15 Kasım 2018 Perşembe
Metin Çulhaoğlu
Metin Çulhaoğlu 30 Ekim 2018 Salı Tüm Yazıları »

Birini alınca diğerleri mecburi mi?

Solcular biraz saf mıdır?

Öyle oldukları pek söylenemese bile saf yanları vardır. Bu yanlar, özellikle iki ayrı taraftan sıkıştırıldıklarında ortaya çıkar.  Sıkıştıran taraflardan her ikisinin de belirli bir “doğrusu”, “haklı yanı” olabilir; işte bu yan kabul edildiğinde gerisi gelir: O haklılık teslim edildiğinde yanında bir sürü ıvır zıvır dayatılır, “madem öyle bunlar da mecburi” denir…

***

Saray Rejimi Cumhuriyet’i kemiriyor, bir dönemin kazanımlarını teker teker yok ediyor diye o döneme ait ne varsa hepsini baş tacı etmek zorunda mıyız?  

“Solcu” geniş bir kavram, “sosyalist” diyelim: Bir sosyalistin “Andımız” denilen ve okullarda okutulan metne sahip çıkıp bunun uğruna ortalığı velveleye vermesinin bizce anlaşılabilir herhangi bir yanı yoktur. Türkiye başka tek bir etnik grubun ve halkın bile yaşamadığı, tamamen Türklerle meskûn bir ülke olsaydı da “Andımız” sosyalistler tarafından savunulamazdı.

Ulus devlet inşa sürecinin yan ürünlerinden biri sayılması gereken “Andımız” yerinde durduğunda özel bir mesele yapılmayabilir, ille de kalksın diye özellikle uğraşılması gerekmeyebilir; ama birileri kaldırmak istiyor diye, salt bunun için sahiplenmenin bir anlamı da yoktur.

Bu arada geçerken not edelim: Başka hiçbir “ileri” ülkede görülmeyen, salt Türkiye’ye ve Kemalist döneme özgü bir garabet sayılmamalıdır. Örneğin ABD’deki orta dereceli okullarda öğrenciler her Pazartesi sabahı ilk ders başlarken “Bayrağa Bağlılık” andı okurlar (Pledge of Allegiance to the Flag). Kaldırılacağını sanmıyoruz; ama birileri kaldırmaya kalkarsa ABD’li komünistlerin ve sosyalistlerin vay diye kıyameti koparacaklarını da hiç sanmıyoruz.

Lütfen kimse “onlar gelişmiş kapitalist ülke, azgelişmiş ülkelerde milliyetçilik hoş görülebilir” demesin…

***

Sonra, ya “Andımız”ı kaleme alan Reşit Galip’in yanına fırsattan istifade bir de Şükrü Saraçoğlu’nun itelenmesine ne demeli?

Saraçoğlu Atatürk yaşarken ve sonrasında çeşitli bakanlık görevleri üstlenmiş, ardından Başbakanlık yapmıştır.

Böyledir diye sahiplenmemiz mi gerekiyor?

Sahiplenmek gericiliktir, geriye gitmektir. Üstelik bu geriye gidişi yıl olarak ifade etmek de mümkündür: Tam 74 yıl… Çünkü dönemin bir avuç komünisti, başta Mihri Belli, 1944 yılında Saraçoğlu’nu “faşist” olarak niteleyen pankartı bir caminin minareleri arasına asmaya çalışmıştı. Saraçoğlu’nun, Başbakanlığı sırasında, Nazilerin Türkiye Büyükelçisi Von Papen ile hangi özlemleri paylaştığı da bilinmektedir (bkz, Niyazi Berkes, Unutulan Yıllar, İletişim Yayınları, 5. Baskı, 2014, özellikle s. 232).

AKP Cumhuriyet’i yok etti/ediyor ya, o zaman önce “Andımız”ı alacaksın, yanında Saraçoğlu ve başka şeyler de mecburi!

Sahi, bu kadar “saf” mıyız?

***   

Sıkıştıran, başka bir taraf daha var.

Burada da Kürt halkının haklı davasını ve mücadelesini, demokratik özlemlerini haklı gördüğünüzde yanında mecburen almanız gereken başka bir şey vardır: Ulusal devleti, birilerinin kafasından çıkan “kötü bir fikir” gibi görecek, “keşke hiç olmasaydı” diyeceksiniz…

Oysa ulusal devlet birilerinin kafasına esen kötü bir fikir değil, kapitalist üretim tarzının tarihsel gelişiminin dayattığı bir zorunluluktu.   Öbür türlü olsaydı 16. yüzyıldan başlayarak 19. yüzyıl sonlarına uzanan geniş bir tarihsel dönemin çeşitli uğraklarında bu fikrin farklı ülkelerdeki insanların aklına nasıl olup da düşüverdiği son derece ilginç ve derinlikli bir araştırma konusu olurdu…

Bugün eleştirirsiniz, eksikliklerine, açmazlarına işaret edersiniz; ama tarihsel-nesnel temellerini hiç görmeyip efkârı garibe (tuhaf fikirler) ürünü sayamazsınız.

Bir de, sosyalizm gibi bir amacınız varsa,  İzmirli işçiyle ile Batmanlı işçinin sosyalizm için aynı mücadele süreci içinde buluşmasını sağlayacak bir zemin (bugün ve görünür gelecekte) bulamazsınız.