25 Haziran 2018 Pazartesi
Meltem Kolgazi
Meltem Kolgazi 08 Mart 2018 Perşembe Tüm Yazıları »

Bir 8 Mart yazısı: Anti-kapitalizm ve laiklik

8 Mart Dünya Kadınlar Günü mü? Yoksa Dünya Emekçi Kadınlar Günü mü?

Her yıl mutlaka 8 Mart’ın tarihçesi, nasıl ortaya çıktığı ile ilgili bilgiler içeren yazılar yazıyoruz. Yıllardır her 8 Mart’ta benzer şeyleri okuyanlar için “yine mi” serzenişini duyar gibiyim. Her yıl ısrarla bunu yapmamızın nedenleri var. Birincisi ‘Kadınlar Günü’ adı altında 8 Mart’ın piyasalaştırılmasına karşı durmak için, bir hediye ya da çiçek verme gününe dönüştürülmesine karşı çıkmak için. İkincisi kadın mücadelesinin sınıf mücadelesinden koparılmasına direnmek için. 

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü denmesindeki ısrarımız da bundan. Kadınlara uygulanan baskının bütün kadınları etkileyip etkilemediği tartışmasını geride bıraktık. Tartışmanın ayırıcı noktası bu değil. Esas mesele 8 Mart’ın kadın mücadelesinde işçi/emekçi kadınların öncü olarak tarih sahnesine çıkmasını simgelemesidir. Belirleyici nokta budur. Sosyalist ve işçi kadın önderler 8 Mart’ı işçi/emekçi kadınların öncülüğünde, tüm ezilen kadınların örgütlenmesi ve haklarını talep etmesi için yaratmışlardır. 8 Mart tüm dünya kadınlarının mücadele ve dayanışma günüdür, ama ayrıca bizim için sınıf mücadelesi ile kadın mücadelesinin ayrılmaz olduğunun hatırlatılmasının da gerektiği bir gündür. 

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü mü? Yoksa 8 Mart Gece Yürüyüşü mü?

8 Mart’ın 1977’de Birleşmiş Milletler tarafından ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak ilan edilmesi, 8 Mart ile ilişkili yukarıda bahsettiğim vurgunun giderek kaybolmasının da önünü açmıştır. Tabii tek başına bu değil; bununla beraber esas olarak işçi sınıfının geriye çekilişinin etkisi vardır. Türkiye’de de 8 Mart’lar sınıf mücadelesinin konumuna göre bazen ortak platformlarda kimi zaman ayrı ayrı yapılan eylem ve etkinliklerle geçti. Kitlesellik ve talepler Türkiye’de solun kapladığı siyasi alan ve gücüyle belirlendi. 

AKP iktidarı boyunca da 8 Mart’ların havasını belirleyen en önemli etken soldu. 2011’de Tayyip Erdoğan’ın “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” çıkışı, 2012 kürtaj yasağı yasası girişimi ve kadın düşmanı politikaların AKP’nin programının üst sıralarına çıkması kadınlar için bir kırılma yarattı. 2013 Gezi Direnişi ile çok daha fazla kadının sokağa çıktığı bir dönem açıldı. Bu dönem hem Taksim’in bir simge olması hem de kadınların kendisini ifade etmesi için fırsat bulduğu Taksim Feminist Gece Yürüyüşlerini bir adres haline getirdi. 2003 yılında başlayan fakat 2012 yılına kadar belli kesimlerin katıldığı yürüyüşler giderek kalabalıklaştı.

Bu akşam da İstanbul’da kadınlar bir araya gelecekler. Kadınları gece yürüyüşünde bir araya getiren şey ne? Yürüyüşe katılan kadınlara sorsak bu yıl nasıl yanıtlar alacağımızı az çok tahmin edebiliyoruz. Şiddet, taciz, istismar, gericilik, kadın düşmanı yasalar, LGBTİQlere karşı yasaklar, ayrımcılık, kadın düşmanı politikalar, tek adam, eşitsizlik, işsizlik, yoksulluk... Kadınları bir araya getiren şeylerin listesi daha da uzatılabilir. Açıkçası 16. Feminist Gece Yürüyüşü için “Hayatımız, isyanımız, mücadelemiz: Feminizm” olarak belirlenen sloganını aşan bir talepler listesine sahip bir kitle var. Kadın mücadelesinin de Türkiye’de bu talepleri karşılamak için bu sloganı aşan bir programa ihtiyacı var. Böylesi taleplerin ve ihtiyaçların olduğu, OHAL düzeni ile yönetilen ve toplumun dinci gericilikle baskı altına alındığı bir ülkede bu program bugün anti-kapitalist ve laik bir karakter taşımak durumunda… 8 Mart’ta kadınların kurtuluş mücadelesi için birçok farklı kesimden beraber yürüyen kadınların taleplerini de böyle bir program karşılayabilir ve birleştirebilir. 

Yaşasın 8 Mart! Yaşasın Dünya Emekçi Kadınlar Günü!