Bunları ötekileştirelim!

Yaklaşık 8-10 yıl hızlı AKP destekçiliği yaptıktan sonra birkaç yıldır bir o kadar hızlı AKP karşıtlığı sergileyen, büyük bölümü eski solcu ya da halen solda olduğunu söyleyen, ancak genellikle “liberal” diye tanımlanan kişileri kastediyoruz.

Bunlara güvenilir mi?

Soru böyle. Ama önce bu sorunun kendisini sorgulamak gerekir. Çünkü yanlış çağrışımlar yaptırabilir: Sanki çok matah kişiler, ciddi bir birikimin taşıyıcıları… Aslında biz de bunları yanımızda görmek istiyoruz… Ama henüz tam güvenemiyoruz…

Bunları akla getirebilir.

Mesele bu değil.

Soruyu böyle “düzeltelim” ve yanıtını verelim: Güvenmek şöyle dursun, tüm marifetlerini AKP karşıtlığı için seferber etseler, hatta icabında Erdoğan’a karşı beş nokta kalp patlatan avuç tekniği uygulayacaklarını taahhüt etseler bile kendilerine itibar edilmemelidir.

Kastettiğimiz, elbette, AKP’den dönüş yapan bu kesimle Türkiye’nin sosyalistleri arasındaki ilişkidir. Söz konusu kesime itibar etmemesi, hatta tamamen dışlaması gerekenler sosyalistlerdir, başkaları değil. Başkaları, bu eküriyi istedikleri gibi, tepe tepe kullanabilirler.

Çok mu sert ve dışlayıcı oldu?

Nedenlerini anlatmaya çalışalım.

***

Türkiye’de pek çok alanda çürüyüş var, biliyoruz. Konumuz açısından ikisi üzerinde duralım: Akademi dâhil düşünsel-entelektüel alan ve medya. İlk alanda, tarihsellikten ve bütünsellikten koparılıp önemli ölçüde “postmodernize edilmiş” siyasal, sosyolojik, antropolojik, kültürel vb. fikir kırıntılarının “derin” sayılıp baş tacı edilmesi, günümüzün bir gerçeği, çürüyüşün tezahürüdür.

Bir bu var.

İkinci alanda, medyada, çürüyüş daha ileri derecelerdedir. Medya dendiğinde, buradaki küçük ve nispeten temiz adacıklar bile bataklıkla kuşatılmıştır. Bataklık, nispeten temiz kalana da yer yer nüfuz edebilmektedir. Bu alanda rağbet, basitleştirmelere, kabalaştırmalara, popüler olana, ilk duyulduğunda çarpıcı ve tivitlenmeye uygun bulunanadır…

İkincisi de bu oluyor.

Şimdi, birinci alandan derlenmiş fikir kırıntılarının ikinci alana daha da popülarize ve vülgarize edilerek boca edilmesi söz konusudur ve buradan katlanmış bir çürüme durumu çıkmaktadır. Önde gelen aktörleri de, düne kadar AKP destekçiliği yapıp bugün karşı saflara geçen eski solcu-sosyalist liberal cemaatin üyeleridir.

Yakın geçmişte, AKP’nin yukarıdan (emperyalist merkezler, AB vb.) ve aşağıdan (seçmen) aldığı destek karşısında gözleri kamaşmış, bu treni kaçırmama telaşıyla birinci alandan derledikleri fikir kırıntılarını gerekli gördükleri popülerleştirmeyle birlikte zaten bir başka çürüme alanı olan medyaya taşımışlardır.

Bugünse, AKP’nin hem yukarıdan hem de aşağıdan aldığı desteğin eridiğini düşünerek kalkmaya hazır bir başka trenin istasyonda beklediği sonucuna varmışlardır. Şimdi, bu trene yetişmeleri gerekmektedir. Yapmaları gereken de, bir önceki trene yetişirken kullandıkları fikir kırıntılarını rötuşlayıp başka bir çerçeveye oturtmaktır. Dün, “merkez-çevre teorisi”, Jakobenlik, elitlik, tepeden inmecilik, darbecilik gibi sözde bu ülkenin tarihine uyarlanmış temalar revaçtaydı. Şimdi, işin bu boyutlarını boş verip daha evrensel “demokrasi”, “hoşgörü”, “kuvvetler ayrılığı”, “yargı denetimi” gibi temalar üzerinde durursun olur biter…

Ha bir de burunlarından kıl aldırmazlar: “Dün asker vesayetiyle hesaplaşılıyor diye öyle yapmıştık, doğru yaptık, o iş bitti, şimdi…”

“Asker vesayetiyle hesaplaşma” denen şeyin bugün karşı çıktığınız durumun bir parçası, ön hazırlığı olduğunu öyle çok değil 4-5 yıl önce hiç göremediyseniz ne diye ortalıkta akademisyeniz, aydınız, kanaat önderiyiz, şuyuz buyuz diye geziniyorsunuz ki?

Anlaşılan, entelektüel birikimlerini bu kez Türkiye’nin “liberal yeniden yapılanması” için seferber edecekler. Burunları iyi koku alır.

Yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır.

Dün AKP’ye belirli bir meşruiyet sağlanmasındaki katkıları ne kadar önemli idiyse, şimdikinde de o kadar önemli olacaktır.

Yani o kadar da önemli olmayacaktır.

O zaman neden bu kadar ciddiye alıyoruz ki?

Alalım ki temiz kalalım, bize bulaşmasın; daha iyi anlayacakları bir dille söylersek, bu kesimi kendimize göre bir güzel ötekileştirelim!