15 Kasım 2018 Perşembe

YABANCI - COLIN WILSON

"Yabancı kaosa uyanan kişidir." - Colin Wilson

Colin Wilson’ın kendi yabancılık deneyiminden hareketle iki yıl boyunca Britanya Müzesi kütüphanesine kapanarak yazdığı, 1956’da yayımlandığında büyük sansasyon yaratan ve otuzdan fazla dile çevrilen felsefi-edebi incelemesi Yabancı varoluşçuluğun “Nasıl yaşamalı?” sorusunu enine boyuna kat ediyor. Edebiyat, sanat, felsefe ve dinsel deneyimin hakikatlerini merkeze aldığı varoluşçu fenomenolojiyle romantizmden modernizme, mistisizmden çağdaş psikolojiye kapılar açıyor.

Sartre ve Camus’den Nietzsche ve Van Gogh’a, Dostoyevski ve Hesse’den Blake ve Gürciyev’e uzanan bir çizgide düşünceyle yaşamın, yaratıcılıkla yalnızlığın trajik çelişkisini Batı’nın hem çöküş hem de çıkış simgesi olan “Yabancı”larla sorguluyor Colin Wilson. Kaosun, bilmemenin ve yanılsamanın eşiğinde dünyaya, tarihe, insanlığa, topluma yabancılaşan bu “garip” figürlerin içgörüleriyle “gerçek yaşam”ın peşine düşüyor. Varoluşçu pesimizmin, belirsiz toplumsal muhalefetin ve “kaybeden edebiyatı”nın ötesine bakıyor.

Yabancı’nın hayatın içinden gelen hakikat çağrısı felsefenin temel sorusunu bize yeniden hatırlatıyor: “Aslında bütün mesele neydi?”

Yabancı, Colin Wilson, Çev: Cihan Barış Özkan, Notos Yayınevi, 2018.

SİYASETTE VE TOPLUMDA NARSİSİZM, AYARTMA VE İKTİDAR - BARBEL WARDETZKI

“Politik liderin ‘açık narsisist’ rolünü, memnuniyetsiz, incinmiş halkın da “ekhoist” [narsistin aşığı ve tamamlayıcısı] rolünü üstlenmesi… lideri yetersizlik duygularından kurtarır ve kendi ihtişamını tam anlamıyla yaşamasına imkân verir. O güçlü adam olduğu için, halk kendi sorumluluğunu ona aktarır, böylece kendi kararlarını vermek ve çaba harcamak zorunda kalmaz. İki tarafın da avantajı vardır. ‘Narsisist’ büyür, ‘ekhoist’ de onun arkasına saklanabilir ve onun başarılarından faydalanabilir.”
“Parlıyorum, cezbediyorum, etkiliyorum, korkutuyorum – o halde varım.” Narsisizm konusunda uzmanlaşmış psikiyatrist-yazar Bärbel Wardetzki’ye göre zamanımızın ruhunu özetleyen düstur, budur. Egoyu parlatmak uğruna her şeyin mübah görüldüğü, narsisistik özellikli bir dünyada yaşıyoruz. Aslında, “dozunda” narsisizm, her bireye lâzım, yazara göre. Ancak özdeğer duygusu abartılı bir hal aldığında, “zararlı, sağlıksız” bir narsisizmin alanına giriliyor. Günümüzde medya ve internetin de tahrik ettiği bu sorunlu narsisizm, hayatın her alanında kendini gösterdiği gibi, politikaya da damgasını vuruyor. Kitabın odaklandığı mesele de, burası: politik narsisizm ve “güçlü lider” karizması etrafında gelişen popülizm. Faşizan bir popülizmin ve yabancı düşmanlığının dünyanın birçok yerinde güçlenmesinin, narsisizm “modasıyla” nasıl bağları var? “Güçlü adama” duyulan özlem, ne gibi narsistik özlem ve yaraları anlatıyor? Narsisistleri bu kadar çekici kılan nedir?

Siyasette ve Toplumda Narsisizm, Ayartma ve İktidar, Barbel Wardetzki, Çev: Deniz Cankoçak, İletişim Yayıncılık, 2018.

AH KAMİLȂ- MEHMET SÜRÜCÜ

Betimleme ve atmosfer ustası Mehmet Sürücü’nün muhteşem öykü kitabı Ah Kamilâ, okurlarla buluşuyor.

Sürücü, yazı masasından değil sahici bir dünyadan sesleniyor okura. Yalnız o dünya, yazarın kaleminin ucunda, suya değen söğüt dalları gibi incecik eğiliyor, rüzgârda sallanan örümcek ağı gibi dalgalanıyor, uykulu bir köpek gibi esniyor, rüzgârla denize sürüklenen soğan kabuklarının rengine bürünüp sürrealist bir dünyada yol alıyor. Sıradan imgeler büyülü bir dünyada, bir ressamın fırçasından çıkmışçasına bambaşka ve olağanüstü bir niteliğe bürünüyor. O zaman onun gibi görmek istiyor okur ya da onun gözüyle bakmayı deniyor bu kez imgelere. Soğan kabuğu rengine bürünmüş paskalya yumurtaları gibi, en sıradan şeyleri mor renge batıran bir yazar Sürücü; adeta mor ustası. Onun dilinde peygamberdevesi, bu nedenle Kamilâ oluyor belki de.

  Mehmet Sürücü acelesiz. Meselesi ömür değil çünkü, bugün ya da kalabalıklar da değil. Islıktan uğultuya, uğultudan inlemeye, inlemeden çığlığa dönen sesleri dinliyor, deniz suyuyla çalkalıyor bulduğu her şeyi, tuzdan nemden geriye kalanlarla türlü renkte, şekilde, büyüklükte, aslını bir tek kendisinin bildiği yapılar kuruyor önümüze.

