21 Haziran 2018 Perşembe
Nurettin Abacıoğlu
Nurettin Abacıoğlu 24 Nisan 2018 Salı Tüm Yazıları »

23 Nisan ve umuda dair…

İki konuya değineceğim ilki umut ve 23 Nisan…

Diğeriyse kırt satır mı, kırk katır mı gibi dayatılmaya çalışılan seçim…

***

Umut ne güzel bir sözcüktür…

Bir gelecek vardır içinde…

O geleceğe dair aydınlık ve güneşli yarınlara inancı taşır saklısında.

Umudunu yitiren insan hayattan da kopar, kendi geleceğine olan inancından da…

O nedenle Ahmet Arif ustanın şiiri çok beğendiklerim arasındadır…

“Umut saklımızda bayrak/Kırmızı kırmızı/Dalga dalgadır…”

***

23 Nisan, böyle bir umudun adıdır.

Kendi yazgısını tayin hakkının kullanılmaya kalkışıldığı ve bu coğrafyadaki toprak kardeşliğinin bir gelecek inşa edebileceğine olan inancı taçlandıran günün, eylemin adıdır.

O nedenle kutludur ve geleceğe olan umudu sembolize ettiği için de çocuklara armağan diye verilmiştir.

***

Ne yapılsa ne edilse ve ne yapılıyorsa ne ediliyorsa karşıtları unutturamamakta, silememektedir.

En güzel söz bunun için halen söylenmemiş sözdür diyelim ve muradımıza geçelim…

***

Yeğenimin kızı Defne’ye yazmışım, kız kardeşim de paylaştı. Yani yazı daha öncelerden yayımlandı.

Olsun, Defne’nin adında bütün çocuklara yazılmış olduğuna göre yeniden paylaşmış olayım…

“23 Nisan 2017

Yavru kuşum, Defne’ciğim…

Bu sana yazdığım ikinci bayram mektubun…

Yaşadıkça yazmayı umuyorum…

Artık ikinci bayram gününe eriştiğine göre, etrafa agularla değil, küçücük sözcüklerle sesleniyorsun. Her şeyciklerden anladığın, derdini pekâlâ anlattığın ve iki ayakların üstünde basarak koşmaya başladığın bir çağa girdin… Seni nasıl da seviyoruz bir bilsen. Hele göremiyor olsam bile bendeki hasretini bir gün sana masal diye anlatacağım…

 

Küçücük dünyan, Cumhuriyetçi ve laik bir aydınlanmayla çeşnilenmiş bir aile içinde yeşeriyor. Şanslısın ki dünyaya gülen doğru bir taraftan ve gelişerek bakıyorsun…

Geçen 23 Nisan’dan bu yana dünyamızda ve ülkemizde güneşin yüzünü perdeleyen kara bulutlar, gericilik rüzgarları, insan sömürüsü, savaşlar hiç eksik olmadı.

Aynı yurdu paylaştığımız bu coğrafyada çocuklara eza tükenmedi. Komşu ülkelerimizde bizim de içine katıldığımız savaşlarda binlerle çocuk öldü, öldürüldü. Yani bu felaketlerin acısıyla kavrulduk, yanmaya devam ediyoruz…

Bir gün sana da okurum; ozan baba Ahmet Arif’in yazdığı bir şiir var. Adı “Adiloş Bebe” dir. Bilesin ki yazılan bu coğrafyadaki çocukların hikayesidir…

Bir yerinde diyor ki şiirin…

“Bunlar / Engerekler ve çıyanlardır / Bunlar / Aşımıza ekmeğimize / Göz koyanlardır
Tanı bunları
Tanı da büyü.

Bu namustur / Künyemize kazınmış / Bu da sabır / Ağulardan süzülmüş
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü.”

Öyleyse ve bu kader değilse bunu değiştirmek gerekiyor. Yani ve kısacası biz büyüklerin halen bu dünya düşünün büyük ütopyamızın peşinden koşuyoruz.

Hadi senle beraber bir daha bir bir sayalım…

En aydınlık ve en güneşli dünyaya…
Doğrudan, dürüstlükten yana bir hayata…
İnsanın insana köleliğini yok eden, emekten yana bir yaşama…
Savaşsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir geleceğe…
Son soluğa dek kahkahalarımızı savurarak yürüyoruz…

Yakın vadede bu mücadeleyi kazanamazsak, belki okul kitapları değiştirilir diye şuraya bir not da koymuş olayım.

Bugünü size Atatürk ve arkadaşları hediye etti. Şimdi Dünya, “Çocuk Bayramının” değerini anlarken, bu memlekette bunlar unutturulmaya çalışılıyor.

Ama merak etme bu masalın sonu karanlık değil yine aydınlık olacak. İyiler, kötüleri yenecek.

Gezegenimizde dünyanın bütün çocukları el ele verip barış ve sevgi şarkıları söyleyecek.

