20 Ağustos 2018 Pazartesi
Can Aksel Akın
Can Aksel Akın 25 Mart 2018 Pazar Tüm Yazıları »

Bir İtalyan, bir Rus, bir İngiliz besteci ve düşünceler

İtalyan besteci Venedikli Antonio Vivaldi, bir barok dönem bestecisidir. 1680-1743 tarihleri arasında yaşadı. Zor bir çocukluk geçirdi. Venedik’te ünlü kemancı bir babanın tek müzikçi çocuğuydu. Ailesinin toplam on çocuğundan ikincisiydi. Müziğe çok küçük yaşta başlamış, bir süre sonra da babasının orkestradaki rahlesinde rahatlıkla keman çalabilmekteydi 12 yaşına kadar müzik teorisi alanında eğitimini az tanınan ustası Giovanni Legrenzi’den alacaktı. Legrenzi öldükten sonra eğitimi kesilecek, ancak araştırmalarına kendi başına devam edecekti. Müzik yaratıcısı olarak barok dönem İtalyan müziğinin en önemli temsilcilerinden olacaktı.

Rahiplik mesleği, barok dönemde Venedik’de saygın bir toplumsal konuma sahipti. İş yeri de oldukça güvenliydi. Antonio Vivaldi, bu yüzden aynı zamanda rahiplik eğitimi de almıştır. İleriki yıllarda Kızıl Rahip olarak da adlandırılacağı “Ospedale della Pietà“ da çalışmaya başlamıştır bu eğitimi sayesinde.

Vivaldi, orkestra şefliğinin yanı sıra sadece keman değil, viyolonsel ve viola d’amore dersleri de verdi bu kurumda. Maaş bordrolarından, bu enstrümanları da ders verebilecek kadar iyi hakim olduğunu biliyoruz. Venedik’teki yetim kız yurtlarından biri olan “Ospedale della Pietà“ da, çalıştırdığı ve yönettiği yetim kızlar orkestrası, İtalya çapında ünlenecek ve tüm İtalya’ya turneler gerçekleştirecektir...

Besteci 1743 yılında yeni konserler ve Avusturya kraliyet ailesiyle bağlantılar için gittiği Viyana'da öldüğünde geriye 50 operası, 444 konçerto veya konçerto grosso ve birçok oda müziği ve klise için eserlerden oluşan dev bir repertuvar bırakmıştı.

Rus besteci Peter İlyiç Çaykovski (1840-1893), geç romantik dönem müziğin en önemli bestecilerindendir. Sanatçının besteci olması ve kendini müzikle ifade edecek olması yaşamındaki birçok kritik aşamayı atlatmasını gerekli kılmıştır. Çaykovski’nin hassas bir kişilik yapısı vardı. 1859 yılında Çarlık Rusyası Adalet Akademisi’nden mezun olması ve memur olarak göreve başlaması, annesinin kendisi için hayalini gerçekleştirme yolunda çabasıydı. Kısa süre içinde bu kurumdaki işinden nefret etmeseydi ve kendine hayal ettiği gibi yeni bir hayat arayışı içerisine girmeseydi, bugün bu büyük ustanın milyonlarca insana mutluluk ve umut veren, düşünmeye sevk eden eserleri var olmayacaktı.

Çaykovski’nin büyük tutkusu müzikti. Bu tutku, öncelikle çocukluğunda aldığı müzik derslerinin etkisiyle gelişti. Memuriyetinin başında, Nikolaj Zaremba’nın Rus Müzik Cemiyeti’ndeki seminerlerine kayıt oldu. Ardından St. Petersburg Konservatuvarı kurucusu ve müdürü de olan ünlü piyanist, besteci ve orkestra şefi Anton Rubinstein’ın bestecilik öğrencisi oldu. İki yıl içerisinde Adalet bakanlığındaki işinden tamamen ayrılmıştı. Konservatuvarda tam zamanlı öğrenci oldu. Armoni ve bestecilik dışında, piyano ve flüt dersleri de aldı. Konservatuvar orkestrasında da çalıyordu artık. 1865 yılında, henüz 25 yaşında genç bir besteciyken ünlü besteci ve orkestra şefi Johann Strauss, Çaykovski’nin karakter danslarını yönetiyordu.

Çaykovski senfonileri, konçertoları, başta baleleri gelmek üzere sahne eserleri, lied ve oda müzikleriyle geniş bir repertuvarda Rus müziğinin damgasını, geç romantik döneme vurmasını sağlamış bir bestecidir. Büyük orkestraların konser programları, Çaykovski’siz düşünülemez.

Son bestecimiz İngiltere’den. 1880’li yıllardayız. Ünlü besteci, organist ve orkestra şefi Gustav Holst çocuk yaşta piyano derslerindedir. Babası müzikçi Adolphous Holst, yeteneğini keşfettiği küçük Gustav’ın iyi bir piyanist olmasını istemektedir. Gustav’ın beste yapmasını ve en sevdiği, kendisi için örnek aldığı Edward Grieg’in eserlerini çalmasını yasaklar... Artık sadece gece yarısı gizlice ve babasının evde olmadığı zamanlarda beste yapabilecektir. Bir süre sonra kolundaki bir sinir iltihaplanması kronik hale dönüşünce babasının onun üzerindeki piyanist olması yönündeki hayalleri de suya düşecektir.

Adolphous Holst oğlunun bestecilik yeteneğini ancak sonraları kabul eder. Artık birçok şey daha kolaydır Gustav için. Oxford’da iki aylık bir armoni ve kontrpuan kursunun ardından, 1893 yılında “Royal College of Music”de kompozisyon eğitimi almaya başlar... Bestecinin özellikle koro için eserleri ve “Gezegenler” süiti ünlüdür. İngiliz müziği dendiğinde Rönesans bestecisi William Byrd’ün ilerlemelerinin ardından, 20. yüzyılda Benjamin Britten ile birlikte sıralabilenecek en önemli besteci kişiliklerindendir.

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl müziğe neler getirecek? Yeni seslerin yaratıcılarının Vivaldi, Çaykovski veya Gustav Holst benzeri zorluklar yaşamaları gerekiyor mu? Nasıl bir başlangıç hazırlamalıyız geleceğin sanatçılarına? Sanat eğitimi tek başına bireylere ve özel sektöre bırakılamayacak kadar önemli, narin bir konudur. Sanatçı eğitimi planlanmalıdır. Sanat, sadece kültürel olarak verimli topraklarda yeşerir. Kimileri sanatı bir kuşa da benzetir. Üzerinde titrenmediğinde, ilgi gösterilmediğinde kendine değer verilen yerlere uçar gider...