12 Aralık 2018 Çarşamba

Özgür Yılmaz

26 Temmuz 1953 tarihinde, liderliğini Fidel Castro’nun yaptığı bir grup genç Santiago de Cuba’da bulunan Moncada Kışlası’nı ele geçirmeye çalıştı. Bu gün, Küba Devrimi’nin başlangıcı olarak düşünülür.

Küba halkı, liderliğin özgürlük, bağımsızlık ve refahı korumak için verdiği mücadelede ve Devrim’in ideallerini savunmada adaletsizliğe ve eşiğsizliğe karşı şimdiye kadar hep başarıyla mücadele etti.

Çöküş 1950 yılında başlamıştı. Küba ekonomisi, üretimi ve ticareti yabancılar tarafından kontrol edilen şeker kamışına bağlıydı. 11 ABD şirketi, bir milyon 200 bin hektarlık alana ve toplam üretimin yüzde 47.4’üne tekabül eden miktardaki şeker kamışı üretimine hakimdi. Toplumsal, ekonomik ve politik koşullar böyle bir hegamonyaya izin vermişti.

Bu on yılın başında siyasetteki çürüme ve yozlaşma çok fazlaydı ve protestolara sebep oluyordu. Böylece ABD şirketlerinin desteklediği ordunun bir kliği 10 Mart 1952’de bir darbe yaptı. Yeni diktatör Fulgencio Batista oldu.

Bu diktatörlük sadece baskı ve şiddetin artmasına yol açtı. Kısa zamanda bu diktatörlüğe karşı da bir direniş başladı. Bu direnişin ana eksenini adaletsizlik ve adada ve bölgede ABD’nin oluşmasına yol açtığı toplumsal düzendeki eşitsizliğe karşı verilen mücadele oluşturdu.

26 Temmuz 1953 tarihinde bu hareketin bir parçası olan, liderliğini Fidel Castro’nun yaptığı işçilerden ve gençlerden oluşan bir grup, ülkenin ikinci büyük askeri üssü olan Moncada Kışlası’nı ele geçirmeye çalıştı.

Bu eylemle birlikte Batista’nın yıkılışına giden yeni bir süreç başladı. Moncada Kışlası Baskını başarısızlıkla sonuçlandı ama devrimcilerin oluşturduğu bu grup halkın tek bir hedefte kitlenmesine ve birleşmesine yol açtı.

1956 yılında 82 göçmenden oluşan –ismini Kışla Baskını’nın tarihinden alan ve Ernesto Che Guevara’nın da dahil olduğu- “26 Temmuz Hareketi”, Meksika’dan Küba’ya kaçak yollarla girdi.

Granma isimli bir yat, 2 Aralık tarihinde, ülkenin doğusunda bulunan Las Coloradas sahiline yanaştı ve Sierra Maestra’daki gerilla mücadelesi başladı. Zamanla bu küçük grup, İsyan Ordusu’na dönüştü.

1958’in ilk ayları boyunca, gerillalar herhangi bir başarı kazanmadan bir genel grev hazırlığına giriştiler. Bu genel grev bir başarısızlıkla sonuçlandı ve böylece kırsal alanda gerilla faaliyetlerine devam etme kararı aldılar. Amaçları, Batista ordusunun saldırganlığını kırmak ve sonrasında da ovaları işgal etmek, merkezi şehirleri ele geçirip diktatörlüğe son vermekti.

Kısa bir zaman sonra, halkın ciddi desteğiyle bu amaçlarını gerçekleştirdiler. 1 Ocak 1959 yılında Havana’ya girdiler, diktatörlük sona erdi ve Batista kaçtı. Diktatörlük karşıtı mücadele, demokratik hükümetin kurulması ve hemen peşinden de toplumsal devrimle birlikte sona erdi.

Zaferin Sonuçları

Küba halkının yaşadığı ekonomik eşitsizlikler, devrimci hükümetin Tarım Reformu’nu ilan etmesine yol açtı. İlk kanun, 17 Mayıs 1959 tarihinde çıktı ve kamulaştırılan 420 hektarlık alan halka dağıtıldı ve kooperatiflerle birlikte kolektif çiftlikler de kuruldu.

Ekonomi alanındaki değişim, diğer reformlarla desteklendi. Hükümet, iki alana ciddi önem atfetti: eğitim ve sağlık. Okur yazarlık kampanyaları başlatıldı, yeni okullar ve üniversiteler kuruldu ve böylece öğreci ve okul sayısı arttırılmış oldu.

Sağlık alanında tüm nüfusa erişilebilen bir ağ yaratıldı, yeni hasteneler, klinikler ve araştırma enstitüleri kuruldu.

Okur yazarlık kampanyasıyla 1961 yılında adadaki okur yazarlık yüzde yüze erişti ve her yıl 45 bin üniversite mezunu verilmeye başlandı.

Fidel Castro hükümeti, Küba halkının erişemediği ilaçları vermeye başladı, tıbbi malzemeler adaya uzun zamandır ilk kez ulaşmaya başladı.

Adaletsiz ambargo

1960 yılında, Küba Hükümeti, adadaki Amerikan şirketlerini ulusallaştırdı ve Washington bu karara ekonomik ambargo ile cevap verdi. Küba’nın bu ambargo ile iki sene içerisindeki kaybı 93 milyon Amerikan dolarına ulaştı.

Daha sonra, 1996 yılında Castro karşıtı bir grup olan “Hermanos al Rescate”nin iki uçağının Küba tarafından düşürülmesiyle birlikte ABD Kongresi Helms-Burton yasasını çıkarttı ve yabancı şirketlerin Küba ile ticaretini yasakladı.

Bu önlem uluslar arası kamuoyunda tepki ile karşılandı ve birçok ülke bu yasaya karşı tam tersi yönde başka yasalar çıkararak cevap verdi.

Yarım yüzyıldan fazla süren ambargodan sonra ABD ve Küba arasında yeni bir süreç başladı. Bu süreç iki ülkede karşılıklı diplomatik merkezler kurulmasıyla devam ediyor ve ambargonun geleceği tartışılıyor.

TARTIŞMASIZ LİDERLİK

Devrim olduğunda Fidel Castro 32, Camilo Cienfuegos 26, Ernesto Che Guevara 30, Raul Castro 27 yaşındaydı. 2008 Şubat ayında Fidel Castro, 82 yaşında görevini kardeşi Raul’a devretti ama Küba Devrimi’ndeki liderliği halen tartışılmaz bir durumdur.

Ne Amerika Birleşik Devletleri’nin takıntısı, ne iç düşmanlar ne de Sovyetlerin dağılışı Fidel’in gücünü zayıflatabildi. Onu savunanlar ve muhalifleri, karizması ve kötü gidişatı tersine çevirebilen politik yeteneği sayesinde sistemin devam ettiğini düşündüler.
 

Kaynak: https://www.prensalibre.com/hemeroteca/asalto-al-cuartel-moncada-por-fidel-castro-revolucion-de-cuba