22 Eylül 2018 Cumartesi

Erkin Öncan 

“Kriz” kelimesi günlük yaşantımızda da düşünsel alanda da en sık karşılaştığımız ve kullandığımız kelimelerden biri. Çoğunlukla pratik çıktılarıyla ve “elverişsiz koşullar” anlamıyla birlikte düşünülse de kriz: aslında bir değişimin, dönüşümün habercisidir. Daha açık bir ifadeyle kriz, mevcudun başka bir şeye dönüşmesi sürecinin birinci adımıdır, dönüm noktasıdır. Bu anlamıyla kriz süreçlerinin her biçimi (toplumsal, iktisadi, vb) bir karar anını da beraberinde getirmektedir. Çünkü kriz sonsuz değildir, iyiye ya da kötüye, ileriye ya da geriye dönüşmek, önceki durumdan bir şekilde farklılaşmak durumundadır.

Zygmunt Bauman ve Carlo Bordoni tarafından hazırlanan ve Yavuz Alogan’ın çevirisiyle İthaki Yayınları tarafından dilimize kazandırılan “Kriz Hali ve Devlet” isimli çalışma da, öncelikle krizin ne olduğunu irdeleyerek, mevcut değişme ve dönüşme durumuna vurgu yapıyor.

Hobsbawm’ın “Yirmi birinci yüzyılda, bir halk hükümeti modeli olarak ulus-devletin yerini (yerine bir şeyin geçeceği farzedilirse) ne alacak? Bunu bilmiyoruz.” İfadeleriyle başlayan bu çalışma, krizin tanımını, devlet ve toplumla ilişkisini ele alıyor ve özellikle Batı dünyasının yüz yüze geldiği krizin geçici değil, bütün iktisadi ve toplumsal sistemi kapsayan derin bir değişimin belirtisi olduğunu ve uzun süreli etkiler yaratacağını ilan ediyor.

Devlet, ulus, devletsizlik gibi kavramların ele alındığı çalışma, devlet-kitle ilişkisini ele alıyor, bireylerden oluşan çokluğun “halk” haline gelirken bu birleşme ve merkezileşmeyi sağlayan “ulus”, “kültür” gibi kavramları açıyor, kitlelerin belirli bir toprak parçası ile kurduğu bağın altında yatan ilişkiler bütününü irdeliyor. Modern devletle ilgili olarak “müzakere edilemeyen ya da meydan okunamayan tuzak tipi bir düzenleme” tanımı yapılan çalışma, yurttaşların devletin onlara sağladığı koruma karşılığında kendi özerkliklerinden ve özgürlüklerinden vazgeçtikleri fikrinden yola çıkarak yeni bir devlet krizi tanımı oluşturuyor.

Ek olarak, çalışmada, modernite tarafından verilen “vaatlerin” geri alındığı ifade ediliyor. Bununla birlikte, postmodernitenin de “açılan boşluğu imgeler, renkler ve seslerle doldurarak özün yerine görünüşü, değerin yerine katılımı koyduğu” ifade ediliyor. Çalışma, aynı zamanda, teknolojik gelişimi de tarih yapmanın alternatif bir tarzı olarak nitelendiriyor. Durmaksızın ve sayısız araçlarla kayıt altına alınan hayatlarımız, çalışmaya göre aynı zamanda nüfusu alarm halinde tutma avantajı taşıyor.

Bu bağlamda çalışma, özellikle son dönemde yaşanmakta olan birden fazla biçimli krizin (iktisadi ve toplumsal) küresel düzeyde yaşansa da aslında durumun aynı zamanda tek tek ulus devletlerin bahsi geçen yapısal özelliklerinden ötürü git gide yetersizleşmesinden de kaynaklandığını ifade ediyor. İktidar ve siyaset arasındaki açı büyüdükçe, söz konusu yetersizlik büyük bir açmaza doğru ilerliyor.

Kriz meselesine daha geniş bir tarihsel açıdan bakma ve sorunu daha derin dönüşüm noktalarında arama iddiasına sahip olan bu çalışma, mevcut krizin hem toplumsal, hem iktisadi, hem de devlet egemenliğinin krizi olduğunu ifade ediyor. Bu özellikleriyle çalışma, hem sosyal bilimler okurunun, hem de kriz ve krizin birden fazla biçimine eğilen okurun ilgisini çekeceğe benziyor.   


KÜNYE: Kriz Hali ve Devlet, Zygmunt Bauman-Carlo Bordoni, Çeviri: Yavuz Alogan, İthaki Yayınları, Mart 2018, 192 sayfa.