20 Ağustos 2018 Pazartesi

GEL BERABER YARATICI OYUNLAR OYNAYALIM – MARİON DEUCHARS

Kendine özgü tarzıyla dünya çapında tanınan illüstratör Marion Deuchars’ın hazırladığı “Gel Beraber Yaratıcı Oyunlar Oynayalım”, okurun resim konusunda kendi keşiflerini yapmasını sağlayan çizim, aktivite ve yaratıcı fikirlerle dolu. 
Marion Deuchars, birçok uluslararası tasarım ve illüstrasyon ödülüne layık görülmüştür.
Kitap içindeki sanatçıyı ortaya çıkarmak isteyen 6 yaş üstü herkese hitap ediyor.  Ben Bir Küçük Sanatçıyım dizisinin Gel Beraber Resim Yapalım, Gel Beraber Parmak Baskı Yapalım kitapları daha önce yayımlanmıştı.  (Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Gel Beraber Yaratıcı Oyunlar Oynayalım, Marion Deuchars, Çeviren: Berrak İdiman, Hep Kitap, 2018, 224 sayfa.

KÜRESEL DİJİTAL EKONOMİDE SERMAYE – URSULA HUWS

Bu kitabı okuyanların bir kısmı, belki de çoğu, bu okuma eylemini bir bilgisayar ekranından ya da taşınabilir bir aygıttan gerçekleştirecektir. İçinde yaşadığımız dijital çağda bu durumu giderek daha çok kanıksıyoruz. Bu, 21. yüzyıl kapitalizminin getirdiği yeniliklerin bir göstergesidir; ama aynı zamanda onun itici gücünü, yani yaşamlarımızı her bakımdan metalaştıran amansız bir dürtüyü anlamamızın da anahtarıdır.

Ursula Huws, günümüz küresel kapitalist ekonomisinin farklı görünümleriyle ilgili kışkırtıcı analiziyle, son yılların iktisadi, kültürel ve siyasi olgularını bir araya getiriyor ve gelişmiş bilişim ve iletişim teknolojisinin, sermaye birikimine nasıl yepyeni alanlar açtığını inceliyor.

Kültür ve sanat, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, taşınabilir aygıtlar ve toplumsal ağlar aracılığıyla insanın sosyalliğinin metalaştırılması da bu alanlar arasında yer alıyor. Ayrıca çalışma düzenlerinin yaşadığı çarpıcı değişimler, 21. yüzyılda emek ve sermayenin farklı biçimlerde yüzleşmesi, proletaryadan sibertaryaya yaşanan dönüşüm, gezegenimizin her yanındaki işçi dayanışma ve mücadelesinin yeni çelişki ve biçimlerin yolunu açması da, bu genel eğilimlere eşlik ediyor.

On yıllar içerisinde sisteme kök salmış sömürü mekanizmaları ile kapitalizmin özünü aydınlatan serbest bilgi akışı kavramlarının ötesine geçen bu kitap, günümüzdeki baş döndürücü dijital dönüşümün, çağdaş, güçlü bir eleştirisini sunuyor… (Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Küresel Dijital Ekonomide Sermaye, Ursula Huws, Çeviren: Cemre Şenesen, Yordam Kitap, 2018, 208 sayfa.

FAHRENHEİT 451 – RAY BRADBRUY

Yazılmış en iyi bilimkurgu romanı. İlk okuduğumda, yarattığı dünyayla kâbuslar görmeme sebep olmuştu. -Margaret Atwood
Öyle bir eser ki, hakkında ne söylesem eksik kalır. -Neil Gaiman
Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun iyi edebiyat da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. Yayımlandığı anda klasikleşen, distopya edebiyatının dört temel kitabından biri olan Fahrenheit 451 ise bir yirminci yüzyıl başyapıtı.
Guy Montag bir itfaiyeciydi. Televizyonun hüküm sürdüğü bu dünyada kitaplar ise yok olmak üzereydi zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe veriyordu. Montag'ın işi ise yasadışı olanların en tehlikelisini yakmaktı: Kitapları.
Montag yaptığı işi tek bir gün dahi sorgulamamıştı ve tüm gününü televizyonla kaplı odalarda geçiren eşi Mildred'la beraber yaşıyordu. Ancak yeni komşusu Clarisse'le tanışmasıyla tüm hayatı değişti. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktı.
İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne vardı? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir miydi?
Fahrenheit 451, yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday.
Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik. Etrafa bakındım. Ortadan kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, on-on iki yıldır yaktığım kitaplardı.