 “Kumun üzerindeki, tuzdan ve nemden, tahtaları çürümüş, çıplak borda kıvrımlarıyla, sadece kaburgaları kalmış, tuhaf bir balık iskeletini andıran sandalın kenarına sırtı pas renkli bir ispinoz kondu. Önünden yuvarlanarak geçen soğan kabuğundan ürktü. Rumlardan kalma, eski evlere doğru havalandı. Taş duvarı sıyırarak geçerken, rüzgârından duvarın oyuğundaki örümcek ağı dalgalandı. Kıyıdaki dalgaları, uzaklara bakan aylak martıyı, pantolonlarının paçaları kasıklarına kadar ıslak birkaç çocuğu, sıcak kumlara uzanmış uykulu bir köpeği, balkondaki yaprakları solmuş fesleğeni, rüzgârda uçuşan tül perdeleri, doğum sancılarıyla terden sırılsıklam sarı saçları, acıdan eğrilmiş yüzüne yapışan kadının çığlığını, yere düşüp kırılan bardağın sesini ardında bırakıp uçtu gitti.”

Ah Kamilâ, Mehmet Sürücü, Nota Bene Yayınları, 2018.

İHTİYARLARA YER YOK - CORMAC McCARTHY

Modern Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan, sıklıkla Herman Melville ve William Faulkner gibi ustalarla kıyaslanan Cormac McCarthy kariyeri boyunca Güney gotiği, Western ve postapokaliptik türlerde verdiği birbirinden başarılı eserlerle Pulitzer, National Book, National Book Critics Circle ve MacArthur Fellowship gibi ödüllerin sahibi oldu. 2007 yılında Coen Kardeşler tarafından sinemaya uyarlanan İhtiyarlara Yer Yok ise “En İyi Film” başta olmak üzere dört dalda Oscar kazandı.

Rio Grande yakınlarında avlanan Llewlyn Moss, bir şeylerin ters gittiği belli olan bir çatışma bölgesine rast gelir. Çatışmadan geriye kalanlar arasında cesetler ve kilolarca eroinin yanı sıra bir çanta dolusu para da vardır. Moss’un kader çizgisi vereceği karar üzerine burada çatallanacak ve deyim yerindeyse bir ölüm meleği peşine takılacaktır.

Kutsal kitaplar kadar kadim, günlük olaylar kadar dehşet verici konulara eğilen İhtiyarlara Yer Yok, kader, adalet, ahlak ve açgözlülük üzerine yazılmış modern bir klasik.

İhtiyarlara Yer Yok, Cormac McCarthy, Çev: Roza Hakmen, İthaki Yayınları, 2018.

SONBAHAR - KARL OVE KNAUSGAARD

“Yıllarca yaşamış biri için kapı bellidir. Ev belli, bahçe belli, gökyüzü ve deniz bellidir, geceleyin gökyüzünde asılı duran ve çatıların üzerinde parlayan ay bile bellidir. Dünya varlığını dile getirir, fakat kulak asmayız, artık onunla bir olmadığımız, onu kendi parçamız gibi görmediğimizden sanki kayıp gider ellerimizden. Kapıyı açarız, fakat bu artık anlamsızdır, önemsizdir, bir odadan öbürüne girmek için yaptığımız bir şey olmanın ötesine geçmez.

Dünyamızı şimdi olduğu gibi göstermek istiyorum sana: Kapı, yerler, musluk ve lavabo, mutfak penceresi duvarına yakın duran bahçe sandalyesi, güneş, su, ağaçlar. Sen geldiğinde kendi gözlerinle göreceksin, kendi deneyimlerin olacak, kendi yaşamını süreceksin, dolayısıyla hiç kuşkusuz öncelikle kendim için yapıyorum bunu: Sana dünyayı göstermek ufaklık, hayatımı yaşamaya değer kılıyor.”

"Zengin ve lezzetti. Çoğu iki sayfayı geçmeyen bu minik denemeler görsel bir doğrudanlıkla şeylerdeki enfeslikleri yakalıyor… Sonbahar, şaşırtıcı ve ilham verici bir kitap.”

Sonbahar, Karl Ove Knausgaard, Çev: Haydar Şahin, Monokl Kitap, 2018.

MANKEN - CH'OE YUN

Jini, küçük yaşta reklamlarda oynamaya başlayıp ailesinin geçimine katkıda bulunuyor. Erkek kardeşi, kız kardeşi, annesi ve menajeri onun güzelliğini sömüren bir çarkın parçalarına dönüşüyor. Zamanla bu maddi dünyanın değerlerine yabancılaşan Jini, evini, işini, ailesini terk edip manevi bir yolculuğa çıkıyor.

Jini’nin öyküsü onun hiç tanımadığı gizemli bir kahramanınkiyle kesişiyor. Arzularının peşinden giden bir erkeğin ve dünyanın arzularından uzaklaşmaya çalışan bir kızın yolları birleşiyor. Jini evini neden terk ediyor? Neden kimseyle konuşmuyor? Onun sırları su yüzüne çıktıkça, hakikatin karanlığı da etrafındakileri sarmaya başlıyor.

Manken, Güney Kore’nin saygın edebiyat ödüllerine sahip Ch’oe Yun’dan, yas, güzellik, beden, aile gibi evrensel kavramların tartışıldığı derin bir roman.

Manken, Ch'oe Yun, Çev: Burcu Uluçay, Çınar Yayınları, 2018.