20 Haziran 2018 Çarşamba
Haluk Yurtsever
Haluk Yurtsever 17 Nisan 2018 Salı Tüm Yazıları »

Kavisli fanustan çıkmak için

Stephen Hawking’in kimi sözlerinden oluşan Aforizmalar başlıklı bir kitap yayımlandı (Zeplin Yayınları, Çeviren Zeynep Serinker, 2018, İstanbul). Bu kitabın 62. sayfasında şöyle diyor Hawking:

“Birkaç yıl önce İtalya’nın Monza belediyesi tarafından süs balıklarının kıvrımlı fanuslara konması yasaklandı. Kavisli bir fanusa konulan balığın dış dünyayı çarpıtılmış bir şekilde göreceğini ve bunun zalimce olduğunu söylediler. Peki, bizler, gerçeğin doğru ve çarpıtılmamış bir resmine baktığımızdan emin miyiz?”

Tersinden emin olmak için onlarca neden var. Tekelci medya, gerçeği çarpıtan kavisli bir fanustan başka ne ki?

Cumartesi sabahı, bize bir “savaş”ın değil, bir güldürünün “haber”ini verdiler.  Suriye’nin kimyasal silah kullandığından, akıllı füzelerin tüm hedefleri başarıyla vurduğuna, Suriye’nin “kimyasal silah kapasitesi”nin tümüyle yok edildiğine kadar her biri bir sonrakini hazırlayan bir yalanlar senaryosu izledik.

Kavisli fanustaki balık durumuna düşmemek için, Hawking’in sorusunu, Marx’ın saptamasıyla birlikte düşünmek gerekiyor: “Her şey göründüğü gibi olsaydı bilime gerek kalmazdı”. Bugün, “gösterildiği gibi” diye eklemek gerekiyor. Çünkü, artık göründüğü gibi de değil, gösterildiği gibi görüyoruz.

Bu nedenle, gerçeği birlikte görmek, birlikte davranmak için, doğru çarpıtılmamış bilgiye, tarih ve sınıf bilincine, bilime, solduyuya her zamankinden daha çok ihtiyaç var.

***

Bugünkü dünya konjonktürü, özellikle de Ortadoğu’daki gelişmeler söz konusu olduğunda, şu üç noktayı dikkatten düşürmemek gerekiyor.

Bir: “En son durumu” veri alarak derin analizlere girişmekten uzak durmak gerekiyor. Herkesin herkese karşı savaştığı, devletlerin her gün yeniden öbekleştiği, hiçbir öznenin, hiçbir “üst aklın”ın süreçlere hükmedemediği kaos ortamında “en son durum” çabuk değişiyor.

İki: Kaos, yalnız düzensizlik-belirsizlik değil, yönetme, gütme boşluğu demektir. Sovyetler Birliği’nin dağılması ve 2008’de sistemik kriziyle birlikte, kapitalist dünya sisteminde “hegemonya” ve “hiyerarşi” ilişkilerinin içeriği değişmiştir. Bugünkü sorun, gerileme-çözülme sürecindeki ABD hegemonyasının yerini kimin alacağı yalınlığında değildir. Dünün güneşiyle bugünün çamaşırlarını kurutmak olanaklı olmadığı gibi, yeni bir dünya düzenini, yirminci yüzyıl paradigmalarıyla inşa etmek de artık olanaksızdır.  Kaotik geçiş döneminin ne kadar süreceği belli değildir.

