16 Aralık 2018 Pazar

PRENSİN ÖLÜMÜ&ŞEYTANIN SAATİ - FERNANDO PESSOA 

Portekiz edebiyatının yetkin kalemi Fernando Pessoa’nın ölümünden sonra keşfedilmiş iki diyalog-metin, ilk kez Türkçeye kazandırılan Prensin Ölümü ile Şeytanın Saati bu kitapta bir araya geliyor.

Dramaturjisi ve teatral dinamiğiyle ön plana çıkan, dramatik yapının adım adım zirveye yaklaştığı metinlerde kişiler sürekli kimlik, kimliklerse yer değiştirir. Zihinlerindeki imgelere dalınır, mitler ve metafizik düşünceler gözden geçirilir, diyaloglar harmonik bir yapıya bürünür. Baş döndürücü bir dinamiğe sahip fragmanlar arasından sızan ölüm sessizliği ve delilik, teatral ruhu koruyan muğlak bir sahnelemeye dönüşür.

Tarihin ve mitolojinin derinlerinden uzayın derinliklerine, tanrılara ve şeytana uzanan bu yolculuk, şair sıfatıyla anılagelen Pessoa’nın dramaturg kimliğine iade-i itibar kazandırırken, okurunun zihninde de kapılar açıyor.

KÜNYE: Prensin Ölümü&Şeytanın Saati, Fernando Pessoa, Çevirmen: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, Kasım 2018, 92 Sayfa. 

DİRİLEN ÖFKE - RICHARD K. MORGAN 

Dirilen Öfke ile birlikte Takeshi Kovacs’ın macerası nihayete eriyor! Takeshi Kovacs eve döndü. İki kez.Quellist devrimin kazanımları kaybolmuştu. İlk Aileler, şirketler ve yakuza, Harlan Dünyası’nı iliklerine kadar sömürmenin yolunu arıyordu. Kovacs ise katledilen rüyalarının intikamını almak için geri dönmüştü. Söylentilere göre, Quellcrist Falconer da öyle…kinci bir isyanın söylentileri, makinelerin ele geçirdiği New Hokkaido’nun teknolojik gerilemesi ve Quell’in ölümden dönüşüne ve özgür bir dünyaya duyulan hasret karşısında bir siyasi entrika fırtınası kopmak üzereydi. Fakat isyanla karşılaşan İlk Aileler harekete geçecek ve isyanın kökünü kazımak üzere Kovacs adlı genç ve vahşi Kordiplomat’ı depodan çıkaracaklardı… kendini isyanın göbeğinde bulan daha yaşlı, yorgun ve suçlu ikinci bir Takeshi Kovasc’la beraber. Kesin olan bir şey vardı, Takeshi Kovacs adında biri ölecekti. Sonsuza dek.

KÜNYE: Dirilen Öfke, Richard K. Morgan, Çevirmen: Aslıhan Kuzucan  , İthaki Yayınları, Kasım 2018, 584 Sayfa. 

İÇİMİZDEKİ HAYVAN - EMILE ZOLA 

Emile Zola, iki ailenin beş kuşak hikâyesi üzerinden Fransa’nın İkinci İmparatorluk dönemini (1852-1870) anlatan yirmi kitaplık bir dizi üzerinde çalışmaya başladığında yıl 1869’dur. Zola, hayatını yalnızca kalemiyle kazanmaya karar vererek ilk romanlarını yayımlamış olan 29 yaşında bir yazardır ve imparatorluk, kaçınılmaz çöküşüne doğru giden son çılgın günlerini yaşamaktadır. Sonrası, hakikate ve yazının gücüne inanan bir edebiyatçının çeyrek asır süren ağır işçiliğidir.

İçimizdeki Hayvan, Zola’nın “Rougon ve Macquart Aileleri: İkinci İmparatorluk Döneminde Bir Ailenin Doğal ve Toplumsal Tarihi” adını verdiği dizinin on yedinci kitabıdır ve Zola bu romanda, İkinci İmparatorluk döneminde olağanüstü bir gelişme gösteren ve kendisini büyüleyen demiryolu dünyasıyla imparatorluğun en yozlaşmış kurumlarından olan yargıyı karanlık bir cinayet öyküsü üzerinden bir araya getirmeyi tasarlar.

İhtirasın ve suçun sınırında yaşayan karakterleriyle, demiryolunun simgelediği gelişmenin, insanın içindeki hayvani, acımasız ve ilkel yönü yok edemediğini gösteren Zola, toplumun hiçbir kesimini bu keskin eleştiriden muaf tutmaz. İşin kötüsü, adaleti sağlaması gereken yargı, gücün yanında saf tutup hakikate gözlerini yumarak kendi kendisinin karikatürüne dönüşmüştür.

