21 Mayıs 2018 Pazartesi

SİZ RAHAT YAŞAYASINIZ DİYE – YUSUF ATILGAN

“Kafamdaki romanı yazmak için işimden ve oğlumdan vakit ayıramıyorum, ama üzüldüğüm de yok. Bu koşullarda vaktim olsa da istediğim gibi yazacağımı sanmıyorum. Köyde, sessizlikte, üstünde dura dura çalışmaya alışmış biri için İstanbul çok hareketli; ama buna da alışacağımı, bu koşullarda yazacağım zamanın geleceğini sanıyorum. Yazmadığım için ne devleti ne de yayımcıları suçluyorum. Bunda bir suç varsa doğrudan benim suçum bu.”

Yusuf Atılgan gibi bir bakıma “saklı” bir yazarın ardında bıraktığı notlar her zaman heyecan vericidir. Atılgan’ın “Eşek Sırtındaki Saksağan” adlı bir roman yazdığı, sonra da o metni yok ettiği biliniyordu. Elinizdeki kitap, bu romanın yazarın sandığında bulunan giriş bölümüyle birlikte el yazılarından derlenen notlarını, şiirlerini, dergilerde kalmış kısa öykülerini ve yaptığı çevirilerden örnekleri içeriyor. (Tanıtım Bülteninden)

Künye: Siz Rahat Yaşayasınız Diye, Yusuf Atılgan, Can Yayınları, 2018, 256 sayfa.

HEKİMİN FİLOZOF HALİ – KOLEKTİF

Hekimin Filozof Hali, tıp ve felsefe arasında daha sık gerçekleşmesini beklediğimiz buluşmalardan biri. Genelde sadece “hastalık halinde” muhatabı olduğumuz tıp dünyasının, hayatla ve ölümle, insan olmanın ve yaşamanın anlamıyla her gün yüzleştiğini, yüzleşmek zorunda olduğunu vurgulayan yazılardan oluşan elinizdeki kitap, okurlara da cesaret aşılayacak nitelikte. Tıp sektöründeki “yabancılaştırıcı” gelişmelerden kişinin bedeni üzerinde söz sahibi olup olmadığına dair etik tartışmalara ve ölümlü olmanın getirdiği felsefi aydınlanmaya kadar birçok önemli konu üzerine tartışmalar aslında tek bir gerçeği vurguluyor: Hekimin filozof hali, hekimin zorunlu halidir. (Tanıtım Bülteninden)

Künye: Hekimin Filozof Hali, Editör: M. Bilgin Saydam-Hakan Kızıltan, İthaki Yayınları, 2018, 296 sayfa.

DİL MESELELERİ – NECMİYE ALPAY

“İlk ciltteki gibi burada da başlıkların büyük bir bölümü, güncel Türkçe metinlerde dil ve anlatım yönünden tartışmak, doğrulamak ya da sorgulamak ihtiyacını duyduğumuz noktalardan oluşuyor: Dilbilgisinin, imlanın, İngilizce ile Türkçe arasındaki ilişkinin, dil-toplum ilişkisinin, ayrıca terim ve kavramların uygulamada içe bakış ve tartışma gerektiren bazı yönleri; ‘söylem’ adını verdiğimiz boyut dahil. Her iki cildin de dizinleri sayesinde birer başvuru kaynağı ve çalışma malzemesi olarak işlev görebileceğini umuyorum.

“Ancak, bence en önemlisi her iki ciltte de yer alan ‘Genel Bakış’ yazıları başta olmak üzere, dil meselelerine bakış tarzıdır. Dilin ‘doğru’su ‘yanlış’ı, hayatın bin bir hâlinde ve toplumun bin bir oluşumunda dilin aldığı biçimler, bunların bir süreç halindeki incelikleri... ‘Genel bakış’ derken, dil olgularıyla ilgili sezgiler oluşturmaktan söz ediyorum. Dilimiz, Dillerimiz ve Dil Meseleleri bu sezgilere ne ölçüde katkıda bulunabilirse, amacına da o ölçüde ulaşmış olacak.” (Tanıtım Bülteninden)

Künye: Dil Meseleleri, Necmiye Alpay, MetisYayıncılık, 2018, 264 sayfa.

