak zorunda kalmıştı. 

Bugünkü rejim de cumhur ittifakını bir tür çatal kazık sayıyor olabilir; ama “beka sorunu” açısından milliyetçilik de mutlaka gerekiyorsa, o bayrağı kendi tekeline alıncaya kadar çatal kazığın artık ne kadarsa batıcı ve acıtıcı yanlarına katlanmak zorunda kalacak, “cumhur ittifakının” yerel seçimlerde de bir şekilde geçerlilik kazanmasının yollarını arayacaktır.