21 Mart 2019 Perşembe
Nazır Kapusuz
Nazır Kapusuz 04 Mart 2019 Pazartesi Tüm Yazıları »

8 Mart’a giderken genç, eğitimli, işsiz ve aşırı yorgun kadın olmak

Kadınların, son yıllarda toplumsal olanakları daha fazla kullanmaya çabaladıkları görünür bir gerçek. AKP’nin ise bu görünürlüğü daha da baskıladığı bir dönem olduğu da bir gerçek. Kadınların, kamusal ve özel alandaki mücadelesi her ne kadar yükselse de buna paralel çalışma yaşamında da giderek hak kayıpları artmakta.

Kadınların istihdama katılım oranı düşük

Türkiye'de 1999 yılında yüzde 36 olan kadınların işgücüne katılım oranı AKP hükümeti döneminde, 2005 yılında yüzde 25 ile en düşük seviyeleri gördü. 2006-2017 arasında sadece12 puan yükselerek ulaşabildiği oran yüzde 37 oldu. Bu oran yüzde 64,3 olan OECD ortalamasının oldukça altında. Yani her 3 kadından 2 tanesi işgücünün dışında.

Kadınların işsizlik oranı yüksek

Ancak işgücü piyasasının içerisinde yer alanların durumu da pek parlak değil.

İşgücü piyasasında yer alan kadınların 2005 yılında %11,5’i işsiz iken, bu oran 2007 yılında %14.4’e ulaşmıştır. Aynı dönem içerisinde erkek işsizlerin oranı %10,7’den %9,6’ya düşmüştür.

Eski maliye Bakanı Şimşek işsizlik ile ilgili yaptığı bir konuşmada “İşsizlik oranı niye artıyor biliyor musunuz? Çünkü kriz dönemlerinde daha çok iş aranıyor. Özellikle kadınlar arasında kriz döneminde işgücüne katılım oranı daha artıyor” ifadelerini kullanmıştı.

Eğitimli kadınlardaki işsizlik oranı çok daha yüksek

Üniversite mezunu kadınların işgücüne katılım oranlarında artış var. 2005 yılına göre %5 daha fazla bir katılım göstermekteler. Ama hala erkeklerin %89’luk oranının gerisindeler. Yani üniversite mezunu her 4 kadından birisi iş bile aramadan işgücü piyasasının içinde yer almıyor. Erkelerde bu oran 10 erkekten birisi.

Burada ilginç olan ise, erkeklerin işsizlik oranları inişli çıkışlı iken kadınların oranlarında istikrarlı bir artış bulunması.

Genç eğitimlilerde işsizlik oranı kadınlarda çok daha yüksek

20-29 yaş aralığında üniversite mezunlarında işsizlik oranı ülke ortalamasının 2 katı ama burada da kadınlar aleyhine giderek kronikleşen bir gösterge var. 2005 yılında yüzde %23 olan oran 2017 yılına geldiğimizde %29 olmuş. Erkeklerde her iki dönemde de %17.

İş buldunuz, bu kez de ücretiniz erkeklere göre daha düşük

Kadınların aynı eğitim grubundaki erkeklere göre aldıkları ücretler daha düşük. Üniversite mezunu bir kadın erkeğe göre %18 daha düşük ücret almakta. Bu durum kronikleşmiş hal almış durumda. Aşağıdaki tablo kadınların aynı eğitimdeki erkeklere göre aldıkları ücretin düşüklük yüzdesini göstermekte. 2014 TÜİK verilerine göre hazırlanmış ancak bu oranlar 2002 ile hemen hemen yanı.

Türkiye, yüzde 20,1 ile tam zamanlı çalışanlar için toplumsal cinsiyete dayalı ücret farklılığının en yüksek olduğu OECD ülkelerinden biri (OECD ortalaması yüzde ise %15). Yani durum dünyada da pek iyi sayılmaz ama Türkiye dünyadan da negatif olarak giderek ayrışmaktadır.

