25 Haziran 2018 Pazartesi
Metin Çulhaoğlu
Metin Çulhaoğlu 10 Mart 2018 Cumartesi Tüm Yazıları »

Kuru gürültü

“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.”

Şair böyle demiş… 

Böyle demiş de biz biraz eğip bükelim. “Renk” yerine “sektör” diyelim, şu “hız” faktörünü de düşüp dizeyi şöyle yapalım: “Bütün sektörler kirleniyordu, birinciliği…”

“Sektörler” siyaset, medya, sanat, kültür, toplumsal yaşam, boş zaman değerlendirmesi, insan ilişkileridir.

“Birincilik” hangisine gider?

Bunlarla kaldığında kirlenmede birinciliği hangisinin alacağı tartışmalıdır.

Ama az önce sıralananlara bir sektör daha eklersek sonuç kesinleşecektir. Birinciliği alması kesin olan sektör futboldur. Federasyonu, kulüp yönetimleri, teknik direktörleri, hakemleri, futbolcuları, yorumcuları ve taraftarlarıyla birlikte futbol dünyasıdır…

O zaman şöyle oluyor: “Bütün sektörler kirleniyordu, birinciliği futbola verdiler.”

Burada bir “endüstri” olarak futbola ilişkin kapsamlı değerlendirmelere girişecek değiliz. Odaklanacağımız nokta şu: Neden bu kadar fazla kirleniyor?

Tamam, “sermaye düzeni” var da, başka?

***

Shakespeare’in bir oyununun adı esinlendirici olabilir: “Much Ado About Nothing.” Bizde “Kuru Gürültü” ya da “Yok Yere Yaygara” olarak biliniyor.

Özellikle “derbi” maçlar sonrasında görülen tam da budur: Kuru gürültü ya da yok yere yaygara…

Futbol, oynanırken ortaya koyabileceği değişkenlikler, kırılmalar, enstantaneler, beklenmedik durumlar açısından zengin ve zevk veren bir spordur. Ancak bu zenginliğe rağmen, bir maçta olup bitenlere getirilebilecek “bilimsel” ve “sofistike” açıklamaların bir sınırı olmalıdır.

Ne gezer?

Herhangi bir derbi öncesinde söylenenler üç beş dakikayı geçmezken maç sonrası haber ve yorumlar saatler sürüyorsa, 90 dakikanın analizi 180 dakika alıyorsa; hakem hatalarından, maç sırasında yapılan oyuncu değişikliklerinden, uygulanan taktiklerden, gösterilen sarı ve kırmızı kartlardan hareketle son derece “spektaküler” sonuçlara varılıyorsa bilin ki söylenenlerin çoğu boş laftır.

Bir pozisyonun ofsayt olup olmadığına ilişkin kararı maç sonrasında o pozisyon en az on defa ekrana getirildikten sonra ancak verebilen yorumcuların kalkıp “hakem nasıl görmedi” diye diklenmeleri gibi bir garabeti sorgulayan çıkmamaktadır. 

“Adam golde 12 santim ofsaytmış, hakem görmüyor abi ya…”

Uzatmayalım; bugün futbol her tür gevezeliğin yapılabileceği, boş konuşmaların milyonlarca kişi tarafından dinlenip ciddiye alınabileceği, en kötüsü de sıkı taraftarların bunlara bakıp zıvanadan çıkabileceği bir sektördür.

Benzetmek gerekirse, herhangi bir seçim öncesinde tahminler sınırlı kalırken, seçim sonrasında “seçmen hangi mesajı verdi” tahlillerinin günlerce sürmesi gibidir.

Gevezeliğe pirim verilmesi ise sadece futbolda değil her yerde, her konuda ve sektörde çürütücü ve kirletici etki yaratır.

Ne de olsa “postmodern durumlar” var…

“Düzgün adam” denilen teknik direktörlerin (ki öyle görünmektedirler) ve “toplumsal duyarlılığa sahip” diye bilinen taraftar gruplarının (ki öyle görünmektedirler) bugün kendilerine hiç yakıştırılamayan şeyler yapmalarının nedeni de bu kirlenmiş ortamdır. 

Cruyff “futbol basit bir oyundur, zor olan ise basit oynamaktır” demişti. Orası öyledir; ama ondan da zor olan, bu basit oyunu sonuçta bir muamma haline getirecek  “analizlerden” uzak durabilmektir.

Durulmadığında ortaya çıkan sonuç, kuru gürültü ya da yok yere yaygara olmaktadır.

 ***

Peki, başkaları bir yana kendine solcu, sosyalist diyen insanlar nasıl olup da bu kirliliğin parçası haline gelebiliyor, bu kuru gürültü ortamına şevkle katılabiliyor?

Takım tutmak, tuttuğu takımın başarısını istemek herkes için, sosyalistler için de normaldir ve kastımız bu anlamda taraftarlık değildir. Normal sayamadığımız, taraftarlık denen masum konumlanışın rakip sayılanlara karşı anlaşılması güç bir kin, öfke ve düşmanlıkla dışa vurulmasıdır.

Burada da bir kez daha “postmodern durumlar” diyeceğiz…

Siyasal mevzular konuşulurken kapıdan kovulan “kimlikçiliğin”, üstelik bunun dik alasının, futbol söz konusu olduğunda bacadan girdiğini söyleyeceğiz…

Mevcut siyasal-toplumsal-kültürel ortamlara karşı birikmiş, ancak kendine mahreç (çıkış yeri) bulamayan öfkenin futbol dünyasına deşarjından ve bunun verdiği rahatlamadan söz edeceğiz…

Neyse, başka açıklamalar da olabilir; ama en iyisi şimdilik haddimizi bilelim, burada duralım ve “sıkı taraftar” gazabını üzerimize çekmeyelim