23 Nisan 2018 Pazartesi
Kaya Özkaracalar
Kaya Özkaracalar 07 Nisan 2018 Cumartesi Tüm Yazıları »

İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışması'nda genç yönetmenler çoğunlukta

37’nci İstanbul Film Festivali, dün akşam  (Cuma akşamı) yapılan açılış töreniyle başladı. Dostluk kurduğu bir yarış atının sahibi nezdinde kar getirme potansiyelini yitirdiği anda tasfiye edilecek bir üretim aracı konumunda olmasıyla cebelleşen çocuk yaşta bir seyisin öyküsünü perdeye getiren Lean on Pete adlı dört dörtlük Britanya yapımı filminin galasının da gerçekleştirildiği törende oyuncu Perihan Savaş, yazar ve senarist Osman Şahin, yönetmen Aram Gülyüz ve yapımcı Arif Keskiner’e Onur, Atlas sinemasının müdürü Cevdet Pişkin’e ise Emek Ödülü takdim edildi. Yeşilçam yıllarında sinema camiasında “komünist Arif” olarak bilinen Keskiner’in törende yaptığı konuşmada, “sinemanın kollektif bir üretim olduğu” görüşünden hareketle yönetmenlerle set emekçilerini ayrı tutmadığı için ödülünü “tüm sinema emekçilerine” adaması dikkat çekti.

Festivalin 5'i yarışmalı 18 bölümünde 12'si kısa metraj olmak üzere toplam 210 film gösterilecek. Antalya Film Festivali’nin bünyesindeki ulusal yarışmayı geçen yıl kaldırmasının ardından Istanbul Film Festivali’nin ulusal yarışması, Adana Film Festivali’ndeki ulusal yarışmayla birlikte, Türkiye sinemasının en önde gelen iki ulusal yarışmasından biri olarak her zamankinden daha fazla önem kazandı. Bu yılki yarışmada yeralan (ve Semih Kaplanoğlu’nun galasını Saray’da yaptığı Buğday’ı dahil dördü daha önce vizyona girmiş olan) 13 filmin yedisi, ilk uzun metrajlarını çeken genç yönetmenlerin çalışmaları. Bu “ilk filmlerden” ikisi bu yılki Berlin Film Festivali’ne kabul edilme başarısını göstermiş olmaları dolayısıyla özellikle merakla bekleniyorlar. Banu Sıvacı’nın yazıp yönettiği Güvercin, yaşamı Adana’nın kenar mahallelerinden birindeki evinin çatısında güvercin beslemek odaklı olan bir gencin öyküsünü perdeye getiriyor. Burak Çevik imzalı Tuzdan Kaide’nin ise fantastik yönelimli bir film olduğu anlaşılıyor; yıllar önce kaybolan kız kardeşini “gizemlerle dolu bir kent” olarak betimlendiği kaydedilen Istanbul’da arayan bir kadın etrafında dönen Tuzdan Kaide’nin dikkat çekici bir özelliği ise oyuncu kadrosunda yalnızca kadınların yeralması. Geçen yıl genç sinemacıların öne çıkan iki filminden, Kaygı ve Sarı Sıcak’tan, ilkinin janr sinemasına, diğerinin  yeni gerçekçilik ekolüne yakın olmalarına benzer bir durum bu yıl da Tuzdan Kaide ve Güvercin özelinde yeniden tezahür edeceğe benziyor. Tuzdan Kaide’nin ulusal yarışmanın yanısıra festivalin uluslararası yarışmasında da yeraldığını kaydedelim. Bu arada ulusal yarışmadaki tek Kürtçe film ise Renksiz Dünya (Hewno Bereng).

2000’ler Türkiye sinemasının deneyimli yönetmenlerinden Tayfun Pirselimoğlu, ulusal yarışma kapsamındaki Yol Kenarı ile beş yıllık bir aradan sonra sinemaya dönmüş oldu. Pirselimoğlu’nun siyah-beyaz olarak çektiği Yol Kenarı’nda bir kasabada cereyan eden gizemli olaylar perdeye geliyor. Murat Düzgünoğlu’nun üçüncü filmi olan Halef’te ise, “hayata rasyonel bakan” bir karakterin mistisizme, “mistik bakan” bir diğerinin ise şüpheciliğe kayışının konu edildiği kaydediliyor. Öte yandan, son bir küsur yıl içinde tam beş film çekerek muhtemelen Yeşilçam sonrası Türkiye sinemasının en üretken yönetmeni ünvanını hakeden Onur Ünlü’nün Antalya’da ulusal yarışmanın kaldırılmasına tepki olarak bir grup sinemacının geçen yıl Istanbul’da düzenlediği “54’üncü Ulusal Yarışma”’da prömiyerini yapan (yarı-)avangard Put Şeyler’i de Istanbul Film Festivali’nin ulusal yarışmasında, muhtemelen bir kez daha elden geçirilmiş bir kurguyla, tekrar izleyici karşısına çıkacak,

Bu arada Ümit Ünal’ın yaygın vizyonda yalnızca iki hafta kalabilen Sofra Sırları’nın da ulusal yarışmada yeralması, bu kalburüstü güldürü filmini vizyondayken kaçıranlar için beyazperdede izlemek açısından muhtemelen son bir şans teşkil ediyor.

Uluslararası Yarışma, Dokunma Bana ve klasikler

Uluslararası yarışmanın favorilerinin başında sakatlanan bir at binicisinin bunalımını perdeye getiren Amerikan bağımsızı The Rider gösteriliyor. Festivalin en merakla beklenen filmi ise Berlin’de en büyük ödül olan Altın Ayı’yı kazanan Romen yapımı tensel terapi kounulu Dokunma Bana (Touch Me Not). Metin Erksan klasiği Kuyu’nun (1968) da gösterileceği festivalin programında ayrıca Bergman filmleri toplu gösterimi de yeralıyor.

Son olarak hafta içi gündüz seanslarındaki biletlerin öğrencilere yalnızca 1 (bir) liraya satılacağını ekleyelim.