20 Eylül 2018 Perşembe

Nazlı Eda Piyade @nazliieda_

13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesindeki Soma Holding’e ait madende yaşanan katliamın ardından açılan davada karar duruşmasına gelindi. Göz göre göre gelen katliamda devlet sorumluluğunu gizledi, gereken denetimlerin yapılmadığı raporlarla sabitlendi ve Türkiye’nin en büyük iş cinayeti Soma Katliamı’nda 301 madenci hayatını kaybetti.

Erdoğan’ın ‘fıtratlarında var’ diyerek iş cinayetlerini normalleştirmesi, Başbakan Müşaviri Yusuf Yerkel’in madenci yakınını tekmelemesi ve daha birçok olay ise hafızalardan silinmedi. 

Şirket yöneticilerinin tutuklu yargılandığı davanın karar duruşması 9 Temmuz Pazartesi günü Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Davanın avukatlarından, Sosyal Haklar Derneği (SHD) üyesi Avukat Evren İşler ile katliama giden süreci ve dava boyunca yaşadıklarını konuştuk. Sermayenin kar hırsı sebebiyle işçileri denetimsiz çalıştırdığını vurgulayan İşler “Katliam geliyorum demiş fakat ne şirket ne devlet önlem almamış” dedi.

Soma davasında karar duruşmasına gelindi. Davanın başından bugüne neler yaşadınız?

Soma davasının ilk duruşması katliamdan 11 ay sonra başlayabildi fakat o gün dayanışmaya gelen emek örgütleri, sendikalar ve avukatlar; aslında davanın sahiplenileceği göstermişti. 
Davanın seyrinde belirleyici olanlardan biri de ailelerin tavrıydı. Mahkeme heyetinin ‘Sadece adı yazılı olanlar duruşmayı izleyebilecek’ zorlamasına rağmen o gün orada aileler iki ayrı barikatı yıkıp geçti ve davayı yakından takip ettiler. İlk günden son güne kadar kararlılıklarını sürdüren aileler bir arada durmayı öğrenmiş ve örgütlenmişlerdi. Bu açıdan davada kaydettiğimiz her aşamada onların bu kararlılığının payı var.

'AİLELERİN DİRAYETİ CAYDIRICI CEZALAR İÇİN ADIM OLDU'

Aileler davayı en çok da diğer iş cinayetleri için caydırıcı bir ceza çıkmasını inancıyla takip ettiler. Bu noktada gösterdikleri dirayet; adil yargılama ve caydırıcı cezalar için bir adım oldu. Ailelerin kendi güçleriyle ayakta durmasını, duruşmaları takip etmesini sağlamak da avukatlık yapmak kadar zordu, SHD Soma’daki arkadaşlarımız bu noktada çok yol kat etti, onlara da ayrıca teşekkür etmek isterim.

Katliamın üzerinden 4,dava açılmasının üzerinden 3 sene geçti. Bu uzun bir süre fakat maalesef Türkiye’nin daha önceki pratiklerinde gördüğümüz; katliam davalarının çok daha uzun sürelerde açılmış olması ya da hiç açılmamış olması. Bu açıdan bakıldığında Soma davası gördüğü kamuoyu desteği sayesinde hızlı açılabilen bir dava oldu.

'KATLİAMIN GELDİĞİNİ GÖRMÜŞ VE SADECE İZLEMİŞLER'

Peki davanın seyri boyunca bu kamuoyu desteğinin etkisi oldu mu?

Tabi ki. Soma;  Türkiye’nin en büyük işçi katliamı davası. Ve burada iş cinayeti davalarında bir ilk olarak ‘olası kastla insan öldürmek’ ten dava açıldı. Bu ilkin sebebini yargı pratiğinin değişmeye zorlanmış olması olarak yorumlayabiliriz. Soma’da sorumlular katliamın geldiğini görmüş, raporlamış ve hiçbir şey yapmamışlar. Biz bunu dava dosyasına işletip buna göre işlem yapılmasını sağladık.

