19 Ekim 2018 Cuma

Türkiye İşçi Partisi, üyeleriyle, dostlarıyla tartışarak programını yazıyor, program her gelen katkı ile giderek zenginleşen bir içeriğe kavuşuyor. TİP Programı’na egemen olan değerler ise son derece net. İleri Haber’de Sinan Dervişoğlu son derece yalın bir şekilde ifade etmişti:

“Programa egemen olan değerler, TİP’in tarihsel değerleri olan muğlak popülizme karşı işçi sınıfı çizgisi, amorf ‘hareket’ mantığına karşı parti ve örgütlülük kültürü, içeriği belirsiz kurtuluş senaryolarına karşı net bir sosyalizm vurgusu, ulusal ve bölgesel dar görüşlülük yerine enternasyonal vizyon ve mirasa sahip çıkılması.”

“Muğlak popülizme”, hadi daha farklı kavramlar da kullanalım içeriği belirsiz bir halkçılığa karşı işçi sınıfı vurgusu, sırf programı dengelemek için konmuş bir şey değil, bizzat programı belirleyen temel bir değer, temel bir ilkedir.

Yine sevgili Sinan Dervişoğlu’ndan yararlanarak yazıya devam edeyim:

Dervişoğlu, demokratik toplumsal muhalefete dair saptamalar yaparken, program ile bağını kurmaya çalışıyor ve “1970’lerden farklı olarak, yepyeni bileşenlerle, çevre sorunuyla, kadın ve çocuk haklarıyla, laiklikle, LGBTİ haklarıyla birlikte çok daha zenginleşmiş bir içeriğe kavuşmasıdır” ifadesiyle bu zenginliğin altını çiziyor. 

İşte tam da burada “işçi sınıfı”nı tartışmak gerekiyor. Acaba tüm bu mücadelelerin yanı sıra bir de “işçi sınıfı mücadelesi” veya “işçilerin mücadelesi” mi var, bir başka ifadeyle eşitler arasında biraz daha fazla öne çıkan bir mücadeleden mi söz ediyoruz, yoksa belirleyen omurgayı oluşturan, şekil veren bir sınıf vurgusundan mı? Kuşkusuz ikincisidir, TİP Programı Türkiye ve Dünya değerlendirmesi yaparken de, mücadele hattı kurmaya çalışırken de, geleceğin sosyalist Türkiyesi üzerine söz söylerken de işçi sınıfını hepsinin merkezine koymuştur. Programda işçi sınıfından ne kadar yerde söz edildiğinden ziyade, metnin ruhuna sinmiş olan sınıfsallığa bakmak programın ruhunu anlamak açısından yardımcı olacaktır. 

Daha programın başında yer alan aşağıdaki ifade sınıfın gündelik ve tarihsel çıkarlarıyla, partimizin gündelik mücadeleyle sosyalist devrim mücadelesi arasındaki konumunu anlatması açısından önemlidir:

“Düzen sınırlarını aşmasa da mevcut iktidarın karşılayamayacağı taleplerin ileri sürülmesi, sosyalist mücadelenin de araçlarından biridir. Bu talepler, işçi sınıfının siyasal bilincinin güçlenmesini ve daha ileri hedeflerin belirlenmesini, ayrıca sosyalizmin somut bir seçeneğe dönüşmesini olası kılabilir. Sosyalistler bu olasılığın ortaya çıkaracağı olanakları önemsemeli; ancak, emekçi sınıfların güncel taleplerinin ve tarihsel çıkarlarının sözcülüğünü üstlenerek işçi sınıfını iktidara taşımak anlamına gelen sosyalist devrim perspektifini korumalı, toplumsal mücadelelere öncülük misyonunu yerine getirmelidir.”

Bir düşünsenize, bugün 3. Havalimanı işçileri en temel barınma, beslenme, servis, hatta tahtakurularından delik deşik olmuş vücutlarına karşı temizlik istemekte, ama düzen bu en temel talepleri bile karşılamamaktadır! TİP üyeleri eğer orada inşaat işçilerinin yanındaysa, işçilere “örgütlenin” vaazları vermekle yetinmeyip bu en temel taleplerin takipçisi olmuşsa, direnen işçilerin temsilcisi olarak bizzat görev üstlenmiş üyeleri varsa ve o işçileri bir adım ileriye götürmeye çalışıyorsa program ete kemiğe bürünmeye başlamış demektir. 