 

KÜNYE: Fahrenhait 451, Ray Bradbury, Çeviren: Dost Körpe, İthaki Yayınları, 2018, 208 sayfa.

SINAV – JULİO CORTAZAR

Sis anbean yoğunlaşıyor, sonra sanki kalkacakmışçasına ansızın yükseliyor, sokak ve geçen arabalar görülebiliyordu. Clara sokakta, sisin içinde yol alıyordu. Çevresindeki sözcükler gitgide daha uzaklaşıyor ve tizleşiyordu, tıpkı telefondaki sesler gibi. Korku duymadan, neredeyse hiçbir beklentisi olmadan bitirme sınavı aklına düştü.

Bitirme sınavlarına hazırlanmak yerine hava kararırken Buenos Aires’in puslu caddelerinde, sürprizlerle dolu meydanlarında, cazın ve taze fikirlerin beraber çınladığı bar ve kafelerinde gezinen Juan, Clara ve dostlarının macerasıdır Sınav.

Cortázar 1950 yılında Sınav’ı yazdıktan kısa bir süre sonra Buenos Aires’ten hayatının geri kalanını geçireceği Paris’e taşındı. Romanın okurla ilk buluşması ancak yazarın ölümünden sonra, 1986’da gerçekleşti. Sınav, Cortázar’ın Seksek’ten diğer birçok öyküsüne nice fikrinin tohumlarını attığı deneysel bir anlatı olmasının yanında dönemin Arjantin toplumuna dair eleştirel bir bakış da sunuyor. (Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Sınav, Julio Cortazar, Ayşe Nihal Akbulut, Can Yayınları, 2018, 304 sayfa.

MÜŞTEREK MEKAN – STAVROS STAVRİDES

Neoliberal saldırıların dünya çapında artmasıyla birlikte yeni direniş ve kolektif karşı koyma biçimleri de ortaya çıktı. Savaşların ve kemer sıkma politikalarının yarattığı umutsuzluk havasını dağıtan işgal ve müşterekleşme hareketleri ise gün geçtikçe çoğalıyor. Dolayısıyla bu yeni hareketlerle ortaya çıkan yeni mekân politikasının altyapısını oluşturacak tarihsel ve kavramsal dayanaklar üzerine düşünmek de kaçınılmaz hale geldi. Günümüzde katı sınırları olan, ayrıştırıcı ve ötekileştirici, çitlenmiş mekânsal anlayışların yerini eşik mekânlarının, gözenekliliğin ve geçişimliliğin aldığı kentsel müşterekleşmenin barındırdığı potansiyel giderek daha çok önem kazanıyor.  
Hem kent üzerine akademik araştırmalara imza atan hem de kentsel müşterekleşme hareketleri içinde aktivist olarak rol alan Stavros Stavrides, mekânı bir meta, çitlenmiş bir yer ya da devletin idaresindeki bir alan olarak değil, başka bir dünyaya ilişkin potansiyeller ve ipuçları barındıran müşterekler olarak ele alıyor. Stavrides, ülkemizde de Gezi isyanıyla yaşanan ve pek çok kişinin hayatında silinmez izler bırakan mekânsal müşterekleşme deneyimlerinin teorik zeminini kurmaya girişiyor ve niteliklerini koruyarak süreklileşecek müşterek mekânların varlık koşullarını sorguluyor. (Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Müşterek Mekan, Stavros Stavrides, Çeviren: Cenk Saraçoğlu, Sel Yayınları, 2018, 279 sayfa.

