15 Kasım 2018 Perşembe

Çeviren: Özer Erdin

Yazar: Kai Köhler*

Bir devletin son kralı, başkanı ya da son genel sekreteri onun çöküşü ile karşı karşıyaysa, tarih önünde tam bir aptal gibi kalır. Hatta bu, adaletsizce bir durumu bile doğurabilir. Göreve geliş esnasında dükkân, belki o kadar kötü bir haldedir ki, en doğru siyaset bile onu kurtaramaz. Ancak bazen, çok etkileyici bir direnişin sahne alabildiği gibi, sefilce sönüp gitmeler de söz konusu olabilir. SBKP’nin Genel Sekreteri ve Sovyetler Birliği’nin Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’un durumu, sonuncuyu, yani sefilce sönüp gitmeyi işaret etmişti. Her alçakça geri adım, barış tedbiri olarak açıklanmış, toplumsal merkezkaç kuvvetlerinin gevşetilen her noktası demokrasi kazancı olarak yansıtılmıştı. Sovyetler Birliği’nin kısa bir süreyi takiben dağılmasından sonra geçen zaman zarfı içinde Gorbaçov yanlılarının sayısı da daha net kestirilebilir hale geldi.

Gorbaçov’un kendi hayatına ve yaratmış olduğu etkiye geri dönüp bakması ilgi uyandırmayan bir şey olarak nitelenemez. Yönetmen Werner Herzog, Andre  Singer ile birlikte ana karakteri ve geçmiş bir dönemi detaylı konuşmalar eşliğinde birleştiren bir belgesel çekti. Bu belgesel film ile 61. Uluslararası Leipzig Belgesel ve Animasyon Film Festivali (kısaca Dok Leipzig) açılmış oldu. Ne yazık ki, aşırı saygılı bir röportajcı profili çizen Herzog, hayranlık beslediği devlet adamından bir anıt dikmek için çaba göstermiş. Düşünmeye ilişkin olan isteksizlik tüm söyleşiyi titrek bir parodiye dönüştürüyor. Kim bu sırada uyanık olursa, bu söyleşiden öğreneceği çok şey olur.

Filmin başında Gorbaçov’un yükselişi gösteriliyor ve bu bölüm filmin bilgilendirici olan tek bölümü. Tam burada enerjik, kibirden uzak ve güç gösterileri ile ilgilenmeyen bir parti yetkilisinin portresi çiziliyor. Halkla çok yakın bir ilişki içinde olan bu parti yetkilisi, keskin bir kavrayışla Leonid Brejnev’in dönemindeki kifayetsizlikten doğan durgunluğun farkına varıyor. Bu meziyetleriyle o, tarım ve inşaat projelerinde yaşanan sorunları çözüyor.

Ne var ki, filmde politik olarak eksik olan olgu aydınlatılmıyor. Gorbaçov, Brejnev’in neden başaramadığını, hatta bizzat kendisinin neden başarısız olduğunu bugüne kadar anlamış gibi durmuyor. Son genel sekretere göre Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş’ı kaybetmemiş.

Dahası Gorbaçov zamanın ABD Başkanı Ronald Reagan ile fikir birliğine vararak Soğuk Savaşı bitirmiş. Savaş tehlikesi belki devam etmiş; ama nihayetinde kendi dönemi zarfında kapsamlı bir silahsızlanma üzerine anlaşılmış. Bugün yeniden nükleer silahlanma söz konusu mu oluyor; işte tam bu noktada Gorbaçov öfkeleniyor. Belirtmek gerekir ki,

Gorbaçov 87 yaşına rağmen halen politik yönden enerjik birisi. “Nükleer silahlara yatırım yapan siyasetçiler” diyor Gorbaçov, “siyasette yerleri yok ve hemen siyaseti bıraksınlar!”

Evet, keşke Mihail’i dinleselerdi!

SBKP’nin o zamanki genel sekreterinin emperyalizm teorisi denen fena bir şeyin var olduğunu halen bilmediği belli oluyor. Bu ise, her şeyden önce lider kadrosu böyle bir yoldaşı umut olarak kabul eden bir partinin tutumu ile hiçbir şekilde uyuşmuyor. 1991’de en azından var olanı korumak için kendisine karşı başarısız bir darbe girişiminde bulunanlara da değinen Gorbaçov, onları ahlaki olarak Boris Yeltsin’in etrafında kümelenmiş ve nihayetinde Yeltsin’i saf dışı bırakmış olan ultra liberaller ile eş görüyor. Gorbaçov, iktidar kavgası için uygun birisi olmadığını kendisi de kabul ediyor. Öte yandan bir toplumdaki farklı politik güçlerin farklı çıkarlarının olduğunu bilen burjuva sosyolojisinin teorik seviyesine erişmek için Gorbaçov’un kati suretle hiç çalışmadığı görülüyor.

Kendisini barış getiren adam olarak sunan Gorbaçov, dünyanın kendi döneminden sonra neden böylesine barıştan uzaklaştığını yanıtlamaktan kaçıyor. Hiç tartışmasız örnek alınacak bir demokrat olarak sunulagelen Gorbaçov, demokrasinin burjuva formunun bile paramparça edildiği bir çağın kapılarını aralamıştı. Herzog ve Singer ise bu önemli noktaları ihmal ederek, Rusya ile yaşanacak bir çatışmadan kaçınmaya yönelik sempatik bir çağrıyı dile getirmeyi başarmış oluyorlar.

Ancak, bugünkü siyasi krizleri, emperyalist politikaların bir sonucu olarak değil de, aksine “yanılgı” olarak değerlendirmeyi tercih ediyor olmaları, yaptıkları çağrının etkisiz kalmasına yol açıyor.

Bunun yanında Herzog, detaylar hakkında da hiçbir soru yöneltmiyor. Örneğin; her şeye rağmen Gorbaçov, iktidar mekanizmasında hangi bakış açısına sahip olamazdı! Kimin genel sekreter olacağı hakkında nasıl hem fikir olundu? Polit Büro’da Perestroika üzerine ne gibi tartışmalar yaşandı? Açıkça, temel prensiplere yönelik tartışmalar yaşandı mı?

Politik hat hakkında fikir birliği var mıydı ya da bu birlik ne zaman çöktü? Bunlar gibi hayati öneme sahip sorular yerine bir dizi insanı yoran övgü ve kendini övme sahneleri ile bezeli bir söyleşiyle meşgul ediliyorsunuz. Herzog, sadece bir kere Gorbaçov’u sıkıştırarak, ona çok sevdiği eşinin ölümüne nasıl dayandığını ve acı duyup, duymadığını soruyor.

Sanki özellikle sadece burada duyarlılık beklenir gibi!

Film esnasında biraz düşünüp taşındığınızda, Gorbaçov’un neden böylesine zor bir durum için yanlış adam olduğunu anlıyor ve yanlış adamın neden seçilmiş olduğuna dair bir fikir ediniyorsunuz. Bunun için elbette Herzog’un yaratmak istediği kişi kültünü gözden kaçırmamanız gerekiyor. Ama Uluslararası Leipzig Film Festivali bu yıl “imkânsızı iste” sloganı ile izleyici karşısına çıktı. Bu nedenle bu tuhaf film belgesel ve animasyon filmleri haftası için uygun bir başlangıç olmuş.

*Makaleye buradan ulaşabilirsiniz.