Üç: Kaotik geçiş sürecinde savaş ve “reform” yöntemleri iç içedir. Yapısal krizlerinden çıkışta, başta savaş, “yaratıcı yıkım” yöntemlerine başvurmak bir kapitalizm klasiğidir. Şimdilik, büyük emperyalist güçlerin doğrudan karşı karşıya geldiği bir dünya savaşının içinde değiliz. Başta Ortadoğu, dünyanın birçok yerindeki savaşların  arkasında ise başta ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve Çin olmak üzere, büyük emperyalist devletler, onların çevresindeki yeni öbekleşmeler var. Bu, yeni türden bir dünya savaşı demektir. Birinci ve ikinci dünya savaşlarının aynen, hatta benzer biçimlerde yinelenmesini beklememek gerekiyor. Farklı emperyalist devletlerin nükleer ve “akıllı” silahlara sahip olmasının getirdiği bir “dehşet dengesi”var. Bu dengenin sürmesi, başka şeyler yanında silahlanma yarışının seyrine bağlı görünüyor. Rusya, ABD ve Çin yeni silah teknolojileri için seferber olmuş durumdalar. Bu yılın Mart ayı başlarında Rusya geliştirdikleri yeni silahlarla ilgili etkili bir “show” yaptı. Putin, bu gösteri eşliğinde, “bizi şimdiye kadar dinlemediniz, şimdi dinleyin” diye meydan okudu. ABD, Suriye’deki hedeflerin “mükemmel” ve “tam isabetle” bombalandığını, 105 füzenin tüm hedefleri vurduğunu duyurarak, akıllı füzelerinin ne kadar hünerli olduğunun propagandasını yaptı. Rusya bu füzelerden 71’inin havada yok edildiğini açıklayarak yanıt verdi vb.

 Bu silah yarışının, yeni türden dünya savaşına hazırlık yanında, dünyanın en önemli iki silah satıcısı olan ABD ve Rusya’nın bugünkü ekonomik ihtiyaçlarıyla ilgili bir yönü olduğu da açık. Bu son “savaş”ın güdülerinden biri yeni silahların “demo”sunu “performans”ını yapmaktı. “Uygulamalı reklam” diyebiliriz. Silah pazarlamanın en etkili yolu, kullanılmalarını ihtiyaç haline getirmektir. Ortadoğu’yu cennete çevirecek devasa kaynakların silah tekellerine gitmesi için savaş ortamının sürmesi gerekiyor.

Suriye bombalamasının son derece sınırlı tutulduğu, Suriye’nin askeri altyapısında önemli bir tahribat yaratmadı; İsrail’in son saldırısından bile daha önemsiz kaldı; Rusya’nın misillemesini zorunlu kılmadı;  Esad’ı devirmeyi de hedeflemedi.

Savaş güldürüsünün Rusya, İran ve Türkiye yakınlaşmasını bozma amacı taşıdığı da açıktır. ABD’nin İsrail’in güvenliği için İran’ı soyutlama ve düşürme önceliği sürüyor. Erdoğan’ın  Rusya ile ABD arasındaki ilişkilerin yarattığı boşluklarda manevra olanakları ise daralıyor.

***

Daha derindeki sorun ise, dünya kapitalist sisteminin, savaş da içinde olmak üzere, geleneksel “yaratıcı yıkım” yöntemleriyle yapısal krizden çıkma olanaklarının daralmasıdır.

Sermayenin en büyük engeli kendisidir. Değişen sermaye oranındaki artışın, aynı anlama gelmek üzere sermayenin organik bileşimindeki yükselişin kaçınılmaz sonucu olan kar oranlarındaki düşme eğilimi, bu eğilim yasasını yumuşatan karşıt etkilerin giderek etkisizleştiği bir ortamda işliyor.

Savaşın toplumlar, halklar için yıkım getireceği kesindir. Sermayenin değersizleşme sorununu giderecek yaratıcı-kurucu bir yenilenme getirmesi ise olası görünmüyor. Çünkü kapitalizmin, insan emeğinin toplumsal bir zorunluluk olmaktan çıkacağı evreye doğru hızla yol aldığı koşullarda, emek sömürüsünü, artık değere dayalı sermaye birikimini sürdürmenin maddi temeli de erozyona uğruyor.

Daha da önemlisi, bu koşullar, bir tükenişin işaretlerini verirken, toplumsal kurtuluşun, komünizmin üzerinde yükseleceği yolları da döşüyor.

İlerici-emekçi insanlık için karanlığın, çaresizliğin içinden umudun dünyası göz kırpıyor.

Görmek ve davranmak için kavisli fanusun içinden çoğalarak çıkmak gerekiyor.