18 Şubat 2019 Pazartesi
Ebru Pektaş
Ebru Pektaş 29 Ocak 2019 Salı Tüm Yazıları »

AKP rejimi normalleşiyor mu?

Başlıktaki soru son dönemin birkaç olgusundan hareketle ortaya atıldı.

Bunlardan birisi AKP’li cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın Fazıl Say’a baş sağlığı ile başlayıp Say’ın konser davetine icabetle ve Saraya davet edilmesiyle devam eden “uzlaşı görüntüleridir”.

Diğeri seçim dönemi atmosferinde muhalefetin E. İmamoğlu gibi adaylarca ortaya konulan “sahici mütedeyyinler bizi seçsin, nitekim biz reisle bile gerektiğinde yan yana oluyoruz” temalı kontrataklarıdır.

Bir diğeri Sabah röportajlarıyla mimlendiği üzere “saraya yanaşan”, öyle ya da böyle eski Türkiye’nin solcu-demokrat sanatçı, edebiyatçı, oyuncu, şair kişilerinin çizdiği tablodur. Burada “bizim mahalleyi” itibarsızlaştırmanın ötesinde belki de asıl olarak “bakın sizin sevdikleriniz de bize yeri geliyor hak veriyor” mesajını iletmek vardır.

Bir yoruma bakılırsa Fazıl Say olayında doruğa çıkan bu ve benzeri olgular AKP’nin normalleşme arzusunu yansıtmaktadır:

“Siyasal İslam, ‘toplumsal mühendislik’ sürecinin artık bir sınıra dayandığını, ‘ötekini’ kısa ve orta dönemde yok edemeyeceğini görüyor; rejimini, kazanımlarını koruyacak bir biçimde konsolide etmek, böylece ‘normalleşmek’ istiyor.”(1)

Burada normalleşmeden kasıt bir geri adım atmak meselesi değildir aslında. Dikkat edildiyse “rejimini, kazanımlarını korumak” denilmiş. Ne var ki AKP rejiminin hangi sınıra ve nasıl dayandığı yeterince açık değildir. Bu sebeple de “normalleşme” tespiti tartışmaya açıktır.

Maddeler halinde açalım:

1-Kutuplaşma, rejimin türlü olanaklarına rağmen sözünü geçiremediği, yok etmesi imkansız olan yüzde 50’nin varlığıyla ilişkilidir. Kutuplaşma, siyasal-ideolojik olandan gündelik yaşama, yaşam tarzlarına, beğenilere, kültürlere uzanmaktadır.

Rejim açısından bu ayrışma ya da yarılma kaçınılmaz bir sonuç değil, hedeflenen ve kimlik siyasetine kan taşıyan temel niteliktedir.

2-Kimlik siyaseti ve “kültürel kutup olma” yalnızca hararetle, belagatle, ver mehteri çığrışmalarıyla, “benim türbanlı bacımla”, “yerli ve milliyle”, eyyy Amerika diye höykürmelerle ideolojik-kültürel motiflere indirgenemez.

Tüm bu “tutamakları” mümkün kılan, onları maddi hale getiren AKP’nin sosyal yardım politikalarıdır. Diğer bir ifadeyle ideolojik kültürel olana aradığı bedeni sunan, AKP rejimiyle karakterize olmuş bir sınıf politikası olarak “sosyal yardım politikalarıdır”.

Yoksul milyonlar için Topçu kışlası, ecdadın hatırası, yerli ve milli, ver mehteri vs. söylemleri yalnız başına ne ifade edecektir ki?

Topçu kışlası diyenler yoksulun elektrik faturasında indirim yapıyorlarsa; ver mehteri diyenler gıda yardımını, kömür yardımını savunuyorsa, “yerli ve milli” olmaktan bahsedenler dul maaşını, yaşlı bakım yardımını, belediyede klientelist işleri ayarlayabiliyorsa kimlik/kültür kutuplaşması çok önemli hale gelecektir.

AKP rejiminin inşa olduğu ana hat budur.

3- AKP, Çulhaoğlu’nun tabiriyle “sandık manyağı” yaptığı bir toplumu tam da bu hat üzerinde konsolide ederek rejimini kurmuştur. Burada “maddi çıkarlar” ile ideolojik-kültürel motifler arasında telafisi zor bir yarık oluşmadığı sürece bu hat kendini sürekli yenileyecektir.(2)

Bu nedenle “AKP’nin normalleşmeye mecbur kaldığı bir sınıra dayanmasından” bahsedilemez henüz.

Kaldı ki “AKP’nin dayandığı varsayılan sınır” bir taraftan sürekli aşınmakta ve rejime yeni bir demografik yatırım sahası doğmaktadır. Nasıl mı?  

Türkiye’de yaşları 15-29 arasında olan genç nüfusun kabaca üçte biri tam olarak “boştadır.” Karşıtı dinamikler, örgütlülükler gündeme gelmediği sürece bu reisçilik için muazzam bir toplumsal katman demektir.

Büyüyen bir “sosyal molozdur” bahsettiğimiz. Bahadır Özgür’den dinleyelim:

“Batı’da özellikle 2008 krizinden sonra dikkatle izlenen sosyal sorunlardan biri, ‘Not in Education, Employment and Training (NEET)’ meselesi. Türkçesi, Ne ‘Eğitimde ne İstihdamda ne de Yetiştirmede (NEİY)’ bulunmayanlar. Kavramı klasik işsizlik ve istihdam göstergelerinden farklı kılan şey, aktörlerini 15-29 yaş arası gençlerin oluşturması. Yani, bir toplumda gelecek ‘yaşam tarzı’nın taşıyıcıları… Bu grup, Türkiye’de de ölçülmeye başlandı. Her ay açıklanan işsizlik verisinin altında tek satır olarak yer alıyor.
Eğitim, istihdam veya herhangi bir ‘kamusal aktivite’ içinde bulunmayan genç nüfusun toplamı 4 milyon 520 bin kişi.”(3)

Tüm bunlar AKP rejimi için bildiğini okumaya, kimlik siyasetini dayatmaya, sözgelimi seçim gündeminde bir kez daha Topçu kışlasından bahsetmeye devam etmek anlamına geliyor. “Normalleşme” yanılsamasını yaratan ise muhalefetin ölü numarası yapmakta fayda görmesi ve “bari tutunduğumuz mahallelerde kalmamıza izin ver, biz kavga etmeyiz” tavrıdır.

Notlar
1-http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1214411/Bir_semptom_olarak__Fazil_Say_olayi_.html
2-https://ilerihaber.org/yazar/sermaye-sinifi-devlet-ve-siyasal-iktidar-92489.html
3-https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/01/22/toplumun-ortasindaki-bomba-sosyal-molozlar/