18 Şubat 2019 Pazartesi
Emre Gürcanlı
Emre Gürcanlı 06 Şubat 2019 Çarşamba Tüm Yazıları »

Yanmadan, boğulmadan ölmemek için barınma hakkı!

Açıkçası unutuyoruz. Yer isimleri değişince daha da unutuyoruz. 11 Mart 2012’de Esenyurt’ta bir AVM inşaatında 11 işçinin yanarak öldüğünü anımsıyoruz. Ama sonra MarmaraPark’tan alışveriş yapıyor, oradaki bir etkinliğe gidiyoruz. Yeni isimle hafızamız da sıfırlanıyor sanki. Sonrasında Ümraniye’de bir şantiyede 4 işçinin bir konteynırda boğulduğunu belli belirsiz anımsıyoruz, ama internette, gazetede karşımıza çıkan MetroGarden konutları ve AVM’si ile ilişkisini kuramıyoruz, hafızamız yine sıfırlanıyor. Konut fiyatlarına bakıyoruz, oraya nasıl gidilir diyoruz, arabamı nasıl park ederim acaba gittiğimde diyoruz, ama Türkiye kapitalizminin bu yeni mabetlerinin işçi ölümlerinin üzerinde yükseldiğini yine unutuveriyoruz.

Bu satırları yazarken Tuzla’dan patlama haberi geliyor, Tuzla Gemi Endüstrisi A.Ş. isimli tersanede yaşandı; gemiden yakıt boşaltımı yapıldığı sırada patlama meydana geliyor, patlamanın ardından yangın çıkıyor ve 2 işçi yaşamını yitirirken 10 işçi yaralanıyor.

Yalnızca, ama yalnızca Ocak ayına bir bakalım. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin şu ana kadar toparlayabildiği verilere göre Ocak ayında işyerlerinde yanarak veya dumandan boğularak ölen işçi sayısı 15!

“Fatih’te gündüz çalıştıkları akşam kaldıkları işyerinde çıkan yangında bir işçi kardeşimiz, Dolapdere’de bir torna atölyesinde çalışan bir işçi kardeşimiz yine bir yangında bir başka kardeşimiz, Ankara’da beş Suriyeli işçi kardeşimiz mobilya atölyesinde yanarak yaşamını yitiriyor. Kaçak olarak çalıştırılan bir Afgan işçi ısınmak için odun yakıyor, karbonmonoksit zehirlenmesinden ölüyor. Tekstil atölyesinde üç kardeşimiz yine ısınmak için yaktıkları sobadan sızan karbonmonoksit sonucu yaşamını yitiriyor. İlkokul inşaatında gece bekçisi bir başka işçi kardeşimiz yine ısınmak için yaktığı sobadan, tır şoförü bir diğer kardeşimiz ise tır garajında yaktığı tüpten sızan gazdan dolayı yaşamını yitiriyor. İkitelli’de bir tornacı evi olmadığı için işyerinde kalıyor ve gece işyeri yangınında yaşamını yitiriyor. Diyarbakır’da çalışmak için okulu bırakmak zorunda kalan bir çocuk işçi sanayi sitesinde harlanan sobanın patlaması sonucu yaşamını yitiriyor.”

İşçiler ısınamıyor,

İşçiler barınamıyor,

İşçiler evine gidemiyor, işyerinde kalıyor,

İşçiler birer, ikişer, üçer, beşer aramızdan ayrılıyor.

Yine anımsamaya çalışalım, 2012 yılında Park Otel inşaatında felaketin eşiğinden dönülmesi ders olmamış, Esenyurt’ta çadırda 11 işçinin yaşamını yitirmesi (11 Mart 2012), Ümraniye’de ise konteynırda 4 işçinin ölmesi (dar ve havasız konteynırda boğulma) gibi iş cinayetleri birbiri ardına gelmişti.

Tüm bu ölümlerin ortak nedeni kötü barınma koşulları ve bununla bağlantılı olarak ısınma sistemi, elektrik sistemiyle ilgili sorunlar olduğu açık. İşçiler ya ısınmak, ya yemek yapmak için ateş yakmakta, elektrik sistemi kullandıkları ısıtıcıları kaldıramamaktadır. İSİG Meclisi’nin Ocak ayı raporunda sözü geçen mevzuat maddeleri ise, aslında temel uyulması gereken önlemleri çok ama çok net bir şekilde ortaya koymaktadır:

“Koğuşların, soğuk mevsimlerde sağlığa uygun bir şekilde ısıtılması gerekir. Isıtmak için soba kullanıldığında, duman, gaz ve yangın tehlikesine karşı, gerekli tedbirler alınacaktır. Mangal kömürü veya kok kömürü ile mangal veya maltız gibi vasıtalarla veya üstü açık ateşle veya borusuz petrol sobası veya havagazı sobası ile ısıtma yasaktır. Tutuşturucu olarak benzol ve petrol gibi parlayıcı maddeler kullanılamaz.”

“Özellikle, çalışan sayısının fazla olması, işin niteliği veya çalışma yerinin uzak olması ve benzeri nedenlerin sağlık ve güvenlik yönünden gerektirmesi halinde, çalışanlara, kolay ulaşılabilen dinlenme veya barınma yerleri sağlanır. Bu tür imkânlar yoksa iş aralarında çalışanların dinlenebileceği uygun yerler sağlanır.”

“Dinlenme ve barınma yerleri, sağlık şartları ve dış etkilerden korunma bakımından yeterli nitelikte, mahfuz bir yere, zemini düzeltilerek kurulur ve drenaj için gerekli tedbirler alınır.” (3. Havalimanı işçileri gibi koğuşlar su içinde olmaz!)

“Barınma yerlerinde kullanılan ısıtma, soğutma ve havalandırma sistemleri, elektrik tesisatları ile aydınlatmalar için gerekli güvenlik tedbirleri alınarak yeterli ve uygun araçlar sağlanır, yangına neden olmayacak şekilde tesis edilip, kullanıma alınır. Isıtma sistemlerinde yangın riski oluşturacak mangal, maltız ve benzeri açık ateş kullanılmaz. (Isınmak için işçiler soba, hadi onu da bırakalım, teneke içinde ateş yakmak zorunda kalmaz!)

3. Havalimanı işçileri yanarak boğularak ölmemiş, ama bunun karşılığında gözaltına alınmış, tutuklanmış, işten atılmıştır. Çoğumuzun hayal edemeyeceği, barınma koşullarını ortaya koymuşlardır. İnşaat işçileri her gün sosyal medyada yemeklerinden çıkan ne idüğü belirsiz şeylerin fotoğraflarını paylaşmaktadır.

İşçiler belki de iki yüz yıl öncesinin koşullarında yaşamaya, uyumaya, barınmaya çalışmaktadır. İşçilere barınma yeri dahi sağlanmamakta, işçiler Dickens romanlarındaki gibi işyerinde yatıp kalkmaktadır. Ruhsatsız, kaçak işyerleri ne acil durumlara, ne de yangınlara hazır değildir. İşyerleri buz gibidir, işçiler donmamak için yanarak ölmektedir!

İş cinayetleri artık tek tek değil, üçer beşer kitlesel olarak sürmektedir, engellemek ise ellerimizdedir!