Yükleniyor...

Üç şehrin hikayesi

24-01-2016 07:06:26


Üç şehrin hikayesi

Ezgi Cengiz - İleri Görüş

VALİ HAUSSMANN’IN PARİS’İ

Paris devrimci bir geleneğe sahip. En küçük bir ekonomik kriz belirtisinde halk sokakları zapt eder, barikatlar kurar ve haklarını “insanlık hakkı” olarak talep eder [1]. Şehrin 1848’de yaşadığı ekonomik kriz, emek ve sermaye çelişkisini apaçık ortaya seren önemli bir örnek. Önemi kapitalizmin kendi krizini nasıl aşacağında yatıyor. Ya da bu krizin çevresinden nasıl dolaşacağında...

Aynı yılın o uğursuz Aralık ayında askeri darbe ile kendini yönetime getiren Lui Napolyon Bonapart üç yıl sonra imparatorluğunu ilan ettiğinde kapitalizmin krizi hâlâ çözülememişti. Devrimci halkın sokaklardan temizlenmesi ve baskı rejimi III. Napolyon’un siyasi otoritesini garantilese de sermayenin tıkanıklığını gideremedi. Bu vesileyle imparator 1853’te Baron Haussmann’ı Paris’in tekrar inşası için göreve getirdi. Vali Haussmann, yeniden çizdiği Paris’in geniş bulvarlarında emeği disipline ederek burjuvalara nefes aldıracaktı. Bu haliyle Paris, her sokağında 1789’u anımsatıyordu. Haussmann’ın temel görevi geniş bulvarlar, uçsuz bucaksız kafeler ve giyim mağazaları ile kuşatılmış; turizmin, “moda”nın ve eğlencenin Paris’ini kurmak, devrimci belleği silmekti [2].

Haussmann’ın Paris’inde işçi mahalleleri düz, uzun ve geniş sokaklarca yok ediliyor, lüks binalar inşa ediliyordu. Sonuç; ev kiralarının yükselmesi ile işçilerin şehrin merkezinden sürülmesi. Artık barikat kurmak da zor, işe gitmek de. [3]

Harvey, “Bir Anahtar Kelime Olarak Mekan” (Space As a Key Word) makalesinde Baudelaire’in “Yoksulun Gözleri” şiirini inceleyerek Haussmann’ın soylulaştırma (gentrification) projesine çarpıcı bir örnek veriyor [4]. Baudelaire’in dizelerinde şehrin yeni bulvarları, yeni kafeleri ve “ışıltılı” insanıyla, dışlanmış, paçavralar içerisindeki işçisi karşılaşıyor. Harvey açıklıyor: “İnşası yeni biten bulvarın ardında sermayenin ve devletin gücü yatıyor; şehrin mekanları metaların, insanların ve gösteriş için tüketimin dolaşımına açılıyor.”[5].

BELEDİYE BAŞKANI GIULIANI’NİN NEW YORK’U

Smith, 1960’lı ve 70’li yıllardaki soylulaştırma dalgasını şehirden kaçış, 80’ler ile başlayan ve devlet teşvikiyle palazlanan ikinci dalgayı ise beyaz burjuvaların şehri yeniden zaptı olarak birbirinden ayırıyor. New York özelinden yola çıkarak “intikamcı şehir” (revanchist city) tezini geliştiriyor. Bu teze göre, şehrin endüstriyel atmosferinden kaçıp göç eden varlıklı kesim, 1980’lerde, yerel yönetimin şehri yeniden inşa planına uygun olarak, New York’u işçiler, göçmenler, evsizler ve azınlıklardan geri almaya gelirler. İntikamı izleyen günlerde, 60’ların Aşağı Doğu Yakası, Batı Yakası, Harlem ve Brooklyn’in işçi mahallelerinin yerini, yeni evler, restoranlar, galeriler ve Wall Street almıştır [6].

New York’u soylulaştırma projesi 1994’te göreve gelen belediye başkanı Giuliani’ye çok borçlu. Giuliani, sermayenin şehirde rahat nefes alabilmesi için belediye fonlarını seferber etmekten hiç çekinmedi. O kadar ki New York Borsası'nın şehrin merkezinden uzaklaşırız şantajına boyun eğmiş, ona 1 milyar dolarlık teşvik, ya da “coğrafi-rüşvet” (geobribes) vermiş ve bunu da şehir sakinlerine “yeni yıl hediyesi” olarak armağan etmişti [7]. Gençlik, 1968’de Amerikan emperyalizmine karşı New York sokaklarını doldururken, Giuliani döneminde alışveriş mağazalarına hücum ediyordu.

Yoksullara karşı New York Polis Departmanı’nın Giuliani yönetiminde üstlenmeye başladığı “sıfır tolerans” politikaları ile intikamcı şehir kendini açıkça gösteriyordu [8]. Yine bu tarihlerde, Times Meydanı ve Bryant Park özelleştirilip, ticarileştirildi. New York şehri, dünyanın en devesa turistik merkezi oldu. Yerel kanunlar da turistlerin ve şehrin soylularının görüntü zevkine göre düzenlendi: şehrin sokaklarında dilenmek, uyuklamak ve işemek hukuken yasak... Baudelaire’in şiirindeki gözlere yer yok.

