19 Ekim 2018 Cuma

Bugün düşünmesi dahi güç olsa da vaktiyle bu ülkede silahını halka değil halk düşmanlarına doğrultan her rütbeden asker ve polis vardı. Değişmeyen ise, bu polis ve askerlerin o dönem de tıpkı şimdiki gibi baskı gördüğü, sürgün edildiği, hatta öldürüldüğüdür. Memleketin en büyük kentlerinden birinin en üst rütbeli polisi, Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul da bundan 39 yıl önce, 28 Eylül 1979’da MHP’li katiller tarafından katledildi.

Üzerinde pek durulmaz, ancak Yurdakul’un katli, aslında daha büyük ölçekli bir başka katliamın dolaylı uzantısı niteliğini de taşır. Zira 1978’de, Yurdakul öldürülmeden yaklaşık bir yıl önce yaşanan Maraş Katliamı davası Adana Sıkıyönetim Mahkemesi'nde görülmekteydi ve MHP bölgedeki güçlerinin büyük bir kısmını Adana’ya yığmıştı. Kentte güç gösterisi yapıyor, sanıkları ve yakınlarını baskı altına alıyor, terör estiriyordu. Adana’da bir yıl içinde sayısız devrimci katledilmişti ve hiç birinin faili yakalanmamıştı. O sıralar Hatay Emniyet Müdürü olan ve başarısı dikkat çeken Yurdakul, Ecevit hükümeti tarafından Adana’ya dengeyi sağlasın diye tayin edilmişti.

Cevat Yurdakul kendilerine ‘Halkın Polisleri’ diyen Pol-Der üyesiydi ve Adana’da göreve başlar başlamaz ‘faili belli’ cinayetlerin üzerine gitti. Yedi kişiyi öldürme suçundan aranan Derviş Kıpçak ve arkadaşlarını, bombalama ve silahlı tarama suçundan aranan Ferhat Tüysüz’ü, Akın Özdemir dahil yedi devrimciyi öldüren Yunus Uzun’u peş peşe yakalamıştı. Yalnızca cinayetlerin değil, o dönem yaygın olan ve yoksul halkı büyük sıkıntıya sokan karaborsacılığın da üzerine gitmiş, Adana’daki yağ sıkıntısının sebebi olarak büyük toptancıların stokçuluğunu tespit etmiş ve yaptığı baskınlarla tonlarca yağı ve margarini ele geçirmişti. 
Olağan koşullarda alkışlanması beklenen tüm bu icraatları nedeniyle kısa sürede tepkileri üzerine topladı Yurdakul. MHP milletvekilleri peş peşe saldırgan açıklamalar yaptılar ve açıkça tehdit ettiler, çünkü yukarıda ismi geçen katillerin tamamı MHP’li ülkücü tetikçilerdi. Bir milletvekili Adana’da basın açıklaması yapıp ‘Yurdakul görevi de bıraksa, yurtdışına da çıksa elimizden kurtulamayacak’ dedi, Genel Başkanları Alparslan Türkeş ve Genel Başkan Yardımcıları Sadi Somuncuoğlu peş peşe Yurdakul’u hedef alan açıklamalar yaptı. Ancak Yurdakul bu açık tehditlerin hiçbirine kulak asmadı ve katillerin üzerine gitmeyi sürdürdü.

Sonuç olarak göreve getirilişinden sadece 6 ay sonra 28 Eylül günü yine ülkücü bir grup tarafından evinden çıkıp emniyete gideceği sırada aracı kurşunla taranarak öldürüldü. Onu öldürenler, katliama cinayette kullandıkları aracı gasp ederken aracın şoförünü öldürerek başlamışlardı. Yurdakul’un makam aracının önünü kestiler ve çapraz ateşle onlarca el ateş ettiler. Sadece araçta 29 kurşun deliği saptandı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir emniyet müdürü öldürülmüştü. Kısa süren ve mermilerle bitirilen görevi boyunca Adana’da bıraktığı izlenim, ölümünden sonra kentteki işçilerinin birçoğunun iş bırakmasından, grevlere ve protestolara  gitmesinden anlaşılabilir. Egemenlerin ölüsünden dahi korkması ise cenaze töreninin apar topar ve törensiz olarak Ankara’da defnedilmesinden…
Yurdakul’u öldürenlerin daha sonra yaptıkları, yargılama sürecinde yaşananlar ve bugün bulundukları yere bakınca, bu ‘milliyetçi’ topluluğun aslında niye kurulduğu, tarihi boyunca kimlere ve neye hizmet ettiği daha iyi anlaşılabilir.

Örneğin tetikçilerden Abdurrahman Kıpçak, Yurdakul’un dışında pek çok devrimci insanın da katili olarak biliniyordu ve 12 eylül sonrası MHP ana davası sanıklarındandı. Mahkeme sırasında cezaevinden kaçtı ve "Doğunun Başbuğu" ismi ile bilinen Yılma Durak’ın sağladığı sahte pasaportla yurtdışına çıktı. 1989 yılında ise İstanbul’da tam 47 kilo eroinle yakalandı. Ancak bir emniyet müdürünü ve başka birçok kişiyi öldürmekten yargılanırken firar etmesine, üzerine de kilolarca eroinle yakalanmasına rağmen kısa süre sonra serbest kalmayı başardı. Ve yıllar sonra, 2006 yılında, başka bir uyuşturucu çetesi ile çıkan silahlı çatışmada öldürüldü.

Yine olayın tetikçilerinden olan Kemalettin Koca da, aynı zamanda başka birçok cinayetin failiydi ve 12 eylül sonrası 6 kez idam cezasına çarptırılmış, ancak cezası müebbete çevrilmiş ve 1991 yılında ‘yanlışlıkla’ salıverilenler arasında yerini almıştı.

Bir diğer tetikçi Muhsin Kehya da serbest bırakılırken yaptıklarından dolayı asla pişman olmadığını vurgulamış, o dönem başbakan olan Tayyip Erdoğan’a canlı yayında minnet duyduğunu belirtmişti.

Bu arada Cevat Yurdakul’un öldürülmesi olayının devlet tarafından bir ‘terör eylemi’ olarak görülmediğini, sonradan çıkarılan kimi yasalarla ‘terör şehidi’ değil, ‘görev şehidi’ olarak kabul edildiğini ekleyelim. Hatta bu sebeple ailesine ödenen terör tazminatı durdurulmuş, daha önce ödenenler de faizi ile geri istenmişti. Kendisi gibi polis olan ve Yurdakul'un ölümünü telsiz anonsundan öğrenen eşi, yıllarca bir de Yurdakul'un anısına yapılan haksızlıklarla uğraşmak zorunda kalmıştı.

Cevat Yurdakul’un katlinin üzerinden 39 yıl geçti ve tetikçileri sözde yargılanmasına rağmen, emri verenler hakkında hiçbir zaman hiçbir işlem uygulanmadı ve bu cinayetin hesabı da bir gün sahipleri tarafından görülecek işler arasında yerini almış oldu.

‘Halkın Polisi’ Cevat Yurdakul’u sevgi ve saygıyla anıyoruz.