17 Ocak 2019 Perşembe

ESKİ TANRILAR YENİ BİLMECELER MARX’IN KAYIP TEORİSİ - MIKE DAVIS

Marx geri döndü, ama hangi Marx? Yakın geçmişte yayımlanan yaşamöyküleri, onu bir 19. yüzyıl figürü olarak konumlamakta ısrarlı. Mike Davis’in Marx ve Marksizm hakkında tezlerini ilk kez doğrudan kaleme aldığı bu kitapta ise, sadece geçmişe değil bugüne dair de konuşan bir düşünür çıkıyor karşımıza.

Bir dizi araştırıcı ve kışkırtıcı makaleyi bir araya getirdiği kitabında Davis, Marx’ın zamanımıza dönük iki temel sorgulamasını keşfe çıkıyor: “Toplumun devrimci dönüşümüne kimler önderlik edebilir” ve “Gezegenimizdeki çevresel krizin nedeni ve çözümü nedir?”

Davis, Marx’ın kuramsal metinlerinin ve siyaset yazarlığının yeni boyutlarını aydınlatmak için emek tarihinin o geniş arşivine başvuruyor. Bize “kayıp bir Marx” öneriyor. Bu Marx’ın, tarihin aktörlerine, milliyetçiliğe ve sınıf mücadelesinin “arada kalan sınıflarla ilgili görünümü”ne dair çözümlemeleri, bizim karanlığa gömülmüş çağımızda devrimci düşüncelerin yeniden canlandırılması için kritik önemde. Davis, küresel istihdam krizi ile giderek bozulan iklim şartlarını da ele aldığı çözümlemesinde kapitalizmin insanlığın devamını sağlama konusundaki başarısızlığına dikkat çekerken, “insanlık çağına” dair fetişizmi de kıyasıya eleştiriyor.

Eski Tanrılar, Yeni Bilmeceler’in son bölümünde, artık unutulup gitmiş eski bir tartışmaya, “alternatif sosyalist kentçilik” (1880-1934) tartışmalarına bakan Mike Davis, sürdürülebilir bir çevrede evrensel ölçekte yüksek nitelikli bir yaşamın temel kavramlarını aramaya koyuluyor.

Tarihsel sosyoloji, kültürel analiz ve strateji alanında bir el kitabı olduğu kadar, Marksist tartışmalara mükemmel bir giriş de olan Davis’in bu kitabı, eyleme geçirici bir silah özelliği de taşıyor. – Robert Brenner

Marx’ın Manifesto ve 18 Brumaire’de ortaya koyduğu o derin ve yoğun siyasi analiz mirasını inşa etmede, Mike Davis kadar başarılı bir isim daha yok. – Leo Panitch (Tanıtım Bülteninden) 

KÜNYE: Eski Tanrılar Yeni Bilmeceler Marx’ın Kayıp Teorisi, Mike Davis, Çevirmen: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap, 2018, 336 Sayfa. 

CENNETTEN MAHŞERE ORTADOĞU’DA İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI - ROGER FORD 

İstanbul, 1914. Savaşın patlak vermesine sadece birkaç gün vardır. Bir zamanların kudretli Osmanlı İmparatorluğu, tecrübeleri sınırlı yeniyetmelerin elinde ve tek başına kalmıştır. İmparatorluğun Avrupa’daki eski konumuna kavuşmasını isteyen ve bütün diğer çareleri tüketmiş Türk nazırlar muhtemel son hamiye yönelerek Almanya’yla gizli bir ittifaka girerler.

Ortadoğu’da savaş, Kitabı Mukaddes’e göre cennetin bulunduğu yere bir saldırıyla başlamış ve mahşerin yaşanacağı söylenen yerde sona ermiştir. Bu hikâyenin tamamı tek ve eksiksiz bir kitapta sunuluyor: “Cennetten Mahşere”. Mezopotamya’da şimdiki Irak’ın kurulmasına yol açacak muharebe; Kafkasya’da toprak kazanma kavgası;başarısızlığa mahkûm Gelibolu harekâtı; Osmanlı İmparatorluğu’nun çöktüğü Filistin’deki son perde.

Ve bu savaşın mirası, sonraki kuşaklar boyunca tüm dünya ilişkilerini şekillendirecektir… (Tanıtım Bülteninden) 

KÜNYE: Cennetten Mahşere Ortadoğu’da İkinci Dünya Savaşı, Roger Ford, Çevirmen: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayıncılık, 2018, 504 Sayfa. 

TEKLİĞİN TÜRKÜSÜ -  SEVGİ SOYSAL / (Derleyenler) İPEK ŞAHBENDEROĞLU, FUNDA SOYSAL 

Tekliğin Türküsü, Sevgi Soysal’ın kitaplarına girmemiş hikâye, çeviri, eleştiri yazısı gibi edebi metinleriyle kendisiyle yapılmış söyleşi ve soruşturmalardan oluşuyor. Bu farklı türdeki metinler arasında bütünlük ve devamlılık kurmak başta zor gibi görünse de, dikkatli bir okumayla, bu yazıları Sevgi Soysal’ın bir tür edebi biyografisi gibi değerlendirmek mümkün.

