Haziran’ın ince beli*

Önümüz seçim ve Birleşik Haziran Hareketi’nin bir tutum belirlemesi gerekiyor. Haziran Hareketi bir seçim ittifakı olarak kurulmadı, defalarca söylendi, ben de buna itiraz etmeyeceğim.

Fakat bir seçim ittifakı olmamak var, bir de seçim ittifakı olmamak var.

Türkiye’nin en kritik momentlerinin birinde, yeni ve yine kritik bir seçim arifesinde, Haziran’ı önemsemiyorsanız diyeceğiniz bellidir: Haziran bir seçim ittifakı değildir.

Bir de Haziran’ı sosyalist mücadelenin önemli bir odağı haline getirmek istiyorsanız şunu söylemeniz gerekiyor: Haziran bir seçim ittifakı değildir.

Peki, güzel, en azından bir konuda hepimiz anlaşıyoruz, ama Haziran hangi seçim ittifakı değildir?

Birinci yaklaşımla, Haziran “seçim ittifakı” olmadığı için beraberinde Haziran’ın seçim sonrasına kadar tatil edilmesini, “AKP’ye oy yok!” diyerek herkesin “özgür” bırakılmasını vs. önerebilirsiniz. Veya zaten seçim ittifakı olmayan Haziran’ın seçim yokmuş gibi “mücadeleyi alanlarda yükseltmesini” en devrimci pozlarla talep edebilirsiniz…

Fakat ikinci yaklaşımı benimsiyorsanız, önce işinizin bu sefer daha zor olduğunu kabul ederek başlamalısınız. Seçim ittifakları dahil hem tartışacak, hem de sadece bu seçimi değil sonrasını da gözeterek bir tür “seçim politikalarına yaklaşım” geliştirmeye bir yerlerden başlayacaksınız.

Açıkçası sosyalistler arasında kendi başına bir seçim başarısı daha önce elde etmiş veya nedense önümüzdeki seçimde bunu yapmaya namzet birileri olsa birinci yaklaşımın neden ortaya çıktığı hiç değilse anlaşılabilir olurdu.

Tersine…

Seçim 1980 sonrasında sosyalistler açısından hep zor bir konu oldu. İttifaklarla veya bağımsız girilen seçimlerin hiçbirinden istenilen bir sonuç alınmadı. Kuşkusuz seçim barajı, seçim yardımlarındaki adaletsizlik, propaganda kısıtları vs. gibi düzenin getirdiği engeller önemli. Beraberinde Kürt hareketinin sosyalist sol üzerindeki etkileri ve iki binlere kadar “ne onunla, ne onsuz” yapılamaması başka bir siyasi handikap. Sonuç olarak “aslında temsil edildiği düşünülen” kesimlerin desteği hiçbir zaman seçim sandığındaki oy olarak karşılığını bulamadı.

Ama iğneyi kendimize batırmakta bir sakınca yok. Seçimlerin sosyalizm mücadelesinde ilerletici bir uğrak olarak değerlendirilememesi sonuç olarak bizlerin hanesine yazılmalı.

Hele ki, öncesini bir kenara bırakalım, son dört yıl içinde kaçırdığımız fırsatlar düşünülürse…

AKP’ye karşı mücadelede sosyalistlerin kazandığı en önemli “başarı” 2010 referandumunda sağlanan ortaklık oldu. Referandumu AKP kazandı kazanmasına ama destekçisi yetmez ama evet avanesinin siyaseten ortadan kaldırılmasının sosyalistlerin mücadelesiyle gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Fırsat tam da buradaydı, 2011 seçimlerine dokuz ay kala elde edilen ortaklaşma zemini “tekleşen sol” olarak seçimlere taşınabilir ve 1980 sonrasının “makus talihi” yenilmeye en azından başlanabilirdi. Ardından aynı iklimin 2013 Haziran isyanıyla güçlenerek devam edeceği 2014’teki iki seçim ve bugün…

Vebali büyüktür, olmadı, sosyalistlerin AKP’ye karşı bir araya gelmeleri için üzerlerinden bir Haziran isyanı geçmesi gerekti.

Birleşik Haziran Hareketi’nin Haziran isyanın dersleriyle kurulduğunu varsaymak durumundayız. Demek ki sosyalistlerin öğrenmeleri için AKP’ye şamar atan emekçi halkı görmesi, 2010’daki referandum sandığından daha etkili olmuş. Bunu bir kenara yazalım, işçi sınıfı hareketinin zayıflığının bir sonucudur ve hikâyeyi şimdilik burada keselim, sorun büyük, “önümüzdeki seçeneklere bakalım”.

Olası ittifaklar

Önce siyasi çerçevesini “bir kenara bırakıp” Haziran açısından önümüzdeki ittifak seçeneklerine göz atalım.

Zaten neredeyse herkes öncelikle böyle yapıyor… Ama nedense MHP’yle ittifak olasılığını önümüzdeki seçimler bağlamında değerlendiren bir yazıyla karşılaşmadım henüz. Şaşırmayın lütfen, Haziran’ın siyasi programını “AKP karşıtlığı”na mutlak olarak daraltırsanız MHP de seçeneklerden biri olur. Herhalde geçmişte olduğu gibi bugün de konu üzerine yazan herkes bu seçeneğin dillendirilmesini meczuplara bırakıyor, ben de uzatmıyorum.