Hadi bakalım sen de böyle büyü…

Bütün çocukların ve senin gözlerinden, yanaklarından öperim kuzucuk…

Dayıdeden / Girne...”

***

Gelelim 24 Haziran seçimlerine…

Mart ayı içinde bir yerlerde bir makalede, haziran baskın seçimine ilişkin bir yazı okuduğumu hatırlıyorum…

Saray-Bahçeli ittifakı belli ki üzerinde çalıştıkları ve sinyallerini verdirdikleri bir senaryoyu şimdi yürürlüğe sokmuş bulunuyorlar.

  1. Suriye’ye emperyalizmin müdahalesinden ve sözde III: Dünya Savaşı söylemlerinden sonra, adeta sınırlarımız dışında sulh ve sükunun olduğu ve sadece içeriye konsolide edildiğimiz günlere döndük.
  2. AKP-MHP ittifakı, ülkenin ve ekonominin yönetilemez bir konuma geldiğini, seçimin resmî açıklaması olarak yaptılar.
  3. Ülke ve ekonomi artık yönetilemez bir durumda ve buna karşın hazırlıklar bakımından iktidar müttefikleri en güçlü durumda…
  4. Ana muhalefet, meclisteki diğer muhalefet partisi HDP, siyaseten bir yol ve iz tutturabilmiş konumda değil ve meclis dışı muhalefet kesimleri de gündeme etki potansiyeli bakımından neredeyse sıfır konumundalar ve örgütlenme dağınıklığını, zafiyetini sürdürmeye devam ediyorlar.
  5. OHAL koşullarının derin bir biçimde yaşandığı ve söz söylemenin OHAL’e göre suç olduğu bir ahvalde, seçim kanuni olabilir ve fakat meşru olup olmadığı her zaman tartışmaya açıktır.
  6. Meşruiyetin tesis edilip edilmediğini de sandığa varışa kadar ki uygulamalar bir kez daha gösterecektir.
  7. OHAL’in kaldırılmasını talep etmek, seçim kanunundaki sandık ve oy güvenliğini karşılayan hükümlerin yeniden tesisini istemek, siyaseten yapılan tutukluluk vb. gibi durumların asgari burjuva hukuk kurullarına göre yeniden normalize edilmesini talep etmek, toplumsal karşılık bakımından haklı ve fakat siyaseten olabilirliği olmayan hususlardır.
  8. Öyleyse bu seçim, sandık görüntüsünde yeniden halkın bu başlığa atfedilen özgürlüklerini yeniden gasp etmekten başka bir kapıya açılamayacaktır.
  9. Öyleyse kimi BOYKOT çağrılarının haklı bir zemine oturduğu düşünülecek olsa bile, bunun da kitlesel ve toplumsal siyasi karşılığının ve koşullarının olmadığı da ayrı bir vakıadır ve bu nedenle kuvveden fiile geçmesi bir hayaldir.
  10. Saray-Bahçeli ittifakına karşı oluşan “Hayır cephesi”, yönetim ittifakın tanımladığı gibi memleket düşmanlarının dolduğu bir şer cephesi falan değildir.
  11. İktidar elitlerince öyle tanıtılmasına karşın, başta FETO ve diğer terör örgütü diye nitelenenlerden oluşan veya bunların değirmenine su taşıyan bir provokasyon aracı falan ise hiç değildir.
  12. Bir yüzde ellilik Türkiye manzarası ve iktidara evet diyen ahalinin yanında hayır diyen öteki kesimdir.
  13. Bu kesimin içinde sağcısı da sosyal demokratından, sosyalistine kadar solcusu da bulunmaktadır.
  14. Her kesimin siyaseti kendine ve kendinden menkul olduğu üzere “Hayır” cenahı kendi cephesinde yapılacak siyasi hareketlenmelere, ayrıca karşıt muhalefet etmek durumunda ve lüksünde değildir.
  15. Beklenti, ana muhalefetin kendi gerçekçi adayını bir an saptayarak ve kendi tabanının bu anlamda dağılmasına izin vermeden tavır almasıdır.
  16. Beklenti kendini sol bloklar içinde tarif eden cenahların en geniş birliktelik çerçevesinde bir aday çıkarabilmeyi becermeleri ve ilk tura bu eylem birlikteliğiyle girebilmeyi başarmalarıdır. Başarının görüntüsü 100 bin imza toplamayı becermekten geçmektedir.
  17. Saray-Bahçeli ittifakının kilidi ilk tura mühürlenmiş görünmektedir.
  18. En çok adayla bir ilk tur yarışması ve böylece oyunun kaderinin ikinci tura ötelenmesi yönetim-iktidar bloğunun kabusudur
  19.  Sonrası “Hayırda hayır olacağı” sözü etrafında siyaseten verilecek bir sözün, aşama olarak Türkiye’de bir dönem değişmesi adına kapı kilidini açabileceği umudunu içerebilir…

Öyleyse,

“Umut saklımızda bayrak…” olmaya devam ediyor.

 

nuriabaci@gmail.com