Kadın çalışan sayısının fazla olduğu nitelikli sektörlerde bile erkek yönetici çok daha fazla

Kadınların aşması gereken basamakları tek tek saydık, işe katılım oranı, işsizlik, ücret farklılıkları. Tabi bunlarla bitmiyor. Ülkenin en büyük özel bankalarından birisinin verileri aşağıda. Bu bankanın çalışanlarındaki eğitim düzeyi cinsiyetler arasında aynı. Buna rağmen banka kariyer piramidinde yukarıya çıkıldıkça kadınların oranı dramatik bir düzeyde azalıyor.

Ki bu bankanın bu verileri toplumsal cinsiyete dayalı fırsat eşitliği kapsamındaki proje kapsamında “bakın bizdeki durum ne kadar iyi” diye yayınladığını belirtelim. Diğer sektörlerde haliyle durum daha vahim. 20.000 bin çalışanı bulunan, caz festivallerinden basketbol milli takımına kadar para harcayacak birçok şey bulan bu bankanın çalışanlarının %57’si kadınken, 3.000 kişinin çalıştığı genel müdürlük binasında bir kreş bile yok.

Sonuçsuzluk
Bu yazılar “sonuç “la biter ama yukarıdaki verilerin sadece soğuk rakamlar olduğunu söylemek gerekiyor. Soğuk rakamlar bile yeterince kötüyken gerçek yaşamda kadınların “emekçi kadın” olmakta birçok gerçek sorunu var. Örneğin, kadının iş yaşamı dışında ev içi emeği, çocuk, yaşlı, engelli bakım sorumluluğu, ev ekonomisini ilgilendiren konulardaki çözümler bulma sorumluluğu gibi bitmek tükenmeyen emek sömürüsü bulunmaktadır. Özellikle eğitimli çalışan kadınlarla yapılan bir araştırmaya baktığımda, kadınların işyerindeki yoğun mesailerine rağmen eve geldiklerinde de hane içindekilerin beklentilerinin bitmediğini söylemeleri en çok kullandıkları tarifin “aşırı yorgunluk” olduğunu görüyoruz.   

Var olan AKP iktidarının ise kadınların çalışma yaşamına nasıl baktıkları gayet net ve açık. Kadınlar olmasa ne güzel işsizlik oranı düşecek diyen bakandan, Bakanlığındaki çalışanların %50’den fazlası kadın olmasına rağmen “kadının en büyük kariyeri anneliktir” diyen Sağlık Bakanına kadar al birini vur diğerini duvara tarzının yakın bir gelecekte umut vaat etmediğini gösterdiği söylenebilir. Ancak en dramatik yaklaşım ise yine damada aittir. 2019 yılının tasarruf yılı olacağını söyleyen damat, düğmeye basılında ekranda açılan şahane sunumların birisinde, en önemli tasarruf maddelerinden birisi de  “kamunun yeni kreş açmaması”dır. Son on yılda 150 olan kamu kreşi sayısını 50’ye indirmişlerken bu açıklama olsa olsa “kadınlara saldırarak ülkeyi kalkındıracağız” yaklaşımını powerpointlere bir şekilde yedirmektir.

Domatesi 2 lira daha ucuza satmak elbette iyidir ancak bunun yerine kadınları çalışma yaşamına katarak, çocuk bakımı gibi tamamen kadınlara bırakılan veya piyasaya terkedilen konularda “tanzim kreşler” açmak daha yeğ değil midir? Benzer şekilde, evindeki engelliye, yaşlıya bakarsan kadına her ay para vereceğim yaklaşımı yerine engelliler, yaşlılar için kolay ulaşılabilir ortak bakım evleri açmak daha yeğ değil midir?

Kamusal alanı yok ederek, hizmetleri kadının üzerinde özelleştiren bu zihniyete karşı mücadele etmemizin diğer mücadele alanlarımız kadar ve hatta daha önemli olduğunu hatırlatmaya gerek yok sanırım.