22 Eylül 2018 Cumartesi

Seda Elhan

Yaratıcı şiirleri, düş zenginliğiyle dolu roman ve öyküleri, çarpıcı etkiye sahip çizimleri, acı gerçekleri mizahi, sert ve kışkırtıcı unsurlarla ele aldığı oyunlarıyla öne çıkan sanatçı kimlik ve yaşamında özenli, duyarlı, cömert, biraz gizemli ve mütevazı olarak tanımlanan insani kişiliğiyle Roland Topor'u, Seyyar Sahne ve Yolcu Tiyatro'nun yorumlarıyla sahnede görmek bugünlerde onu yeniden anımsamak için oldukça önemli.

Saçmalığın ve korkunçluğun sürrealist ustası olarak nitelendirilen Fransız sanatçı Roland Topor kendine özgü yeteneği, coşkun düş gücü ile sanat alanında kısa sürede yer edinir.

1938 yılında Polonyalı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Paris’te doğan Roland Topor, çocukluğunu ailesiyle birlikte Nazi işgalinden gizlenerek geçirir; eleştirmenlere göre İkinci Dünya Savaşı yılları Topor’un ilerideki üslubu bakımından da belirleyici olur.

1955 yılında Paris Güzel Sanatlar Okulu’na girer; daha öğrencilik yıllarında desenleri dönemin başlıca sanat ve mizah dergilerinde yayınlanır. 1961-1965 yılları arasında Fransız mizahının en önemli dergilerinden Hara-Kiri’de çalışır.

Savaş yılları deneyiminin sanatçı kimliğiyle birleşmesi, 1960 yılında, arkadaşları Arrabal ve Jodorowsky ile kurduğu “El Panico” adlı grupta da kendini gösterir. “El Panico” (Panik) ,üç temel mesele; korku, mizah ve eşzamanlılık etrafında masallar, öyküler, tiyatro gösterileri ve sergiler üretir.

1964’te kaleme aldığı ilk romanı ‘Kiracı/The Tenant’, 1976’da Roman Polanski tarafından filme çekilir. 1966 yılından başlayarak Topor’un kendisi de senaryolarının çoğunu kendi yazdığı filmlerde aktörlük yapar. 1973’te sinema tarihinin ilk uzun metrajlı animasyon filmi olarak kabul edilen 72 dakikalık Fantastic Planet (Fantastik Gezegen)’in çizimlerini gerçekleştirir, 1983’te Fransız televizyonunun Téléchat başlıklı ünlü dizisini yaratır.  Ayrıca Comédie Française’de sahneye koyulan Shakespeare oyunlarının birkaçının dekor ve kostüm tasarımlarını üstlenir. Pek çok farklı işe imza atan, farklı alanlarda ödüller alan Topor 1994’te Paris Kenti Büyük Sanat Nişanı ile de ödüllendirilir.

Roland Topor Çizimleri

Topor yaşamı boyunca baskıyı, özgürlüğü, insan onurunu hiçe sayanları, zorbalığı, şiddeti, ezeni, ezileni, ötekileştirileni, bireyin sıkışmışlığı ile birlikte umutları, aşkı, duyarlıkları da yazdığı ve çizdiğini şöyle dile getirmiştir bir şiirinde:

"Bense şunu istedim hep
Bin-dokuz-yüz-kırklardan bu yana
Varlığım armağan olmasın akbabalara
Bunun için hiçbir saplantıya kapılmadan
Hem yazdım, hem de çizdim
Hem kanı hem boku
Hem de aşnayı ve fişneyi" *

Jérôme Savary'nin Sıradan Bir Büyücünün Yaşamından adlı yapıtındaki bir bölümde, yaptıkları bir işten yüklü bir meblağ kazanç sağlayacaklarını öngörerek toprak almayı önerir Topor, “ne yapacağız toprakla” diye sorulduğunda ise şu yanıtı verir :

"Hiçbir şey yapmayacağız...Auvergne ve Bretagne bölgelerinden binlerce hektar araziyi alır, kapatırız ve kesinlikle bir şey yapmayız. Bırakırız doğa orada gelişsin. Böylece o hiçbir şey yapmadığımız yer sayesinde çocuklarımız en azından küçük bir toprak parçası görmüş olurlar. "

Hayatta ve sanattaki duruşuyla değerli ve çok yönlü bir sanatçı olan Roland Topor'u, bir süredir, ülkemizde sahnelenmekte olan iki oyunuyla daha yakından tanıma imkanına da sahibiz. Masanın Altında'dan uyarlanarak yazılan Trom Seyyar Sahne, Joko'nun Doğum Günü'nü ise Yolcu Tiyatro farklı yorumlarıyla sahnelenmeye devam etmektedir.