NE MUTLU MUTLULARA – YASMİNE REZA

Adını Borges’in bir cümlesinden alan Ne Mutlu Mutlulara, artık hükmedemedikleri gündelik hayatın girdabına kapılmış on sekiz karakterin art arda söz aldığı çağdaş bir insanlık komedisi.
Gelecek hayallerinden vazgeçmiş, arzularını yitirmiş, hayatla yenişemeyen sıradan insanların aşkla, iktidarla, dostlukla, hastalıkla, başarıyla, ölümle, aileyle ilişkilerini kimi zaman derin bir melankoliyle kimi zaman da keskin bir mizahla mercek altına alan Yasmina Reza,  birbirine değen bu hayatlara sızmış. Duygusal açmazlarıyla yüzleşen her yaştan kadınların ve erkeklerin boy gösterdiği on sekiz kişilik bu orkestrayı ustaca yöneten yazar ritim duygusunu hiç yitirmeden, ayrıntıları ince ince işleyerek bu aksak hayatların ve yaralı insanların öykülerini sarsıcı ve hayret verici bir gerçekçilikle aktarmış. (Tanıtım Bülteninden)

Künye: Ne Mutlu Mutlulara, Yasmine Reza, Can Yayınları, 2018, 152 sayfa.

YENİ PARADİGMANIN EŞİĞİNDE BEDİÜZZAMAN EFSANESİ VE SAİD NURSİ GERÇEĞİ – EMRAH CİLASUN

“... Bediüzzaman, Cilasun’un tespit ettiği gibi rejim ve yönetim anlamında hiç de yenilikçi değildi, tam tersine şeriatçıydı. Gençlik yıllarından itibaren buna çalıştı, yöntemleri değişti ama hedefi hiç değişmedi...”       
Mehmet Nuri Turan - Tahşiye Yayınevi’nin kurucusu 
 

“Kitap, Said Nursi’nin İslamcılığa adanmış hayatı hakkında doğru bilgiler edinmek için iyi bir kaynak. Her zaman hâkim sınıflara ve erkek egemen düzene hizmet etme iştahına sahip olan bu hareketi ve onu olumlayanları değerlendirmeyi kolaylaştırıyor.” 
Handan Koç - Feminist Yazar
 
“Bediüzzaman Efsanesi ve Said Nursi Gerçeği adlı kitabı yazan Emrah Cilasun, Şerif Mardin’in kitabıyla ilgili şu yorumu yaptı: Şerif Mardin, Said Nursi’yi bir hayli abartılı tanımlamalarla güzelleştirmekte ve akıllara durgunluk veren bir Said Nursi portresi ortaya çıkartmaktadır. “
Soner Yalçın
 
“Soner Yalçın, ‘Bozacının şahidi şıracı’ misali, yazısında Said Nursi aleyhtarı Emrah Cilasun’u şahit gösterdi. Bu ikiliye göre Şerif Mardin’in en büyük suçu Said Nursi’yi övmesiymiş.” 
Risale Haber

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Yeni Paradigmanın Eşiğinde Bediüzzaman Efsanesi ve Said Nursi Gerçeği, Emrah Cilasun, Tekin Yayınevi, 2018, 536 sayfa.

YENİ GELEN DERGİSİ 2.SAYI 

Derginin ikinci sayısı henüz çıktı ve okurlarına bir an önce kavuşmayı bekliyor. Dergiyle ilgili bülten aşağıdadır:

 Sanat ve edebiyatın ticarileşerek bayağılaşmasını, insani ve toplumsal sorunlardan uzaklaşmasını, medyanın kültürel alanı bütünüyle belirler hale gelmesini reddediyoruz diyerek yola çıkan Yeni Gelen dergisinin ikinci sayısı, Nisan başında kaybettiğimiz şair Ülkü Tamer’in dizelerini kapağına taşıdı: “Mesleğimiz umut bizim”.

