Yükleniyor...

Bilgütay Hakkı Durna

Bilgütay Hakkı Durna



Yargılansınlar talebi gerçekçi mi?

Dava, romanın kahramanı Josef K.’nın tutuklanması ile başlar. Suçu olmadığı halde (sebebini bir türlü öğrenemediği bir suç nedeni ile) tutuklanan Josef K.’nın işine gitmesine ve normal hayatına devam etmesine izin verilir. Josef K. suçunu öğrenebilmek için her türlü mücadeleye girer. Nerede olduğu bile söylenmeyen mahkemeyi bulmak için araştırmalar yapar. Düzensiz ve karmaşık yargılama sistemi içerisinde kendine yol bulmaya çalışır. Savunma hakkı var mıdır? Bu da belirsizdir. Zaten Josef K.’ya aleyhindeki davanın üç ihtimali olduğu söylenir: Kesinlikle beraat (ki buna olanak yoktur), şartlı beraat (ki herhangi bir anda tutuklanabilir), süresiz erteleme (ki ne beraat demektir ne de mahkumiyet). 

Merak etmeyin. Josef K. bir hukuk devletinde yaşıyordu. Ama tabii ki bu koca hukuk sistemi hassas bir denge halindedir.

Gökdelen romanı 17 Şubat 2073 sabahı başlar. Romanın kahramanı Can Tezcan, Türkiye'nin en önemli, en ünlü avukatlarından biridir. Can Tezcan, İstanbul'u yalnızca gökdelenlerden oluşan, New York'a benzeyen ama ondan daha güzel, daha modern bir kente dönüştürmek isteyen zengin müşterisi Temel Diker'in yasal sorunlarını çözmek için bir tasarım ortaya atar: Yargının özelleştirilmesini sağlamak. Hukuk özel bir şirket tarafından dağıtılacaktır.  Belki fazla kazanç sağlamayan bir iş olduğundan, para sahiplerinin ilgisini çok çekmeyecektir, ama karı da zaten doğrudan kasalara para akıtmasında değil, para babalarının kasalarına para akışının meşrulaştırılmasındadır. 

Merak edecek bir durum yok. Avukat Can Tezcan’da bir hukuk sisteminde yaşamaktadır. Yalnızca sistemde ki ufak bir tıkanıklık çözülmeye çalışılmaktadır.

Memleketimizin yargı sistemi de Franz Kafka’nın Dava’sı ile Tahsin Yücel’in Gökdelen’i arasında bir yerlerde. Biraz ondan biraz bundan. Ya da (artık) biri olmazsa diğeri olamıyor.

“İleri” okurlarına “Dava” örnekleri vermenin gereksiz olduğunun farkındayım. Bu ülke hep “olağanüstü” bir yargılama sistemine sahip oldu. “Gökdelen” örnekleri ise bir süredir yargı sistemimize girmiş durumda. 

Yargı sistemimiz aynı zamanda (artık) din referanslı kararlara imza atıyor. Rennan Pekünlü ve Fazıl Say kararından bahsetmeyeceğim. Onlar eskidi. Yalnızca birkaç güncel örneği hatırlatacağım:

Anayasa Mahkemesi, resmi nikâh olmadan dini nikâh yapanlara ve nikâhı kıyan din görevlilerine ceza verilmesini düzenleyen yasa hükümlerini iptal etti.

HSYK, Yargıtay’ın başvurusu üzerine, hâkim ve savcılar görev başında başörtüsü takabilir görüşünü iletti.

Geçen hafta sonu yapılan Onur Yürüyüşü’ne polis “Ramazan ayı” gerekçesi ile müdahale etti. Sonrasında açılacak davalarda mahkemede “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz” diye karar verirse tam olacaktır!

Gericilik siyasal ve toplumsal alana bir bütün olarak hakim olma çabasına giriştiğinde davaları bir araç olarak kullandı. Bunun için de yargı sistemini defalarca baştan aşağı dizayn etti.  

Tüm bunlar, seçim öncesi çokça dillendirilen, şimdilerde pek duyulmayan “suçlular yargılansın” talebi üzerine düşünürken aklıma geldi. 

Sahi, AKP ve şürekası nasıl yargılanacak? Bunları kim yargılayacak? 

Bizler ne Ergenekon ve devamı davalar gibi kurgusal ne 12 Eylül davası gibi müsamere yargılamalar istemeyeceğimize göre, “bağımsız” mahkemeleri, “adil” yargılanmaları nerede bulacağız? Esas önemlisi, bu suçların peşini bırakmayacak bir siyasi irade var mı?

Düşünsenize, kolay mı? Haziran Direnişi sırasında yitirdiklerimiz, Roboski katliamı, yolsuzluk dosyaları, MİT tırları, Kaçak Saray…

Evet, bu ülkede bir mücadele geleneği olan avukat örgütlenmeleri var. Evet, bu ülkenin her adliyesine tohumlarını atmış yargıç ve savcı örgütlenmeleri var. Evet, bu ülkede namuslu hukukçular var.  Ve nihayetinde, bunların hepsinin ortak bir zeminde hareket etmesi için azımsanmayacak bir çaba sarf edenler de var. 

Sanırım ihtiyacımız olan yargıda da bağımsız bir hattın inşa edilmesi, mahkeme salonları ile sokak arasındaki bağı kurabilecek güçlerin öne çıkması. 

Bildiğimiz budur.

Bir diğer bildiğimiz ise, arkasına siyasi bir kuvveti alamayan “alan” çalışmalarının başarı şansının sınırlı olduğudur. Bu siyasi kuvvetin arkasında bir örgütsel yapının yer alması gerektiğini ise sanırım söylememize gerek dahi bulunmamaktadır.

Başlıktaki soruya dönerek yazıyı bitirelim. Sanırım gereksiz bir soru olmuş. Tabi ki yargılansınlar talebi gerçekçidir. Ancak eklemek gerekiyor, bu talep bir o kadar da ciddidir, sorumluluk gerektirir. Söylenip, geçilemez.

DİĞER YAZILAR



Copyright © 2017 Tüm Hakları Saklıdır.


FACEBOOKTWITTER KAPAT