18 Şubat 2019 Pazartesi
Erkan Baş
Erkan Baş 08 Şubat 2019 Cuma Tüm Yazıları »

EYT’lilerin haklı mücadelesi

Sosyal medya ile en küçük bir ilişkisi olan herkes “Emeklilikte Yaşa Takılanlar” sözcüklerinin ilk harflerinin kısaltılmasından oluşan EYT’yi ve EYT’lilerin mücadelesini duymuştur. Elimizden geldiğince katkı vermeye çalıştığımız bu haklı mücadeleye dair birkaç noktaya dikkat çekmek istiyoruz.

Sorun ne?

Emeklilik yasasında yapılan değişiklikle Türkiye’de emeği ile geçinen tüm yurttaşların kazanılmış haklarının gasp edildiğini söyleyerek başlayabiliriz. Çıkarılan yasa ile emeklilik yaşı kadınlarda 58, erkeklerde ise 60’a yükseltilirken, yasa 1999'dan önce işe girmiş olanlar için de kademeli geçiş hükümleriyle kabul edildi.

Örneğin 1970 doğumlu olan ve ilk defa 1988 yılında sigortalı çalışmaya başlayan bir işçi yaş şartı olmasa 25 yıllık sigortalılık süresinin dolduğu 2013 yılında emekli olabilecekken, kademeli yaş şartı “olanağından” faydalanmasına rağmen haksız biçimde ancak 2023’de emekli olabiliyor.

Özetle bugün Türkiye’de emeklilik için ödemesi gereken prim gününü doldurduğu halde devletin kanunlarına göre “genç” görüldüğü için emekli olamayan milyonlarca mağdur bulunuyor.

Mağdurlar, çünkü devletin kanunlara göre genç görüp emekli yapmadığı bu insanların önemli bir bölümü patronlar tarafından da “yaşlı” oldukları için işten çıkarılıyor ve yeni iş bulamıyor.

Mağdurlar, çünkü bu insanlar, dünya hukuk literatürünün en basit ilkesi olan “kanunlar geçmişe yürütülemez” hükmü açıkça ihlal edilerek, sigortalı oldukları gün itibariyle lehlerine olan bir hükümden değil, sigorta başlangıçlarından yıllar sonra yapılan değişiklikler nedeniyle emeklilik hakları gasp edilmiş durumda.

EYT sorunu, iktidarın sınıfsal karakterinin yansımasıdır

Türkiye’de devlet alınteri ve emeği ile yaşayan milyonlarca emekçinin değil, tam tersine, bir avuç parababasının çıkarlarını korumak üzere örgütlenmiş durumdadır. Özellikle AKP iktidarı döneminde çıkarılan yasalara, yapılan düzenlemelere topluca baktığımızda genel olarak ülkenin ve yurttaşlarımızın çoğunluğunun çıkarının değil, iktidarın ve iktidarın etrafında kümelenmiş sermaye sınıfının ihtiyaçlarının merkeze alındığını görüyoruz.

Geldiğimiz aşamada Türkiye’de iş bulabilmek başlı başına bir sorundur. Bulduğunuz işte insanca çalışma koşullarına sahip olmak, güvenceli çalışmak, sendikalı çalışmak vb. gibi yasal-anayasal haklarınızı kullanmak başlı başına bir risk. Pek çok sektörde çalışma saatleri başta olmak üzere sayısız başlıkta mevcut yasaların bile ötesinde kimi dayatmalar “olağan” kabul ediliyor. İşçi kardeşlerimizin, son derece basit önlemlerle engellenebilecek iş cinayetlerinde yaşamını yitirmesi gerçeği ile karşı karşıyayız.

Türkiye’de ortalama yaşam süresinin devlet kaynaklarına göre 78 olduğu ve yıllarca insanlık dışı koşullarda çalışanlar için bunun çok altında kalacağı düşünüldüğünde, mevcut haliyle insanların ancak “mezarda emeklilik” hakkı kazanabileceğini de eklediğimizde tablo tamamlanmış oluyor.

Bütün bunlar bir tesadüf veya iş bilmemezlikten değil, iktidarın sınıfsal karakterinden kaynaklanmaktadır.

EYT’lilerin başarısı

Türkiye’de emekçiler ve ezilenler lehine yapılan her türlü düzenleme, hatta açıkça haksızlığa uğratılmış olmamızın sadece duyurulabilir olması bile ancak zorlu bir mücadelenin ürünü olabiliyor. Bu nedenle, öncelikle uğradıkları haksızlığa karşı örgütlenen, mücadele eden ve bunu kamuoyunun gündemine sokmayı başaran tüm EYT mücadelesi emekçilerini kutlamamız gerekiyor.

Ancak, deyim yerindeyse “klasik” bir toplumsal sorunumuza da tam bu aşamada değinmek gerekiyor. Aslında doğrudan ve dolaylı olmak üzere milyonlarca insanı ilgilendiren sorunların önemli bir bölümü sadece ilgili konunun kendisi için hayatı yaşanmaz kıldığı insanlarımızın mücadele başlığı haline geliyor. Konunun birinci dereceden muhatabı olanlar dışındaki insanlar genelde sadece seyirci ve gönülden destekçi pozisyonunda kalıyor.

EYT mücadelesi kazanılmalıdır

Saray Rejimi pervasız ve aralıksız bir biçimde saldırıyor. Ancak ülkenin en az yarısına denk gelen bir kesim inatla teslim olmuyor ve fırsat bulduğu her başlıkta mücadele ediyor. Öte taraftan, direnme eğilimine sahip bu kesimlerle, onları siyasal alanda temsil etme iddiasındaki politik kuvvetlerin birliği sağlanamıyor. Bu nedenle rejimi durduracak ve geriletecek politikalar geliştirilemiyor, gereken adımlar atılamıyor.

EYT gibi hak gaspına uğramış milyonlarca emekçinin, bu kadar açık bir usulsüzlükle karşı karşıya kaldığı bir tabloda bile emekçileri ortak bir mücadelede buluşturup, hakları olanı koparıp alamıyorsak, bu ülkede işçi sınıfının iktidara talip olduğuna kimseyi inandıramayız.

Ve devamı, işçi sınıfının öncüsüyüz, işçi sınıfı partisiyiz iddiası taşıyan herkes için bu mücadele bir sınanma alanıdır.