Sunuş yazısında, “Sanat edebiyat avm kod adlı çarşıların müştemilatı haline getirildi. Yazarın ve sanatçının bağımsız varoluşu ortadan kaldırıldı, bütünüyle sponsorlara tabi kullar oldular. İnsanlığın, toplumun yargıcı, vicdanı, öncüsü olması gereken şair, yazar, sanatçı sermayenin memuru haline geldi. Şairler reklamcılık öğrendi, şiirleri buzdolabı ve çamaşır makinelerine yazdılar. Sinemacılar dizici oldu, reklam aralarında dedikoduyu dizi diye sundular. Ressamlar, “güncel sanatçılık” peşinde akışın dışına düştüler. Mimarlar gökdelenci ve tokici olup yaşamı standart kutulara hapsettiler,” saptamasına yer veren YENİ GELEN’in ikinci sayısı bu durumu aşmak için ortaya konan eleştiri ve inceleme yazılarının yanı sıra şiir ve öyküye de yer veriyor. İlk sayısı umulanın üstünde ilgi gören ve heyecan yaratan dergi, piyasanın dağıtım engellerini aşmak için okur-yazar dayanışmasını başvuruyor.

ÜLKÜ TAMER’E RASTLAMAK

Afşar Timuçin’in “Çocuklara Felsefe Öğretelim mi?” yazısıyla başlayan dergi, Özkan Mert’in günümüze isyan eden “Hav Haav Haaav!” başlıklı şiirinin ikinci bölümüne yer veriyor. Köy Enstitülü filozof Sami Gürel ile Altamira Mağarası’na ve Rönesans şehirlerine yapılan gezilere ilişkin sohbet bu sayıda da sürüyor. Yeni Gelen bu sayısında kültürümüzün yakın dönemdeki kayıpları Ülkü Tamer ile Hasan Uysal’ı anmayı ihmal etmiyor. Usta fotoğrafçı Çerkes Karadağ’ın yakın arkadaşı Hasan Uysal portresi ve “Tersyüz Bir Adam” başlıklı yazısı bu usta gazeteciye duyarlı bir ağıt niteliğinde. Arif Arslan ise “Ülkü Tamer’e Rastlamak” başlıklı kısa bir oyunla “Şiir gecenin kardeşidir, gündüzün annesi. Yürekteki büyükbabadır şiir” diyen şairi gençlere öğretmeyi deniyor. “Öte geçe”ye göçen Ülkü Tamer’i “Hançer” şiiriyle anan Yeni Gelen’in ikinci sayısında Evin Okçuoğlu, Mustafa Işık, Mustafa Göksoy, Turan Karatepe, Özgür Zeybek, Havva Aktaş ve Mehmet Ercan’ın şiirleri yer alıyor.

Hukuk felsefesi profesörü Hayrettin Karaca’nın “Frankfurt Deyişleri”ne ve tablolarına yer veren dergide, Maltepeli Ressam Kasım Koçak’ın serçe resminden yola çıkan Filiz Tanya “Resmin Bendeki Görüntüsü”nü kaleme alıyor.