Türkiye İşçi Partisi programında işçi sınıfının yaşadığı insanlık dışı sömürüden pek çok yerde söz edilmektedir. Yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da sınıfa saldırının en yoğun ve pervasız olduğu dönemlerden birisinde yazılan bu program, parti üyelerinin gözlerini sendikasız, sigortasız, güvencesiz, düşük ücretle çalışan, iş cinayetlerinde yaşamını yitiren, borç yükü, pahalılık, gelecek kaygısı gibi sorunlarla boğuşan işçi sınıfına dikmelerini istemektedir. Soyut bir örgütlenme çağrısının her kapıyı açan bir anahtar gibi görülmediği, somut dayanışmacılığın (bunun biçimlerini yaratmak bizlerin yaratıcılığına muhtaçtır) öne çıkarıldığı bir metinden söz ediyoruz. 

Sınıf mücadelesinin temel başlıkları çok değişmese de, bazı başlıkların artık tüm toplumsal mücadeleleri kestiği bir dönemdir yaşadığımız dönem. Eşit işe eşit ücret veya güvenceli çalışma hakkı, aynı zamanda kadın mücadelesidir; insanca yaşama ve çalışma hakkı derken çocuk işçilikle mücadele ve eğitim başlıkları karşımıza çıkar, çocuk hakları için somut bir şeyler söylemek gerekir; sendikal örgütlenme ve toplu sözleşme dediğinizde aynı zamanda yerelliklerde devlet eliyle sermaye baskısına karşı da örgütlenme sorunuyla karşı karşıya kalırsınız. Eğer perspektifiniz güncel mücadele ve sosyalizm hedefi arasındaki boşluğu doldurmaya odaklandıysa ve bunun temelleri programınızda varsa, en azından yola sağlam erzakla çıkmışsınız demektir!

Ve bugün Saray Rejimi, sermaye diktatörlüğünün billurlaşmış bir hali olarak karşımızda duruyorsa, Saray Rejimi’ne karşı mücadelenin, emekle sermaye arasındaki mücadelenin güncel ve yakıcı evresi olduğu gerçeğinden ve aynı zamanda Saray Rejimi’ne daraltılmış bir mücadele programı, sermaye sınıfının bu rejimle ortaklığının gizlenmesine yol açabileceğinden söz eden bir program okunup rafa kaldırılacak değil, sürekli tartışılacak, yaşayan bir metindir. Şu cümle ise, sınıfsallığın ve öncü parti düşüncesinin kendisini somutladığı bir cümledir:

“TİP, Saray Rejimi’nin yıkıldığı koşullarda sermaye egemenliğinin kendisini aklamasına izin vermemenin yolunun, rejime karşı mücadelede işçi sınıfı adına en ön saflarda yer almaktan geçtiğini tespit eder.”

İşçi sınıfı adına en ön saflarda yer alacak bir partinin ise değiştirmek için çözümlemesi, anlaması, sınıfın tüm dinamik unsurlarının içinde, örgütlenme pratiklerinin tam bağrında olması kaçınılmaz olacaktır. 

Kuşkusuz Türkiye İşçi Partisi Türkiye işçi sınıfını bir bütün olarak değerlendirecek ve siyasal ve ideolojik mücadelesinde de sınıfın bütününe seslenmeyi esas alacaktır. Ancak sınıfın en dinamik bileşenlerine ve kesimlerine yönelik özgün araçların geliştirilmesi görevini de önüne koymak zorundadır. Özellikle kentli emekçilere yapılan vurgu, daha doğrusu kentli işçi sınıfının şiddetlenen metalaşma süreçleriyle karşı karşıya kalması ve aynı zamanda ilerici değerlere yatkınlığı saptaması, partinin mücadele hattı için bazı ipuçlarını da sunmaktadır. Programda yer alan “Bu nitelikleriyle sosyalist siyasetin toplumsal etkisine en açık ve politize toplum kesimlerinden birini oluşturan kentli emekçiler ile klasik sanayi proletaryasını karşı karşıya koyan yaklaşımlar işçi sınıfını yapay biçimde bölmekte ve sınıf mücadelesinin güçlendirilmesini engellemektedir” saptaması teorik bir tartışma için değil, bizzat mücadele hattını belirlemek için programa konmuştur. 

Tartışmalarla, üyelerimizin ve dostlarımızın katkılarıyla daha da zenginleşecek Türkiye İşçi Partisi Programı ara ara hepimizin bir kez daha göz gezdirmek isteyeceği bir mücadele ve kuruluş çağrısıdır aslında. Gelin, hep birlikte eşitliğin ve özgürlüğün ülkesini kurmak için mücadele edelim çağrısı programın özetidir!