YENİ GELEN DERGİSİ HAZİRAN SAYISI

Red, Kurgu, Ütopya altbaşlığıyla geçtiğimiz Mart ayında yayına başlayan Yeni Gelen dergisi Haziran sayısında Haydar Özay’ın büyük Gezi resminden Berkin Elvan detayını kapağına taşıyarak beşinci yılında Gezi’yi hatırlatıyor. “Tekeller hapishanesine çevirdikleri, toplumsallığı yıkıma uğratarak yerine cemaatleri, tarikatları ikame ettikleri bir karanlıkta eleştiri, ışığı görünmez duvarlara, belirsiz zincirlere tutuyor ve şimşekli bir aydınlanma yaratıyor” saptamasıyla yola çıkan bu sayının kapağında bir Haziran günü kaybettiğimiz Ahmed Arif’in “Seni sevmek, felsefedir kusursuz” dizelerine yer veren dergide Cafer Yıldırım “Türkçenin Yalın, İkirciksiz ve Tok Sesi: Ahmed Arif” yazısıyla şairin şiirini inceliyor. Felsefi sorularından izinden giden Afşar Timuçin bu sayıda “Baumgarten’le ve Lessing’le Başlayan Yeni Estetik Bir Bilim midir?” sorusunun cevabını araştırıyor. Klasik Laokoon heykelinin çevresindeki tartışmalarla 18. Yüzyıl sonunda temeli atılan estetik biliminin doğuşunu ele alan Afşar Timuçin, felsefesiz hiçbir bilim ve bilgi kolunun gelişemeyeceğini vurguluyor. Evrim kitapları ve mücadelesiyle tanınan doğa bilimci Prof. Dr. Ali Demirsoy, Iskandal başlıklı yazısında çocukluğunun geçtiği köyde anasına babasının aldığı, kullanmaya kıyılamayan bir armağanın hüzünlü öyküsünü anlatıyor. İzmitli hoşgörü üstadı Numan Gülşah’ın çocukluğundan kopup gelen anıları ise “küfelik olma” deyimini yaşam biçimi haline getiren babaları hatırlatıyor.

Yeni Gelen, eleştiriye büyük bir canlılık getirdi ve yalnızca yazılı değil, sözlü yapılan eleştiriyi de yaşama soktu. Halit Suiçmez’in ODTÜ’de ve İleri Kültür’de ‘Edebiyat ve Eleştiri’ Toplantıları başlıklı yazısı Mayıs başında Ankara’da düzenlenen, Afşar Timuçin, Taylan Kara ve B. Sadık Albayrak’ın katıldığı iki söyleşiyi ele alıyor. Taylan Kara’nın piyasa edebiyatına köklü eleştirisi Haziran sayısında Tonguç Kundil ve Bir Ahmaklaştırıcı Olarak Piyasa Edebiyatı Eleştirmenliği ya da “Yüceltmenler” yazısıyla devam ediyor. Ayşe Güren, bu sayının en çarpıcı eleştirilerinden birinde Ulvi Hasan Ali Toptaş Sanatında Akıl Ne Yana, Aydınlanma Ne Yana Düşer başlıklı yazısında “yazı cinlerinden”, “azrailden”, cennet-cehennemden maddi gerçekmişlercesine  söz eden romancının mistik, metafizik edebiyatını sorguluyor. Hasan Ali Toptaş’ın edebiyatı fetişleştirdiğini gösteren Güren, akıldışılığı ve bilgisizliği telkin ettiğini vurguluyor. Nihat Taydaş’ın yazısı, Edebiyat Eleştirisi Nedir? Sorusunun cevabını araştırıyor. Tahir Şilkan, Büyük Bir Yazar ve Örgütçü yazısında Köy Enstitülerinin yetiştirdiği yazar ve eğitimci Fakir Baykurt’u yeni kuşaklara tanıtıyor. “Bir Kutsal Tören ya da Ayin Değildir Şiir!” itirazını yükselten Veli Öncel, Yeni Gelen’le birlikte yükselen eleştiriye heyecanla katkıda bulunuyor, Arkadaş Zekai Özger’in yaşamına ve şiirine değiniyor.