Türkiye’de iş cinayeti davaları maalesef alt düzey sorumlu bir mühendisin yargılanması ve fiilen cezasız kalmasıyla sonuçlanıyor. Soma’da ise patron ve üst düzey yöneticiler tutuklu.
Soma dosyası aynı zamanda üzerinde çalışılması zor olan bir dosyaydı.

Katliamın temel sebebi getirilmeyen iş sağlığı ve güvenliği, alınmayan önlemler ve daha bir sürü teknik bilgi gerektiren başlıklar olduğundan davaya hazırlanmak da bir o kadar uğraş verici oldu. Tüm bu çabamızın sonucunda ise katliama giden yoldaki tüm eksiklikleri mahkeme heyeti de kabul etmek ve taleplerimizi dosyaya işlemek zorunda kaldı.  

'SENDİKA SÜRECİ SADECE İZLEDİ'

Siz bir hukukçu olarak davanın kat ettiği yolu nasıl değerlendiriyorsunuz? Verilen ya da verilecek olan cezalar yeterli mi?
Bu noktada katliamın sebeplerine bakmak gerekiyor, üç temel ayağı var bu katliamın. Siyaset , sermaye ve sarı sendika. Biz geçen sürede sermaye ayağını yani sorumlu şirketi yargılama sürecine sokabildik. Yol alamadığımız iki önemli ayak ise sendika ve kamu görevlileri. İşverenlerin zorla üye yaptığı sendikayı işçileri yatıştırıcı bir araç olarak kullanmışlar sendika denetleme süreçlerinin hiç birine katılmamış. Kamu görevlilerini ise yargılama sürecine dahil edemedik.

'KAMU GÖREVLİLERİ YARGILANMADIKÇA BU DAVA EKSİK KALACAKTIR'

Kamu görevlileri kimlerdi, kimlerin yargılanması gerekiyordu?

Anayasa  gereği madenler devletindir. Madenin işletilmeye verilmiş olması madenin devlete bağlı olduğu gerçeğini değiştirmez. Maden malzemelerini ve çalışanlarını devlet denetlemek zorundadır. Katliam öncesi devletin yaptırdığı teftişlere göre ‘maden mükemmel’. Bütün teftişlerin göstermelik yapıldığını işçiler tek tek anlattı. 

Yani madeni devralan şirket dışında denetimlerini efektif şekilde yapmayan kamu görevlilerinin bu davada sanık olması gerekiyor. Şu an yargılanan kamu görevlileri ise sadece kontrol mühendisleri ki onların esas görevi çıkan malzemeyi kontrol etmektir, madeni değil.

Halbuki dönemin Enerji Bakanı Taner Yıldız madene gidip görüntü veriyor, müfettişler teftişe gidiyor ama geliyorum diyen katliamı devlet seyrediyor. 
Yargıtay kararıyla Türkiye  Kömür İşletmeleri (TKİ ) sorumlu olmasına rağmen TKİ ve  Çalışma Bakanlığı yargılanmıyor.  Devlet yargılama sürecinde de üzerindeki suçu şirkete devrediyor. Bu yüzden kamu görevlilerinin yargılanmadığı bir dava her zaman eksik kalacaktır. 

Yani aslında her iş cinayeti gibi bu da politik bir dava..

Kesinlikle öyle, madenler devletin enerji politikasını oluşturur. Yani dolayısıyla iktidardaki partinin enerji politikasını bu katliamla görebiliyoruz. Maden şirketlerine baktığımızda hepsi AKP ile doğrudan bağlantılı.  Bütüne baktığımızda bütün sosyal cinayetler devletin sosyal politikasızlığından kaynaklanıyor. AKP sosyal politika yerine ‘sosyal yardım’ı koyuyor. 

'MAHKEME HEYETİ TEHDİT EDİLDİ'

Peki bu politik etki dava sürecini, mahkemenin kararlarını nasıl etkiledi?

