15 Kasım 2018 Perşembe

Christina Müller

Bavyera dağlarında bir vadide Mittenwald diye bir köy var. İsminin anlamı 'ormanın ortasında' demektir. Gerçekten de etrafa bakarken ormanlı dağlar ve gökyüzünden başka bir şey görünmez. Johann Wolfgang von Goethe, İtalya gezisinde bir gece burada kalmış. Kaldığı eve bir tabela çakmışlar ve köyde herkes gurur duyar. Ama Bavyera daha çok Münih futbol kulübüyle gurur duyar. Hafta sonları çoğu insan yöresel kıyafeti ya da Bavyera Münih forması giyer. Her pazar - yaz, kış - futbol oynuyorduk orada. Ben Mittenwald'a gelmeden önce de oynuyorlardı, benim orada geçirdiğim 3 sene boyunca oynadık ve şimdi de oynuyorlar. Hep oynayacaklar herhalde. Thomas diye bir arkadaş herkese tek tek telefon açıyordu ama artık whatsapp grubu var - bir tek bana mesaj atmak zorunda kaldı. Hiç de unutmazdı beni, sağolsun.

5-10 Mittenwaldlı gelir-çoğu Bavyera Münih formasıyla- farklı zamanların, babalarından kalma ya da en yeni formalarıyla görebiliriz orada. 2-3 asker gelir (köy Avusturya sınırına yakın olduğu için büyük bir kışlayı barındırır -onunla da maalesef çoğu insan gurur duyar). Onlar herkesten daha formda, gece gündüz dağlarda koşmak zorunda kaldıkları için. Enstrüman yapımı okulunda okuyan benim gibi 2-3 öğrenci gelir, bazı Mittenwaldlılar, onları yabancı olarak görürler. Bavyera dışından geldikleri için.

Yağmurlu sonbahar günlerinde bazen çok az kişiydik, ama bu derdimiz Ahmad ile tanıştıktan sonra çözüldü. Ahmad, Suriyeli bir arkadaşımız, dünyanın en güzel felafel’ini yapar, ama bu ayrı bir konu. Mittenwald'da yaşayan ilticacıların çoğu gibi bir yurtta kalıyordu. Bir gün oradaki çocuklara haber verip maça geldi. Sonra fazla gelemedi, pazar günleri bir restoranda çalıştığı için. Ama İdris gibi Eritreli çocuklar gelmeye başladı. Suriyeli, Rojavalı, Iraklı, Afganistanlı, Filistinli, Yemenli çocuklar ve Nijeryalı genç bir kadın da. İki kadın olduk yani. Bayağı kalabalık olduk. Bazen yirmi kişiden fazlaydık. Kaleleri çok uzak koymamız gerekirdi ve maçlarımız çok dağınık olurdu. Dili ve kuralları Bavyera dili ve kurallarından farklı olduğu için. Bazen küçük çocuklar da gelirdi, sahayı karıştırlar, dikkat etmek gerekirdi. Bazen dili hiç bilmeyen yaşlı amcalar da oynamak isterdi. Bazen daha düzenli futbol oynadığımız arkadaşlar buna huysuzluk ederdi, ama çok değil. Sonuçta futbol candır.

Her şey toz pembe değildi tabii. Saçma sapan lafları da duydum: 'Takımda Arapça bilmeyen tek ben miyim?' diye sordu asker olan bir arkadaşımız. Ondan sonra Eritreli çok hızlı koşan bir çocukla çok güzel paslaşarak oynadı. Arap arkadaşlar Afganistanlı arkadaşları sevmez, pas vermek istemezlerdi, ama bunları da geçtik galiba. Sonuçta güzel gol atmak daha önemli geldi. Yavaş yavaş dil öğrenildi, yavaş yavaş isimler hatırlandı. Daha önce hiç duymadığın bir ismi hatırlamak zor bir şeymiş. Ama lakaplar da kalır. Çok iyi çalım atan bir çocuğa hala Mbappé derler. Eskiden Halep’te futbol oynayan Afrinli bir adamla bazen Türkçe konuşurdum. İstanbul'da bir kaç sene terzi olarak çalışıyormuş.

Kışın Thomas, ilticacı çocukları arabasıyla yurttan alırdı. Kar eriyince, ben bisiklet ile oraya giderdim. Orada bahçede oynayan küçük çocuklara 'İdris nerede?' diye sorardım. Onlar da koşup İdris'e haber verirlerdi. İdris de diğer çocukları toplardı. Ramazan ayında herkes evinden uykulu çıkardı, bazen hazırlanmaları çok uzun sürerdi ve bunu düşünerek yarım saat önce giderdim, herkes bir bisiklet bulana kadar biraz daha zaman geçer, kavga edilir, ama sonuçta hep beraber sahaya geçerdik.

Bir gün 'İdris nerede?' diye sorduğumda küçük bir kız 'İdris öldü' dedi ve oynamaya devam etti. Bu çocukların ölüme ne kadar alışkın olduklarını o ara anladım ama İdris'in nerede olduğunu anlamadım. Nasıl yani, niye haberimiz yok? Thomas ile beraber polise gittik. 'Akraba değilsiniz, size hiç bir bilgi veremem, ama kimsesiz birisi ölürse masraflar devlet tarafından karşılanmak üzere gömülür.' Adamın neye değer verdiğini anlamış olduk, ama İdris'in nerede olduğu belli olmadı. Yurttakiler onun Münih'te bir nehirde ölü bulunduğunu anlatıyor. Münih'e gitmeden önce göç idaresine gitmiş. Orada ne öğrenmiş? İntihar mi etmiş? İçip suya mı düşmüş? Yüzmeyi bilir miydi? Derdi neydi? Soy ismini bile bilmiyoruz. Gazetelerde bir şey yok. Akrabalara nasıl ulaşacağız? Bir sonraki pazar bir dakika saygı duruşu yaptık. Aklımıza bundan başka bir şey gelmedi. Ondan sonra her zamanki gibi futbol oynadık. Futbol candır. Ama futboldan başka bir şey yapmadığımız için mi İdris'in şimdi nerede olduğunu anlayamıyoruz?