Aynı yoldan devam edelim. İkinci seçeneğimiz CHP. İttifak en az iki taraflı bir şeydir ve büyükle küçüğün bir seçim ittifakı olarak CHP’li seçenek, CHP açısından da anlamlı olmalıdır. Gelen sinyaller böyle olmadığını söylemiyor, tersine CHP’nin bir arayış içinde olduğunu fark edebiliyoruz. Gelin görün ki, CHP’nin alışıldık reflekslerle “1-2 milletvekili verir, bağlarız” tarzında bir yaklaşımı olduğu anlaşılıyor. Yanlış anlaşılmasın, küçültmek için böyle söylemiyorum, isterseniz alicenap bir niyet okumayla “10-20 milletvekili” vereceklerini düşünerek devam edelim, önemli olan yaklaşım tarzlarıdır. Büyüktürler ve bizim için karar vermek hakkını kendilerince ellerinde bulundurmaktadırlar. Bu şekilde CHP’yle sağlanacak ittifakın sonucu seçimde oy kullanmak dışında, bizlere seçime kadar AKP’ye küfretme seçeneği bırakmış olur. “Hiç değilse ortak bir seçim programı” oluşturulamadığı durumda ‒ki bu öncelikle CHP’nin yaklaşımı nedeniyle mümkün değildir‒ seçim çalışmasını kendi evimizde yapmak seçeneğiyle karşı karşıya kalırız.

Demek ki seçimlere dönük siyasi çerçeveyi “bir kenara bırakıp” ittifak konusuna bakamazmışız. Bunu unutmadan seçim tartışmalarına devam edersek ilerletici olacaktır.

HDP’yle ittifak

Son seçeneğimiz HDP. Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı seçimindeki siyasi programına bakarak, önümüzdeki seçim için bizim de içimize sinebilecek ortak bir siyasi çerçeve oluşturulabileceğini söyleyebiliriz, en azından şimdilik tersini kesin olarak söyleyemeyiz. Dolayısıyla HDP ittifak için tek seçenek olabilir. Böylece seçim döneminde bizler de sokakta sözsüz kalmayız, inanarak bir seçim çalışması süreci geçiririz, kazanımlarımız olur, milletvekilleri vs.

Fakat HDP açısından meclise girmek, önceki seçeneklerde olduğu gibi garanti değil. İttifakı hesaba katarsak matematik açıdan dört sonuç durumundan biriyle karşı karşıya kalacağımız kesin: İttifaklı meclis, ittifaksız meclis, ittifaklı meclis dışı, ittifaksız meclis dışı.

HDP’nin meclis dışında kaldığı her iki durumun da AKP’nin istediği anayasayı yapması vs. kötü sonuçlanacağı apaçık. İşçi sınıfı veya sosyalistler açısından istenilen bir sonuç olamayacağı kesin. Bu durumda ittifak yapmış olmanın önemsiz olduğunu ise söyleyemeyeceğim fakat tartışmasını sonraya bırakıyorum.

HDP’nin meclise girdiği son iki duruma bakalım. Seçim sonrasında eğer ittifak yapıldıysa ittifak milletvekilleri kendi partisine döndü vs. Peki bu durumda AKP’nin HDP’yi asıl istediği olmasa bile temel hedeflerini ifade edecek bir anayasaya ikna etmeyeceğini kim söyleyebilir? Açıkçası HDP’nin hâlâ seçime parti olarak girip girmeyeceği bile bildiğiniz iki dudak arasındaysa sonrası için istedikleri sözü versinler, siyaseten hiçbir manası olmayacaktır. Demek ki seçime dönük siyasi programda anlaşmak bile en azından bugünkü siyasi konjonktürde yeterli olamıyor. Eğer bu tip bir tabloyla ittifak yapmış olarak karşılaşırsak, sonrasında emin olun, bugüne dek balık hafızalı olan toplumumuz AKP anayasasına bir destekçi olmak anlamına gelen bu durumu hep hatırlayacaktır.

Haziran’ın görevi

Haziran Hareketi sadece Haziran isyanının değil, sosyalistlerin bugüne dek mücadeleleriyle elde ettiklerinin ve elde edemediklerinin bir ürünüdür. Bugüne dek bıraktığımız eksikler bugün ferah feza bir seçim politikası oluşturmanın önündeki en önemli engeldir.

Unutmamamız gerekiyor ki, artık 13. yılına giren AKP iktidarını bugüne dek ne Diyarbakır’daki milyonlu mitingler ne de İstanbul vd. yerlerdeki milyonlu Cumhuriyet mitingleri sarstı. AKP iktidarını bir tek Haziran salladı ve sonraki sefere daha fazlasını yapabilmemiz için görevimiz apaçık ortadadır: Haziran’ın öncelikli görevi iç örgüsünü geliştirmektir.

Seçim vesilesiyle bunun nasıl yapabileceğimiz sonraki yazılara kalsın.

* Kişisel yoğunluklar nedeniyle düzenli yazamayacağımı fark ederek 14 Eylül’den itibaren bu köşeye ara verdim. O zaman açıklama yapmamış olduğum için şimdi özür dileyeyim. Bundan sonrasında iki haftada bir Pazartesi günleri yazacağım.