Katliamın hemen arkasından gelen Erdoğan’ın fıtraf açıklaması, Yusuf Yerkel tekmesi gibi olaylar zaten politik etkiyi göstermekteydi.
Bu madenin ‘Esas sahibi benim’ diyen Alp Gürkan sanık olması gerekirken basın toplantısı yaptı, Gürkan’ı sanık yapabilmemiz 2 yılı buldu.
Eş zamanlı olarak sanıklardan Can Gürkan’ın müdafisi mahkeme heyetine ‘Keser döner sap döner gün gelir hesap döner’ dedi. Mahkeme heyetini açık açık tehdit ederek ‘Sizi en yüksek makamlara şikayet ettik’ dedi.  

'MÜGE ANLI PROGRAMINDAN DELİL ÜRETMEYE KALKTILAR'

Bu süreçte açılan ‘Manisa Soruşturması’ ise katliam sonrası mahkeme üzerindeki politik baskıyı özetliyordu. Yargılama belli bir aşamaya geldikten sonra bilirkişinin maden keşfi sırasında pet şişe bulundu. Bu pet şişelerden ve Müge Anlı programına çıkan bir yurttaşın "Soma’yı da kocam yaktı" lafından delil üretmeye kalktılar. Yaratmaya çalıştıkları sahte delillerle madeni terör örgütlerinin yaktığını söylediler. Ve en sonunda bir duruşmada sanık müdafilerinden ‘Manisa Soruşturması’ açıldığını öğrendik. İçeriğinin açıklanmadığı soruşturma yüzünden dava tam 14 ay bekledi. Bu süreçte mahkeme heyetinin Manisa’daki suç duyurusunu beklemeye zorlandığına şahit olduk.

'AÇILMASI HUKUKA AYKIRI MANİSA SORUŞTURMASI YÜZÜNDEN 14 AY BEKLEDİK'

Ve en sonunda yaz kararnamesiyle mahkeme heyetinin tamamı değişti. Bundan açık bir siyasi baskı olamaz, davaya doğrudan müdahale edildi. 4 senedir üzerinde çalışan mahkemeyi alenen sürdüler. Sabotaj iddiasına prim vermediği için sürüldüğünü biliyoruz.  

Yeni heyet korkak bir şekilde Manisa soruşturmasını beklemeye karar verdi. Bizim iptal taleplerimizden sonra bu karar geri döndü ve dosya incelenerek soruşturma dosyasında Soma dosyasından başka delil olmadığını görüp davaya devam etmeye karar verdi. Ancak bu aşamadan sonra dava kaldığı yerden devam etti.

Fakat biz açılması bile hukuka aykırı olan Manisa soruşturması nedeniyle 14 ay bekledik. Tüm bunlar büyük bir siyasi baskıyı gösteriyor bizlere. Adil yargılanma, davanın orta yerinde heyetin değiştirilmiş olmasıyla bile ihlal edildi.

'9 TEMMUZ’DA AKHİSAR AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NDEYİZ'

9 Temmuz’da görülecek karar duruşmasından beklentiniz nedir?

Biz dosyanın olası kasttan insan öldürme dosyası olduğunu biliyoruz, üst düzey seviyede sanıklar için böyle işlenmesi gereken bir davadır. Hukuken bu yönde ceza verilmesi gerekir.
Başında da söylediğim gibi Soma Katliamı davası ailelerin ve kamuoyunun direnciyle bu noktaya gelebildi. 9 Temmuz’da da aynı direngenlikle orada olmak gerekiyor. 9 Temmuz günü ekmeklerini kazanırken hayatlarını kaybeden tüm işçiler için orada olacağız.

Soma’yı unutmadığımızı, unutmayacağımızı, olası katliamların önüne geçmek için verdiğimiz mücadeleyi ve dayanışmamızı göstermek için Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’ndeyiz. Tüm yurttaşları 9 Temmuz’da Soma’yı sahiplenmeye çağırıyoruz.