AKM TAKSİM’E YIKILIRKEN

Orhan Gökdemir, “Aydınlık Yol”da Bruno’yu merkeze koyarak yüz yıllık bir süreçte aydınlanmayla doğan devrimci düşüncelerin izini sürüyor. Taylan Kara’nın “Erzurum’dan Liberal Solcu Çıkar mı?” sorusunu “burka” hayranı Nilüfer Göle’nin düşüncelerini eleştirerek yanıtlayan yazısı, “liberal solcular, Erzurum’dan, Afganistan’dan ya da Anadolu’nun taşrasından değil, Cihangir ya da Paris üniversitelerinden çıkmaktadır” diye sona eriyor. Mehmet Esatoğlu, Taksim Meydanında yaşanan büyük yıkımı, “AKM Taksim’e Yıkılırken” yazısında ortaya koyuyor. Galip Kırıcı, cahilleşme dalgasına karşı bir direniş deneyini, “Mersin Kitap Dostu Grubu Ne Okur?” başlıklı yazısıyla gündeme getiriyor. Asım Öztürk “Günümüz Şiirinin Açmazlarındaki Suskunluğu” ele alırken, Özgün Ergen “Yeni Bir Eleştirinin, Şiirin, İnsanın Yapıtaşlarını Döşerken” atılacak ilk adımları konu ediniyor. 21 Mart Dünya Şiir Günü kutlamalarının haberi ve Aylin Özer’in bildirisi “Şiir Distopyası” başlığını taşıyor. Cafer Yıldırım, şiirimizin büyük değeri Cahit Külebi’yi incelediği yazısında onu “Yerelin Sıcaklığı, Ulusalın Güveni” olarak niteliyor. Dr. Ulvi Özdemir “Bir Kitap Bağımlısının Notları”nda “Çehov’un Zamanı Aşan Edebi Gücü”nün nedenlerini araştırıyor. Tahir Şilkan ise bizden bir ustayı, Orhan Kemal’i bir bayram gününde “Komünist Hücre Çalışması Yaptığı Lokanta”da dostlarıyla buluşmasından yola çıkarak anımsatıyor. Derginin kapsamlı incelemelerinden birini Neşe Baştürk yazmış: “Bir Mücadele Alanı Olarak Estetik ve Yeni Bir Yaşam Yaratma İmkânı”. Aysun Adalı, piyasa sansürüyle yıllarca sinema bulamayan “Kırlangıçlar Susamışsa” filmini eleştiriyor. Müslüm Kabadayı’nın “Emmi Corc” hikâyesi yıllardır savaşın kanlı rüzgârının altındaki Hatay’ı ve canciğer insanlarını dilin güzelliğiyle karşımıza getiriyor. B. Sadık Albayrak “Taylan Kara’ya ‘İtlaf Fetvası’” yazısında Sevan Nişanyan ve benzerlerinin “liberal zihniyetini” deşifre ediyor.

NASREDDİN HOCA’NIN HEYBESİ

Yeni Gelen’in bu sayısında Nâzım Hikmet’in mektuplu resmini Haydar Özay yaptı. Bertolt Brecht’in “Kendilerine güvenip de mektubu verdiklerim / çöpe attılar onu. / Ama hiç önemsemediklerim / bulup geri getirdiler bana. / Öğrendim böylece.” dizeleriyle kapak resmi bütünleniyor.

Yeni Gelen’i, Nasreddin Hoca’nın heybesine benzeten B. Sadık Albayrak, “Yeni Gelen’in heybesinde İnsanlardan insanlara yazılan mektuplar var” diyor ve şöyle yazıyor: “Heybenin dengesini insanlığın yaratıcısı ve sürdürücüsü emekçi, emeğin felsefesi ve estetiği sağlayacak. Yeni Gelen, biz sanat emekçilerinin, siz yaşam emekçilerinin omuzlarında olacak.

İlk sayımıza gösterdiğiniz ilgi ve heyecan çetin yolumuzu aydınlattı. Eski halıdan yeni heybe biçmenin bütün acemilik ve güçlüklerini aşmakta bize güç kattı.

Öyleyse,  merhaba ve yürüyelim…

Nisan güneşleri içinde aramızdan ayrılan şairimiz Ülkü Tamer’in seslenişiyle devam edelim; mesleğimiz umut bizim…”

(İletişim: bizimsadikalbayrak@gmail.com)