Masanın Altında'nın Hakan Emre Ünal'dan Trom yorumu...

Kendi yaşam öyküsünden yola çıkarak yazdığı bir kara mizah örneği olan “Masanın Altında”, Topor’un “Göçmenler insanlık düzeyinin altında muamele gördüklerine göre, masanın altında yaşamaları da anormal görülmemelidir” sözü ile tanımladığı bir oyunudur.

Metin, çevirmenlik yapan genç bir kadının çalışma masasının altını bir göçmene (Dragomir) kiralamasıyla başlar ve göçmen olmak, yabancı hissetmek üzerine ilerler, daha sonra ikili arasında gelişen sevgi bağını işleyerek devam eder. Masanın altındakiyle üstündekini bir sevgi bağında birleştiren, Topor'un hüneri olduğu kadar belki de kapital dünyanın acımasızlığı altındaki yapayalnızlıklarıdır. 

Günümüzde en canlı haliyle yaşadığımız, tanık olduğumuz göçmenlik ekseninde  aidiyetsizlik, yabancı olma, yerleşememe, yer bulamama, konumlanamama, arayış, sıkışma, çaresizlik gibi durumları işleyen Masanın Altında metni bu anlamıyla evrenseldir. Tüm zamanların bitmeyen sürgünlüklerinden; etnik, dini, siyasi, ekonomik sebeplerle yollara düşürülenlerin yaşamlarından izler taşır. Tüm bu koca koca dertleri alır, ufacık bir evde minicik bir masanın altına koyar. Ama işte tam da bu durum öyle çarpar ki insana, öyle dokunur ki...

Bu etkileyici metinden yola çıkan Hakan Emre Ünal, Masanın Altında'nın temasına ve karakterlerine büyük yakınlık duyan bir oyuncu kişisi kurgulayarak, bu oyuncunun hayalindeki ''Masanın Altında'' oyununu seyircilere anlatmaya çabalarken, oyunla ve hayatla kurduğu ilişkiyi de aktaran bir oyun olarak Trom'u  kaleme almış. Senem Donatan'ın yönetmenliğini yaptığı oyunda yine kendisi oynuyor.

Hakan Emre Ünal yazanı ve oynayanı olarak,  yalın ve sade bir anlatı niteliğinde zaman zaman oyuncu kişisi, zaman zaman ise Dragomir ve metindeki diğer karakterler olduğu oyun boyu süren ve dinmeyen enerjisiyle son derece başarılı bir tek kişilik performans sergiliyor. Sahnede oyunculuk katmanları arasında dolanırken; bavul, mendil, ceket gibi ufak aksesuarlar ile oyunun dünyasını eksiksiz yaratmayı beceriyor. Seyirciyle de göz göze gelen,  bazen direk hitap eden yakın bir ilişki kuruyor.

Oyuna adını veren Trom sözcüğünü nedensiz, sessiz bir gülümseme anlamında kullandığını ve bunu nasıl seçtiğini oyun içerisinde aktarırken aslında her şeye rağmen Topor'un ve Dragomir karakterinin o gülümsemeden kopmayan taraflarını da vurgulamış oluyor.

'Joko'nun Doğum Günü'ne Yolcu Tiyatro'nun yorumu...