ERDOĞAN’IN İSTANBUL’U

İstanbul, Avrupa Birliği tarafından 2010 Kültür Başkenti olacağı ilan edildiğinde, İstanbul Belediyesi ve Tayyip Erdoğan şehirde 90’lardan beri süregelen soylulaştırma projelerini “kentsel dönüşüm” adı altında hızlandırdı. Şehrin tarihi Sulukule ve Tarlabaşı mahallelerinde kapsamlı bir etnik ve sınıfsal temizlik başladı; kendilerini bildiklerinden beri bu bölgelerde ikamet eden mahalle halkı evlerinden sürüldü. Bunlarla beraber sanatı, kültürü ve estetiği de uzaklaştırdılar, AKM’yi kapattılar. Devlet, polisiyle giremediği yerlere belediyesiyle girdi.

2006 Şubat'nda Tarlabaşı, TOKİ tarafından “kentsel dönüşüm” alanı ilan edildi. Yerel yönetimin iştahını kabartansa mahallenin İstanbul’un en merkezi yerlerinden olması. Görkemli butikleri, kafeleri ve alışveriş dükkanlarıyla İstiklal Caddesi’ni, yoksul mahalleden ayıran tek şey Tarlabaşı Bulvarı. Mahalle yıkılıp, yerine “güzel” evler, dev alışveriş merkezleri, yeni kafeler inşa edildiğinde, bölgeden korkunç kârlar elde edilebilecek.

AKP hükümeti ve İstanbul Belediyesi, inşaat sektörü ile yakın ilişkilerini saklamaya çalışsa da, devlet-sermaye ortaklığı 2012’de 50 mahalleyi kapsayan “mega-projeler” ile kendini açığa vurdu [9]. Tayyip Erdoğan, direnen halkı ülkenin “kalkınma”sının önünde durmakla suçladı. Bu sözler akla Lenin’in "Emperyalizm"in önsözünde yazdığı demiryolları örneğini getiriyor: "Demiryollarının iki yüzü var, trenler hem “kalkınma”ya, hem de emek sömürüsünün uzaklara ulaşmasına sebep oluyor."[10].

Harvey, Tarlabaşı’nda yıkık dökük bir evin girişindeki taş merdivene oturarak verdiği röportajda, “coğrafi dönüşüm”ün mahalleliyi evinden etmek olmadığını, halkı da dönüşüme dahil etmek gerektiğini söylüyor. Tarlabaşı’nın yeniden inşası ve planlanan projelerde ise yoksul, ve çoğunlukla sigortasız çalışan halka yer yok. Erdoğan’ın Tarlabaşı’ndaki yeni evlerinde oturabilmek için ensesi kalın olmak gerekiyor. Beyoğlu Belediyesi başta olmak üzere Tarlabaşı Projesi’ne yapılan yatırımlar da “toplumsal şehirleşme”nin değil “kâr getiren şehirleşme”nin hedeflendiğini gösteriyor [11].

SOL’UN ŞEHİRLERİ

Haussmann her ne kadar Paris’i askeri amaçlara uygun şekilde, devrimci hafızayı sokaklardan kazımak için yeniden inşa etse de, 1871’de Paris halkı sol tarihe Paris Komünü’nü bıraktı. New York halkı, 2011 Eylül’ünde “Wall Street’i işgal et” ti. İstanbul, 2013’ün Haziran’ında Gezi’yi yaşadı. Sol, her taarruzda şehrini savunmayı bildi. Sermayenin kapitalist şehirler inşa edip, solun hafızasını silme politikası her zaman başarısız oldu.

Notlar:

[1] Harvey, D. (2003). Paris, capital of modernity. Psychology Press.

[2] Harvey, D. (2003). The right to the city. International journal of urban and regional research, 27(4), 939-941.

[3] https://www.jacobinmag.com/2011/08/engels-on-gentrification/

[4] https://aplaceforpeace.wordpress.com/2009/09/12/the-eyes-of-the-poor-by-charles-baudelaire/

[5] Harvey, D. (2006) Space as a Keyword, in David Harvey: A Critical Reader (eds N. Castree and D. Gregory), Blackwell Publishing Ltd, Oxford, UK. ch14

[6] http://vanishingnewyork.blogspot.com/2011/08/smith-on-gentrification.html

[7] Smith, N. (2002). New globalism, new urbanism: gentrification as global urban strategy. Antipode, 34(3), 427-450.

[8] http://www.geos.ed.ac.uk/homes/tslater/revanchist.pdf

[9] http://www.theguardian.com/world/2012/mar/01/istanbul-city-urban-renewal

[10] Lenin, I. (1939). The highest stage of Capitalism. The New Imperialism.

[11] http://david-harvey-turkce.tumblr.com/





Copyright © 2017 Tüm Hakları Saklıdır.


FACEBOOKTWITTER KAPAT