Romanın dramatik gücü sinemacıların da ilgisini çeker, büyük yönetmenler kuşağından Jean Renoir’ın aynı isimle 1938 yılında çektiği film Fransız sinemasının ilk kara filmlerinden sayılır.

Yordam Edebiyat, Emile Zola’nın romanlarını ülkemizin en yetkin Zola çevirmeni Hamdi Varoğlu’nun lezzetli Türkçesiyle okurlara sunuyor.

KÜNYE: İçimizdeki Hayvan, Emile Zola, Çevirmen: Hamdi Varoğlu, Yordam Kitap, Kasım 2018, 384 Sayfa. 

ZİHNİN UCU BUCAĞI BİLİNÇ ve DÜNYA BİR MİDİR? - RICCARDO MANZOTTI, TIM PARKS 

Bilinç nedir ve nerededir? Beynin içine baktığımızda bilince benzer bir şey göremiyoruz, buna rağmen egemen görüş bilincin “kafamızın içinde” olduğu yönünde. Hatta bütün gerçekliğin beyinde olduğunu, dış dünyanın bir yanılsama olduğunu savunanlar da var.

Filozof ve robotik mühendisi Riccardo Manzotti ise bu egemen “içselci” görüşün insanları ayrıcalıklı bir konuma yerleştirerek doğanın geri kalanından ayırdığını ve dünyaya yabancılaştırdığını öne sürüyor. Ona göre bilinç ya da bilinçli deneyim kafamızın içinde, dünyadan bağımsız bir şekilde “beliriveren” özel ve gizemli bir fenomenden ziyade, doğal, fiziksel dünyanın bir parçası, hatta onun ta kendisi. Bir elma gördüğümde, diyor Manzotti, ben o elmanın ta kendisiyim.

Bu diyaloglarda, roman ve denemelerinden tanıdığımız Tim Parks, Riccardo Manzotti ile bilince dair bu sıradışı teorisinin detayları hakkında konuşuyor. Parks’ın yerinde yorumları ve isabetli sorularıyla hem esprili hem de “zorlu” geçen bu sohbeti, düşündürücü soruları rahatlatıcı cevaplara yeğleyen açık zihinli okurlarımızın keyifle okuyacağını umuyoruz.

KÜNYE: Zihnin Ucu Bucağı Bilinç ve Dünya Bir Midir?,  Riccardo Manzotti, Tim Parks, Çevirmen: Özde Duygu Gürkan, Metis Yayıncılık, 168 Sayfa. 

SİNEMA TOPLUM SİYASET - LEVENT YAYLAGÜL

Yazar, elinizdeki kitapta okurunu Türk sineması üzerinden tarihten güncele bir yolculuğa çağırıyor. İrdelediği film içeriklerini tarihsel ve toplumsal boyutlarıyla ele alan yazar, sinemanın serüveni üzerinden modern Türkiye tarihinin bir panoramasını sunuyor. Türk sinemasının yüz yıllık tarihini; Atatürkçülük, ulusal sinema, milliyetçilik, sanatta muhafazakârlık, Kürt sorunu, 12 Eylül, sansür ve aydın sorunu temaları altında mercek altına alırken, Türk sinemasının şekillenmesinde tarihsel ve toplumsal koşullarla güncel siyasetin ne kadar belirleyici olduğunu vurguluyor.

27 Mayıs 1960’tan sonra Türk sinemasında ortaya çıkan kuramsal tartışmalar ve özellikle ulusal sinema yaklaşımı, 12 Eylül askeri darbesi ile yaratılmak istenen toplum düzeninin sinema üzerindeki etkileri, toplumun muhafazakârlaşması bağlamında sanatın muhafazakârlaşmasının ne anlama geldiği yazarın odağına aldığı sorunlar arasında. Sinemayı çok yönlü tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel, teknolojik ve endüstriyel bir olgu olarak ele alan bu eser, filmlerin teknik ve estetik özelliklerinden ziyade hangi filmler aracılığıyla topluma ne anlatıldığı sorusuna odaklanmasıyla kendisini benzer çalışmalardan ayırıyor. Türk sinemasının tarihsel ve toplumsal bağlamı üzerine temel bir kaynak…

KÜNYE: Sinema Toplum Siyaset, Levent Yaylagül, Dipnot Yayınları, 2018, 280 Sayfa.