24 Nisan 2019 Çarşamba

Çeviri: Melik Dere

Amerika Birleşik Devletleri, 1973’te Şili’de seçimle başa gelen Salvador Allende hükümetini devirmeye karar verdiğinde Richard Nixon, CIA’ye ‘’ekonomilerini dağıtın’’ talimatını vermişti.

Güney Amerika’daki diğer ülkeler Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği tarafından seçimle başa gelmiş liderler görmüştü. Guatemala’da Jacobo Arbenz (1954), Haiti’de Jean-Bertrand Aristide (2004), Honduras’ta Manuel Zelaya (2009), buna gösterilebilecek bazı örneklerdir. Bunun yanı sıra, Fidel Castro’nun başkanlığı devam ederken ona birçok suikast girişiminde bulunulmuştu.

2002 yılında A.B.D, Hugo Chavez’e karşı bir darbe düzenlemiş fakat bu başarısız olmuştu. Bu kısa dönemde Chavez, darbeciler ve ordunun içinde bulunan casuslar tarafından makamından alınmış ve Venezuela’nın en büyük şirketlerini yöneten adam olan Pedro Carmona, geçiş hükümetinin lideri ilan edilmişti.

Bu olaylar boyunca ne A.B.D ne de müttefikleri tarafından demokrasi ile alakalı hiçbir şikayet yahut kınama duyulmamıştı. Yine de birçok Güney Amerika ülkesi bu darbenin birçok demokrasi prensibini ayaklar altına aldığından dolayı seslerini yükseltmişti.

Şu an televizyonlarımızdan tanıklık ettiğimiz olaylar, birden meydana gelmiş şeyler değildi. Bunlar, 1999’da Hugo Chavez’in başkan seçilmesiyle başlayan sürecin zirve noktası.

Venezuela’daki seçimler büyük ihtimalle dünyadaki en demokratik seçimlerdir. Uluslararası gözlemciler ve temsil heyetleri bu seçimleri denetlemektedir. Amerika’nın 1977’den 1981’e kadar başkanlığını yapmış Jimmy Carter bizzat Venezuela’daki seçimlerin dünyadaki en iyi seçimler olduğunu dile getirmiştir. Buna rağmen, ardından gelen A.B.D hükümetleri Venezuela’da yapılan seçimlerin sonuçlarını tanımamıştır.

Venezuela, medyada her zaman aşırı sol bir rejime sahip olan bir ülke olarak görülürdü. ‘’Başarısız sosyalist deneyimi’’ ve ‘’21. yüzyılda yıkıntılar arasında sosyalist deneyim’’ gibi tanımlamalar da bolca görülürdü. Bu tanımlamalar bize, batının ana akım siyasetinin ve onların yandaş medyaları hakkında daha fazla şey anlatıyor. Aslında, Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’nin programı, Britanya’daki savaş sonrası Attlee hükümetininkine benziyor. Fakat bugünlerde kömür, petrol ve genel sağlık hizmetleri gibi önemli endüstrileri kamulaştırmak aşırı sol politikalar olarak görülmekte.

Elbette Bolivarcı devrim gerçekleştiğinden beri Venezuela hükümetinin hataları olmuştur fakat zaten özellikle ekonomi alanında hata yapmamış hükümet var mı dünyada? Fakat çok az devlet kendi politikalarını ifade ederken bir yandan da dünyanın en militarist devletinden kendini korumak zorunda kalmıştır.

Chavez’e gelen eleştirilerden biri de, Polar gibi ülkenin en büyük yiyecek ve içecek dağıtıcılarının devlet kontrolüne alıp yiyecek kıtlığıyla alakalı bir manipülasyona engel olmamasıydı. Polar, Venezuela’nın en büyük özel şirketidir ve aynı zamanda Venezuela’daki en yaygın yiyecek olan arepa (bir çeşit ekmek) yapımında kullanılan PAN isimli geleneksel unu üretmektedir. Bunların yanı sıra şirket, ülkedeki en büyük bira fabrikasına da sahiptir.

Görünüşe göre büyük şirketlerle uzlaşma denemeleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Sosyal demokrat fakat sosyalist olmayan modelin Venezuela’da başarısız olduğunu söyleyebilirsiniz. 

Bir diğer eleştiri de, ülkede tarıma ve yiyecek üretimine yeterli yatırım yapılmadığı için hala petrole bağlı kalmış olması düşünülerek ortaya atılıyor. Venezuela, yiyeceğinin yaklaşık üçte ikisini ithalat ediyor ve bu da ülkeyi aynı şu an olduğu gibi ortada bırakıyor.

Venezuela yakarıyor fakat boynundaki ip aynı ölçüde sıkılaştırılıyor. Anayasanın askıya alınmadığı veya demokrasinin sonunun gelmediği bir çözüm planı çok zor gözüküyor. Amerika Birleşik Devletleri askerlerini karaya çıkarıp ülkeyi işgal etmeyecektir fakat hali hazırda seçilmiş hükümetin rakiplerine el altından destek ve yardım çıkmakta. Bunun için Amerikan Devletleri Örgütü kullanılabilir, ya da Kolombiya sınırında bahane bir olay çıkarılması muhtemeldir. Bu tip senaryolar Amerika’ya askeri müdahale için bahane verebilir.

Muhalefette demokratik bir bünyede çalışmak isteyenler var fakat görünüşe göre bunlar, onlardan daha yüksek unsurlar tarafından kontrol ediliyor ve bu unsurların amacı, devrimin izlerini silip bütün kazancı elde etmek arzusudur. Emin olabilirsiniz, eğer bu unsurlar gücü eline alırsa olacak şeyler bunlardır.

Küba, Bolivya ve Nikaragua Amerika’nın dış politikasındaki sıradaki hedefler. Brezilya, Honduras ve Paraguay’ın meclisinde hali hazırda darbeler gerçekleşti. Şili ve Arjantin sağcı hükümetlerle yönetiliyorlar. Meksika’nın geleceği hakkında yorum yapmak için daha çok erken. Güney Amerika’da ilerici ve devrimciler için çok zor zamanlar yaşanıyor, zaten dünyanın geri kalanı da bizim için çok iyi görünmüyor. 

Mücadele devam ediyor!