Yeni Gelen’in felsefi incelemelerinden biri de Ali Timuçin’in imzasını taşıyor: John Locke’un Eğitim Anlayışı. Materyalist bilgi kuramının ve siyaset felsefesinin gelişiminde büyük katkısı olan John Locke’un eğitim üzerine görüşlerinin incelendiği yazıyı, Brueghel’in çocuk oyunlarını resimlediği muhteşem tablosu bütünlüyor. Yeni Gelen’in Haziran sayısında bugünlerde herkesi irkilten Orhan Gencebay’lı deodrant reklamını eleştiren yazıyı Haydar Ali Albayrak yazdı: Koksun Bu Dünya! Müslüm Kabadayı ise Ortadoğu’nun Yaralı Kalbi; Palmira’da hayatını ve ölümünü bir antik kente adayan iki güzel insanı Kraliçe Zenobya ile arkeolog Halid Esad’ı tanıtıyor bize. Yasemin Eğinlioğlu’nun öyküsü okyanus ötesinden bir kadın erkek ilişkisini gündeme getiriyor: Cerrah ve Mavi Balina.

Derginin Haziran sayısı iki de önemli klasik romanın incelemesini içeriyor. Elif Yılmaz, Bir Burjuva Geçit Töreni Romanı: Sonsuz Panayır’da Halide Edip’in kırklarda çürümesi yoğunlaşan Türk  burjuvazisini resmettiği romanını inceliyor. B. Sadık Albayrak ise, Dinciliğe Karşı Bir Devrim Romanı: Yeşil Gece yazısında cumhuriyetin erken döneminde, 1927’de yazılan ve dinci gericilikle yeterince mücadele etmediği için köklü bir eleştiri getiren Reşat Nuri’nin romanını ele alıyor. Dr. Ulvi Özdemir’in Bir Kitap Bağımlısının Notları’nda Birkaç Kulvarda Birden Okumak ve Bir Kitap Bağımlısının Bitmeyen Huzursuzluğu ele alınıyor. Yeni Gelen’in bu sayısında iki de kısa kitap tanıtımı var; Ece Ataer’in 28,5 Harfli Bibliyofil kitabını Buket Özsanat, Sedat Erden’in Işıklar Kenti kitabını Celal İlhan tanıtıyor.

Özkan Mert’in İnsan Nasıl Ölmeli? şiiriyle açılan Yeni Gelen’in, haziranda aramızdan ayrılan şairler anısına Nâzım Hikmet’in Sebastian Bach’ın 1 Numaralı Do Minör Konçertosu ile Kemal Özer’in 16 Haziran Akşamının Şiiri’ne yer verilen bu sayısında şiirleri yer alan şairler ise şunlar: Asım Öztürk, Özgün Ergen, Kaan Eminoğlu, Ali Eşki, Arkadaş Zekai Özger, Mustafa Göksoy.

Yeni Gelen’in Genel Yayın Yönetmeni B. Sadık Albayrak Yeniden Doğarken Eleştiri Şoku başlıklı sunuş yazısında, sistemin piyasa hücrelerinde uzun süre tutsak kalmış yazarlarda eleştirinin göz kamaştırıcı bir şok etkisi yarattığını anlattıktan sonra sözlerini şöyle tamamlıyor: “Sistemin hücreler toplumunun duvarlarında gedikler açılıyor. Yıkılmaz sanılan duvarları ilkin bilincimizde aşmaya başlıyoruz.

İnsan aklını, yaratıcı potansiyellerini harekete geçirmek için eleştiri şoku iyi bir başlangıçtır. Gezi’nin, Haziran Ayaklanması’nın birinci beş yılını tamamlarken, bu daha başlangıç, iyi bir başlangıç, diyoruz. Gerisi daha güzel gelecektir.”