Roland Topor’un daha önce roman formunda kaleme aldığı ve sonraki yıllarda oyunlaştırdığı Joko’nun Doğum Günü, sistemin insan bedenini ve aklını kontrol altına alma hırsını, ezen-ezilen ilişkisi üzerinden absürd bir anlatım biçimi ile ele alıyor. İnsanın başkalarını sırtında taşımayı kabul etmesiyle başlayan benliğini kaybetme hikayesini acı çekme ve çektirme ekseninde ortaya koyuyor. İki karşıt sınıfın temsilcilerini grotesk tipler üzerine kurarak ele alan oyunda su deposunda işçi olarak çalışan, sömürücüleri “çok para veriyorlar” diye onları sırtında taşırken sonunda üstüne yapışan ve onlara yem olan Joko’nun başından geçenler anlatılıyor.

İnsanların kapitalist dünyada son derece düşük ücretlerle köle gibi çalışarak hayatta kalma çabalarını gözardı etmeksizin bakılması gereken bu metinde, paraya teslim olduktan sonra kimliklerini nasıl yitirdikleri, nasıl insanlıktan çıktıkları hayal edilebilecek en çarpıcı metaforlarla gözler önüne seriliyor. Aynı süreç, zaten insanlıktan çıkmış olan ezen sınıfın üzerinden de zaman içinde taleplerinde ve uygulamalarında şiddetin, baskının, zulmün ne noktalara ulaşabileceği gösterilerek veriliyor.

Oyun, dünyanın her yerinde her gün yaşanan ve göre göre duyarsızlaştığımız şeyleri; güçlülerin güçsüzü yok sayması, sömürmesi ve insanların küçücük kazançlar ya da umutlar için insanlık dışı şekilde çalışmayı kabul etmek zorunda kalmaları gibi konuları belki de bizi duyarsızlığımızdan çekip çıkarmak için absürd bir formda karşımıza koyarken, bu gün yaşadığımız ekonomik sömürüye, politik baskılara, insan hakları ihlallerine ve antidemokratik uygulamalara da bir karşı duruş sergiliyor.

Yolcu Tiyatro, Ersin Umut Güler’in rejisi ile 2016'dan beri sahnelediği oyunda yüksek performans gerektiren ve groteske dayanan oyunculukların üstesinden başarıyla gelmiş oyuncuları, müziği, dansı kullanımı, işlevsel ve pratik dekor tercihi, illüstrasyonlar ve projection mapping teknolojisinin kullanımı ile çarpıcı bir izlek sunuyor. Oyuncuların yüksek enerjisi ve performanslarının sürekliliği seyircinin de oyunu kopmadan takip etmelerine olanak sağlıyor. Topor'un can yakan sert konuları ele alırken mizahı da bir o kadar önemseyen tavrından ödün verilmeden sahnelenen oyunda bir bakıyorsunuz “yok artık” derken sinirleriniz bozulmuş, gülüyorsunuz. Trajedi Joko’nun doğum gününün aslında işe girişinin yıldönümü olarak kutlanması ile başlıyor ve yenmesine kadar sürüyor ve akıllarda şu sözü kalıyor; “sizleri taşımaya başladığımdan beri yere bakıyorum hep, daha önce göğe bakardım.”

Gündelik yaşamda her gün maruz kaldığımız sömürü, faşizm, ötekileştirme hallerine karşı duyarsızlaşınca absürd, grotesk artık şart olur. O absürd ve grotesk unsurlar aslında o kadar gerçektir ki, o kadar her günümüze içkindir ki... Roland Topor da bu absürd gerçekliği en çarpıcı şekilde gözler önüne seren önemli yazarlardan bir tanesi olarak güncelliğini korumaya devam eder.

Masanın Altında'dan yola çıkarak Hakan Emre Ünal tarafından yazılan ve sahnelenen "Trom" ile Yolcu Tiyatro rejisiyle sahnelenen "Joko'nun Doğum Günü" oyunlarının Roland Topor'u sahnede farklı biçimlerde görmek ve ele aldığı evrensel değerleri yeniden hatırlamak için kaçırılmamasını tavsiye ederim.

Detaylı bilgi için:

I - https://seyyarsahne.com/guncel-oyunlar/trom/

II - https://www.yolcutiyatro.com/tr/oyunlar/guncel-oyunlar/334-jokonun-dogum-gunu

* Ferit Edgü çevirisi ile Topor'un bazı şiirlerinin yer aldığı şiir kitabı "Toptopor"'dan alınmıştır