25 Haziran 2018 Pazartesi
Haluk Yurtsever
Haluk Yurtsever 06 Mart 2018 Salı Tüm Yazıları »

Dünyayı yorumlamak

Marx’ın 1845 Martında yazdığı Feuerbach Üzerine Tezler’in onbirincisi en ünlü olanıdır: “Filozoflar, dünyayı yalnızca çeşitli biçimleriyle yorumladılar; oysa önemli olan onu değiştirmektir.”

Feurbach Üzerine Tezler’in de içinde yer aldığı Alman İdeolojisi, Marx ve Engels’in “Alman felsefesi”nden kopuşlarını açıklayan yayımlanmamış bir metindi.

Alman felsefesine eleştirilerini, Türkçe metinlerde yer almayan biçimde şöyle formüle etmişlerdi: “Felsefe ile gerçek dünyanın incelenmesi arasındaki ilişki, kendi kendini tatmin ile cinsel aşk arasındaki ilişkiyle aynıdır.”[1] Ana iletileri açıktı: Yaşamsal sorunların yanıtı felsefede değil, gerçek hayatta, pratiktedir.

Onbirinci tez, zamanla, Marx’ın dünyanın yorumlanmasının tamamlanmış olduğunu ima ettiği, dünyayı değiştirmenin neredeyse ve yalnızca pratik bir sorun olduğu biçiminde anlaşıldı.

Marx’ın kastının bu olmadığının en ikna edici kanıtı kendi yaşamı ve eylemidir. Dünyanın yorumlanmasının tamamlandığını düşünmüş olsaydı, yaşamının 34 yılını “modern toplumun ekonomik hareket yasalarını ortaya çıkarmak” için Kapital’i çalışmaya ayırmaz, arkasında planlayıp da yazamadığı devlet, sınıflar, dış ticaret gibi konular bırakmazdı.

***

Marksizmin bilimselliği, soyutlamanın gücüne dayanarak tarihin ve toplumun hareket yasalarını bulma etkinliğinden gelir. “Hareket yasaları” dendiğinde, adı üstünde, hareket halindeki birden çok yasanın işlediği karmaşık bir ilişkiler bütününü anlamak gerekir. Yer çekimi yasası vardır ve işlemektedir; ama aerodinamik yasalarının bilinmesi sayesinde demirden uçaklar havada hareket edebilmektedir. Hareket yasaları birbirleriyle her somut durumda değişik biçimlerde ilişkilenmektedir. Somut da, farklı hareket yasalarının verili zaman ve mekândaki özgün olgu ve süreçlerin bir tür bileşkesi olarak ortaya çıkmaktadır.

Teori, pratikte sınanıyor. Örnek olsun, toplumsal yaşamın maddi temeli olan üretim etkinliğinin her durumda geçerli ortak özellikleriyle, somut bir dönem ve toplumdaki özgüllüğünün aynı şeyler olmadığını, bir üretim biçiminden ötekine geçişin, zaman, coğrafya, içerik ve nitelik olarak determinist/evrensel bir şemaya bağlanmasının olanaksızlığını, çeşitli üretim ilişkilerinin eklemlenme ve birleşme tarzlarının farklılığını, sermayedeki toplumsallaşma eğiliminin onu sınırlarına yaklaştırdığını vb. teorik önermelerin tarih ve pratik içindeki seyrinden öğreniyoruz.

Dünyayı yorumlamak, yalnızca üretim, üretici güçler, üretim ilişkileri alanında bile bir kez yapılıp, kenara konulacak bir şey değildir.

Gerçek dünyayı anlamak,  yorumlamak ve değiştirmek için ampirik (deneysel, görgül) bilgi ve verilerin de bilinmesi, irdelenmesi gerekiyor.  “Araştırma sırasında, malzemenin tüm ayrıntılarıyla ele alınması, farklı gelişim biçimlerinin çözümlenmesi ve bunların iç bağlantılarının keşfedilmesi gerekir. Gerçek hareket, ancak bu işin yapılmasından sonra, uygun şekilde betimlenebilir.” [1]

***

Günümüzde, üretim ve emek süreçlerinde, sınıfsal konum ve ilişkilerde, sınıf mücadelesinin yoğunluk ve düzeyinde, sermayenin organik bileşiminde, ulus ötesi sermaye grupları-kapitalist ulus devletler arasındaki ilişkilerde önemli değişiklikler var. Bilgi-enformasyonun en önemli üretici güç, “data”nın en önemli üretim aracı haline gelmekte olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Üretici güçlerdeki gelişmenin kapitalist anayurtlarda canlı emek içermeyen üretimi olanaklı kılacak bir noktaya doğru hızla yol alması ile kaynağı kâr oranlarının düşme eğilimi olan yapısal krizi ötelemenin sistem içi olanaklarının daralması kritik gelişmelerin başında geliyor. Daha onlarca konu var.

Değiştirmek isteyenler için dünyayı yeniden yorumlamak, bugün kendini şiddetle duyuran bir ihtiyaçtır.

Sınıfsız, sömürüsüz, eşitlikçi bir dünyaya üretici güçlerin, üretim ilişki ve çelişkilerinin kendiliğinden hareketiyle değil, bilinçli insan eylemiyle ulaşılacaktır.

Yorumlanan dünyanın ancak bilinçli insan eylemiyle ve siyaset yordamıyla değiştirileceğinden hareket ettiği için ihtiyaca yanıt verme kapasitesi, dolayısıyla “görev”i öncelikli olarak komünistlerindir.


[1] K.Marx, Kapital’in Almanca İkinci Basımına Sonsöz, 24 Ocak 1873, Kapital, Cilt 1, s. Yordam Kitap, s. 28

[1] Aktaran: August H. Nimtz, Demokrasi Savaşçıları Olarak Marx ve Engels, Çeviren: Can Saday, Yordam Kitap, İstanbul, Haziran 2012, s.54