20 Ağustos 2018 Pazartesi

9-17 Haziran 2018 tarihleri arasında, Kadıköy Ali Suavi Sokak’ta kurulan stantlarda İstanbullular, sahaflar ve kitaplarla buluştu.

On binlerce ikinci el kitap ve derginin yanı sıra Osmanlıca kitaplar, dergiler, eski fotoğraflar, haritalar; birinci baskı kitaplar, imzalı kitaplar, nadir eserler dokuz gün boyunca kitapseverlerin beğenisine sunulacak.

İleri Kitap olarak Kadıköy Sahaf Festivali’ni gezdik; kitaplara dokunduk, kedileri sevdik, eski dergileri karıştırdık.

Festivalde standı bulunan Minyatür Sahaf’ın sahibi Güngör Günyel’le de festivale, sahaflara ve kitaplara dair güzel bir söyleşi yaptık.

Sevgili İleri Kitap takipçilerine mutlu pazarlar dilerken, bu güzel havada herkesi festivale davet etmeyi de borç biliriz.

Merhaba, festivalden bahsetmeden önce sizi biraz tanıyalım. Sahaf olmaya nasıl karar verdiniz?

90’lı yıllarda Kadıköy Postanesi’nin arkasında sadece Pazar günleri açılan kitap tezgâhları vardı. Ortaokul ve lise yıllarında buranın müdavimiydim. Resmen haftalık harçlığımı buraya bırakırdım diyebilirim. Lise bittikten sonra üniversite sınavlarına hazırlanırken harçlık çıkartmak için yine aynı sokakta, kitap tezgâhında işe başladım. Üniversite bittikten sonra kitap sevgisinin de yönlendirmesiyle kendimi Akmar Pasajı’nda sahaf açmak için dükkân ararken buldum. 2003 yılında Akmar Pasajı’nda başlayan sahaflık serüvenim, hala da aynı yerde devam ediyor.

İçinde yaşadığımız toplumda sahaflığın bir meslek olarak algılanması noktasında bazı eksiklikler olduğunu görüyoruz. Hatta sahaf yerine sarraf ya da sahafçı denilebiliyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce toplum nezdinde sahaflık meslek olarak algılanıyor ve hak ettiği itibarı görüyor mu?

Kitaplara ve kitapla ilgi olan şeylere dair bilgisi olan birçok insan sahaflığı bir meslek olarak algılıyor, gerekli ilgi ve itibarı da gösteriyor. Ama toplumumuz genel olarak ele alındığında kitaba olan ilgisizliği göz ardı edilemeyecek büyüklükte. Sahaflığı bir meslek olarak algılamakta zorlananlar genelde kitap okumayanlar oluyor. Sahaflık meslektir, değildir tartışmasının ötesinde kitaplara olan sevginin arttırılması bizim asıl derdimiz. O zaman tanımlar ve meslekler kavramı da daha çok oturacaktır.

Bununla beraber bir sahafa sarraf ya da sahafçı diye hitap edilmesi ise…  Biz sahafların en sık karşılaştığı ve asla hoşgörü göstermeyeceğimiz bir durum. (gülüyor)

Bir sahafın sattığı kitaplara olan hâkimiyeti ne kadar olmalı sizce? Sattığı kitabın içeriğini ve edebi değerini bilmeyen bir sahaf olabilir mi?

Sahaflık; edebiyata, tarihe, felsefeye yani kitaba dair olan her şeye dair derin bir bilgi birikimi gerektirir. Bu sebeple bir sahafın kendisini çok iyi yetiştirmiş olması elzemdir. Günümüzde tabelasında sahaf yazan herkesin sahaf olmadığını da bilmek gerekir. Salt ticari bir kaygı güden, herhangi bir edebi üretim için heyecan duymayan biri zaten iyi bir sahaf olmayacaktır. O yüzden ikinci el kitap satan dükkânlarla, sahaflar arasında bir açı elbette vardır.

Birçok kitap kurdu denk gelmiştir, bazen kendi dükkânındaki bazı kitapları satmaktan imtina ettiği görülür. Sizin satmaktan imtina ettiğiniz kitaplarınız var mı?

Bazı kitaplar baskısından, çevirisinden ya da nadir bulunmasından kaynaklı maddi ve manevi olarak kıymetli kitaplardır. Bu tarz kitapları sadece okumak için arayan bir okura sunmayız genelde. Özellikle herhangi bir kitabın güncel baskısı varken ve bu kitabı çok uygun bir miktara temin edebilecekken okur, koleksiyonluk dediğimiz kitapları ona satmaktan daha çok imtina ederiz. Koleksiyonluk olan kitaplar da zaten diğer kitaplara göre daha yüksek fiyatla satılıp, daha zor bulunanlardır. Bu sebeple sorunuza dönersem evet benim de dükkânımda satmaktan imtina ettiğim birçok kitap mevcut.

Güncel bir haberle ilgili fikrinizi de sormak isterim. Başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek geçtiğimiz günlerde katıldığı bir etkinlikte  “Türkiye’de kitap okuyanların oranı bir çalışmaya göre binde bir. Son derece zayıf’’  demiş ve kitap okuma oranlarının düşüklüğünü eleştirmişti. Bu bağlamda tüm yetkileri elinde bulunduran, çözümün bir parçası olması gereken hükümetin en üst mercilerinden gelen bu ‘halkımız okumuyor’ eleştirisini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tespit her ne kadar doğru olsa da en başta Sayın Mehmet Şimşek’in evinde kaç kitap olduğunu sorgulamak lazım. İkincisi toplumdaki okuma oranının düşüklüğü ile ilgili siyasiler, daha doğrusu yönetme erkini ellerinde bulunduranlar nasıl iyileştirmeler yapmış bunları konuşmak lazım. Bu sebeple sorunu tespit eden, tespit ettiği soruna müdahale etmeyen ve bu alanda iyileştirmeleri yapamayan kişi ya da kurumlarının bu durumu bir eleştiri malzemesi yapması ironik olmuş diyebilirim.

Sözü son olarak Kadıköy Sahaf Festivali’ne getirmek istiyorum. Festivalin daha ilk günü olmasına rağmen Kadıköy halkı bu festivali sahiplenmişe benziyor. Peki, bu festival fikri nasıl ortaya çıktı?

Biz sahaflar olarak Kadıköy’de böyle bir festival yapmayı uzun zamandır kurguluyorduk. Festival fikrini hayata geçirmek için daha sonra somut adımları atmaya başladık. Kadıköy Belediyesi’nin de büyük desteğiyle bu fikir bugün Ali Suavi Sokak’ta hayata geçmiş oldu. Festival 9- 17 Haziran tarihleri arasında aynı sokakta devam edecek. Festival süreci boyunca birçok etkinlik ve söyleşi de olacak. Bunun için bir etkinlik takvimi düzenledik ve sosyal medyada duyurularını yapmaya başladık.

Böyle bir festivalin Kadıköy halkı tarafından sahiplenmesine elbette şaşırmadık. Kadıköy’ün geçmişten gelen entelektüel, dayanışmacı, ilerici kimliği festivalin heyecan yaratmasını sağladı. Daha ilk günden kitap kurtları sokağımızı doldurmaya başladı. Biz de bu festival fikrini hayata geçirdiğimiz için çok mutluyuz.

Öncelikle bizimle söyleşi yaptığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Rica ederim, ben de çok teşekkür ederim.  Biz kitaplarımızla, etkinliklerimizle, söyleşilerimizle buradayız. Sadece Kadıköy değil,  tüm İstanbul halkını ve kitap kurtlarını festivalimize bekleriz.