Okur, kitap boyunca yazarın ilham kaynaklarına, etkilendiği sanatçı ve düşünürlere, imge dünyasının oluşumuna şahit oluyor, böylece onun eşsiz birikiminin ve etkisi bugüne dek uzanan eserlerinin ortaya çıkış sürecini izleyebiliyor.Genç yaşından itibaren Ankara’nın 1960’lardaki canlı edebiyat dünyasının içinde çevirileri ve öyküleriyle yer alan Sevgi Soysal, ilk kitabı Tutkulu Perçem’i 1962 yılında yayımladı.

12 Mart’ın ardından uzaklaştırılmasına değin TRT Ankara Radyosu’nda program uzmanı olarak çalıştı. Radyo için yazdığı öyküleri kitaplaştırdığı Tante Rosa (1968) farklı üslubuyla edebiyat çevrelerini şaşırttı. Çocukluktan itibaren biçimlenen yönleriyle kadın-erkek ilişkilerini işlediği ilk romanı Yürümek’le (1970) TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazandı. 1973’te yayımlanan Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, 12 Mart ile bastırılmaya çalışılan gençlik hareketi ile Ankara’nın gündelik yaşamını devrilen bir kavağın etrafında kesiştirmesiyle büyük ilgi gördü ve 1974 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. Adana’da sürgünde bulunan bir kadının gözünden 12 Mart’ı eleştirdiği romanı Şafak, 1975’te yayımlandı. Önce Politika gazetesinde tefrika olarak yayımlanan cezaevi anıları, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu adıyla kitaplaştırıldı (1976). 1968 ile 1976 yılları arasında yazdığı öykülerini Barış Adlı Çocuk (1976) kitabında bir araya getirdi. Bu kitaptaki “Bir Ağaç Gibi” adlı öyküsüne de yansıttığı hastalığı nedeniyle, son romanı Hoş Geldin Ölüm’ü tamamlayamadan, 22 Kasım 1976’da hayatını kaybetti. Politika, Yeni Ortam ve Yenigün gazetelerinde yazdığı yazılar, Bakmak (1977) ve Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri (2014) adlı kitaplarda toplandı. Londra’dayken BBC Türkçe Servisi için yazdığı konuşmalar Radyo Sohbetleri (2005) ve TRT’de çalışırken kaleme aldığı radyo oyunları Venüslü Kadınların Serüvenleri (2017) adıyla  kitaplaştırıldı. (Tanıtım Bülteninden) 

KÜNYE: Tekliğin Türküsü, Sevgi Soysal, Derleyenler: İpek Şahbenderoğlu - Funda Soysal, İletişim Yayınları, 2018, 368 Sayfa. 

OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E AZINLIK SPOR KULÜPLERİ VE SPORCULAR - ORHAN ŞEVKİ

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Azınlık Spor Kulüpleri ve Sporcular, Türkiye’de sporun bir başka tarihçesini sunuyor. Osmanlı’da, esas olarak yabancılar aracılığıyla başlayan modern spor faaliyetleri çeşitli baskılarla karşılaşmış; özellikle futbol Türk sporculara yasaklanmıştı. Öyle ki Türk futbolculardan bazıları sırf yasakları delmek uğruna adlarını değiştirip futbol oynamaya çalışmışlardı. II. Meşrutiyet ile birlikte gelen özgürlük ortamı Türk sporcuların da sahalara çıkmasına imkân sağladı. Cumhuriyet ile birlikte bu süreç hem büyük bir hız kazandı, hem de kurumsallaştı.

20. yüzyıl başından itibaren art arda kurulan Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe ve diğer Türk kulüpleri yıllarca Türk sporuna hizmet ederken, azınlık spor kulüpleri de çok iyi sporcular yetiştirdiler ve bunların çoğunu da bu üç büyük kulübe verdiler. Böylece Türk sporuna azınlık sporcuların katkıları yadsınamaz hale geldi. Aralarından sayısız milli sporcu, sayısız şampiyon çıktı.  Ancak siyasi olayların getirdiği baskılar sonucu nüfusları yavaş yavaş azalan gayrimüslim cemaatlerle birlikte azınlık kulüpleri de tek tek eridi, çoğu sporcular yitip gitti. Maddi olanaklar tükendi, bu kulüpler kendi yağlarıyla kavrulmayı sürdürdüler.

Bugün artık Türk sporunda bir Vahram Papazyan, bir Tahtaperde Aleko, bir Büyük Garbis, bir Buduri, bir Garbis Zakaryan, bir Vartan Tetikbaş, bir Garo Hamamcıoğlu, bir Kasapoğlu, bir Niko Kovi, bir Violet Kostanda, bir Rober Eryol, bir Lale Kohen, bir “Ordinaryüs” Lefter çıkmıyor.  Ama hiç değilse anıları koruyabiliriz. Spor, müzik ve Adalar tarihleriyle ilgili çalışmalarıyla da bilinen Orhan Şevki, elinizdeki kitapla işte bunu yapıyor. Kitap, Azınlık Spor Kulüpleri ve Sporcular alanına giren her madde ve her ismi eksiksiz bir şekilde kapsama iddiasını tabii ki taşımıyor, ama okuyucuyu yukarıda sayılan isimler ve daha niceleriyle, unutulmaz takımlarla, güzel anekdotlarla birlikte sporun hemen her dalında bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.

KÜNYE: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Azınlık Spor Kulüpleri ve Sporcular, Orhan Şevki, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, 192 Sayfa.