20 Temmuz 2018 Cuma
Kaya Özkaracalar
Kaya Özkaracalar 30 Haziran 2018 Cumartesi Tüm Yazıları »

Yeni Sicario filmi: Amerika halkının selameti için 'Kurşun atan da, kurşun yiyen de'...

ABD “özel kuvvetlerinin” Meksika merkezli uyuşturucu kartellerine yönelik yargısız infaz içeren sınırötesi operasyonlarını konu alan yarı-bağımsız Amerikan yapımı Sicario (2015) ülkemizde nispeten sınırlı ölçekte vizyon şansı bulmuştu. Sicario’nun devam filmi Sicario: Day of the Soldado ise dün (Cuma) çok daha yaygın ölçekte gösterime girdi. Burada dikkat çekici olan husus şu ki, ilk film yalnızca kalburüstü bir aksiyon filmi değil aynı zamanda kısmen eleştirel ya da en azından siyasi açıdan müphem bir ürün iken, ikinci film ise, janrın formel gerekleri açısından yine çok kalburüstü bir çalışma olmakla birlikte bu kez belirgin biçimde “Hollywood-vari” bir anlatı sunuyor. Bu açıdan bakıldığında, her iki film arasında yönetmen koltuğunda oturan isim değişmişken senaristin aynı kalmış olması ilk bakışta biraz tuhaf kaçıyor. Senarist değişmemiş olmasına karşın devam filminin yönelimindeki bu farklılık, ikinci filmin bu kez Hollywood’un majör dağıtımcılarından biri, Lionsgate, tarafından peşinen sipariş edilmiş olmasıyla bağlantılı olabilir.

Amerikan sinemasına transfer olmuş Kanadalı yetenek Denis Villeneuve’nin Taylor Sheridan’ın yazdığı senaryodan çektiği Sicario’da izleyicilere özdeşleşme odağı olarak sunulan başkarakter, “özel kuvvetlerin” operasyonuna hukuki kılıf sağlamak için iliştirilen ama bunu çok geç farkedip tanık oldukları karşısında çaresizce dehşete düşen bir kadın FBI ajanıydı. Yönetmen koltuğuna İtalyan sinemacı Stefano Sollima’nın oturtulduğu Sicario: Day of the Soldado’da ise bu karakter yok, yeni film tamamen “özel kuvvetler” mensupları etrafında dönüyor. Bu devam filmi, ABD-Meksika sınırında bir gece vakti açılıyor. ABD’ye kaçak yollardan geçmeye çalışırken sınırda yakalanan bir göçmen kafilesi içindeki bir kişi şehadet geçirerek kendini patlatıyor, ertesi gün de İslamcı teröristler ABD’de sivillere karşı bir intihar saldırısı gerçekleştiriyorlar. Teröristlerin ülkeye Meksika uyuşturucu kartellerinin kontrolündeki kaçak göçmen trafiği üzerinden giriş yaptıkları tespitinden hareketle ABD hükümeti önceki filmden anımsadığımız örtülü operasyon sorumlusu Matt’ı bu gidişata dur demesi için görevlendiriyor, Matt da yine ilk filmde tanıdığımız (Benicio del Toro tarafından canlandırılan) sağ kolu Alejandro ile birlikte kolları sıvıyor.

Öykünün başlangıcı açık biçimde Trump’un ABD-Meksika sınırına duvar örme taahhüdünün haklılığını ima eden bir görünümde. Bilahare sınırötesi operasyonda işler sarpa sardığında operasyonun iptal emri verilmesinin arka planı olarak intihar bombacılarının zaten çoğunun ABD vatandaşı olduğunun, ve dolayısıyla sınırötesi operasyonun vazgeçilemezliğinin devlet nezdinde ortadan kalktığının, gündeme gelmesi filmin duvar yanlısı pozisyonunu kağıt üzerinde dengelese de açılış sahnelerinin belleklerde kalıcılığı ile teröristlerin menşeine dair bilginin yalnızca laf arasında beyan edilmesinin hafifliği aslında pek denk değil. Sicario: Day of the Soldado’nun asıl rahatsız ediciliği ise, yukarıda önce kısaca kaydettiğim üzere, ilk filmden farklı olarak örtülü operasyon ekibinin filmin başkarakterleri konumuna gelmiş olmasıyla bağlantılı. Bu devam filminde konvansiyonel Hollywood anlatılarının “kötü karakter” pozisyonuna, örtülü operasyonların “fedakar” (!) elemanlarını hemen gözden çıkarabilen üst düzey masa başı amirleri ve onların hesap verdiği politikacılar oturtulmuş. Sahadaki operasyon elemanları Matt ve Alejandro ise son tahlilde filmin “iyi adamları” (!). Kuşkusuz bu iki karakter birer melaike olarak sunulmuyorlar, daha ziyade anti-kahraman şablonuna yakınlar ama emir ne kadar üst düzeyden gelirse gelsin en azından bazı kırmızı çizgileri olduğu, öykünün inandırıcılığı açısından biraz iğreti biçimde de olsa konvansiyonel Hollywood anlatılarıyla tutarlılık sağlanarak vurgulanıyor... Uzun lafın kısası, Sicario: Day of the Soldado, onları sahaya süren politikacıların riyakarlığına ve masa başı amirlerinin emir demiri keser tavrındaki ruhsuzluğuna karşın Amerikan halkının selameti için kurşun atmaya, kurşun yemeye bilfiil, bizzat soyunanların herşeye karşın son tahlilde şerefli (!) olduklarını imliyor.