17 Temmuz 2018 Salı

Yunus Başaran

Sürekli yükselen döviz kuru, batan şirlketler, kamu bankalarından özel sektöre verilen yüksek krediler, asla bitmeyen özelleştirmeler... AKP, iktisadi olarak ülkeyi çöküşe götürürken başlarda yarattığı 'İstikrarlı'görüntüden de uzaklaşıyor. Peki bunun içerde ve dışarda iktisadi yansımaları neler olabilir? İktisatçı Mustafa Sönmez, İleri'nin sorularını yanıtladı.

Soru: AKP'nin 16 yıl boyunca ekonomiyi iyi yönettiği, idare ettiği yönünde bir algı var fakat bu algı özellikle son dönemde zedelendi. Peki neden yürümüyor artık bu sistem?

Cevap: Bunun tabi biraz dünya şartlarıyla, biraz da Türkiye’nin özgül şartlarıyla ilgisi var. Dünya'da 2000'li yıllar, özellikle 2007'ye kadar, küresel kriz ve sonrasına dair iklim AKP'nin ya da başka bir iktidar da olsa kullanabileceği bir likidite fazlası üretti. Bu da AKP'ye nasip oldu. Bir kere dünyada böyle bir likidite bolluğu, ucuz para imkânı böyle bir sürecin en önemli altyapısını oluşturdu. Bunun yanı sıra içeride AKP'nin 2001 krizinden sonra yani 2001 krizinin ortaya çıkardığı sorunları IMF, Kemal Derviş eliyle düzeltilmesi sonucu likidite edilmiş bir ekonomi devir alması önemli bir şansı oldu. Böyle bir iç etken de var. Bunun arkasından dünyadaki ucuz para imkânı, 2001 krizinin kolaylaştırdığı "reformların" yarattığı özelleştirmeler… Bütün bu şartlar iç pazara dönük büyüme imkanını getirdi. Bu iç pazara dönük büyümede de istihdam, göreli ücret artışları, borçlanma, kredilenme imkanları, bu iç pazara dayalı büyümenin getirdiği kamu maliyeti imkanları ve bunun bir şekilde seçmene kullandırılması... Bütün bunlar uç uca biraz inişli çıkışlı da olsa Korkut Boratav hocanın deyimiyle "Dolce Vita" dönemini Türkiye'ye yaşattı. Tabi her hikaye gibi bu hikayenin de bir sonu vardır. Şimdi o sona gelindi, hava değişti, iklim ters döndü. Dünyada ucuz para dönemi bitti. İçeride ucuz paraya dayalı "Dolce Vita" kurgusu sona ermiş oldu. Dolayısıyla şimdi insanlar bir başka gerçekle yüz yüze geldiler. Ne eskisi gibi bir istihdam var, ne eskisi gibi gelir var. Onun yerine yükselen enflasyon var. Yükselen enflasyona rüzgar olan bir döviz kuru artışı var. Devletin zorlaması, itmesiyle yürümeye çalışan bir gemi var. Bütün bunlar, yavaş yavaş insanlara yansımaya başladı. Artık şikayetler artmaya başladı -ki bu henüz başlangıç- bundan sonrası farklı bir dünya ve farklı bir Türkiye olacak. Dolayısıyla da bu 10-15 yıldır yaşadığımız "suni mutluluk" dönemi, ya da "suni denge" dönemi diyelim, sona ermiş oluyor. Artık hem ekonomik olarak hem de politik olarak farklı bir düzende yol alacak dünya ve Türkiye. Bu da tabi bütün sınıfsal dengeleri, tercihleri, saflaşmaları etkileyecek gibi görünüyor.

ŞİMDİYE KADAR TOPYEKUN OY VEREN KESİMLERİN MEMNUNİYETSİZLİKLERİ VAR

Soru: Bir de şöyle bir algı var; özellikle hükümetin esnaftan ve küçük patrondan destek gördüğü, eğer bu hükümet giderse esnafın ve küçük patronların toptan batacağı ve kurtaramayacağı gibi. Bu fikre katılıyor musunuz? Bu algıyı kırmak için muhalefet ne yapabilir?

Cevap: Böyle orta sınıfa dayanan bir rejim diye tanımlayamayız AKP'yi. Yani AKP sınıfsal olarak baktığımızda toplumu kutuplaştırıp kendi kutbuna çekebildiği bütün sınıfların, emek sınıfından da, orta sınıftan da yarattığı burjuva sınıfından ya da kendisine biat eden sınıftan da destek gördü. O anlamda böyle bir esnaf veya orta burjuvaziye dayanan bir iktidar tanımı bana doğru gelmiyor. Tabi bütün bu kesimler şimdi sızlanmaya başladılar. Yani bu oy aldığı kesimler. Orta sınıflar bir kere eski iç talebi, iç pazarı bulamıyorlar. Krediyi eskisi gibi kullanamıyorlar. Bütün bunlardan dolayı şikayetleri var. AKP'ye oy veren emek sınıfı da yavaş yavaş şikayet etmeye başlayacak çünkü onlar da enflasyonla baş edemeyen bir ücrete talim etmekten ve bekledikleri başka iyileşmelerden, çocukları için bekledikleri istihdamdan umut görmeyince onlar da dirsek çevirmeye başlayacaklar. Yani bu bir fitil olacak. Şimdiye kadar topyekün oy veren kesimlerin memnuniyetsizlikleri var. Merkez Bankası'nın yaptığını AKP'den de görüyoruz. Yani hem tüketici dediğimiz genel kesimde beklentilerde çok ciddi bir düşüş var hem de bütün sektörlerde düşüş var. Yani tarım, sanayi, perakende bütün sektörlerde bir geleceğe dönük beklenti azalması ve karamsarlığı var. Demek ki toplumsal sınıfların tümünü kesen bir memnuniyetsizlik bir tamam hali var.

Soru: Katar'ın diğer Arap ülkeleriyle çatışması, Malezya'da hükümetin düşmesi iktidarın finansal desteğini sekteye uğrattı mı? Yoksa yeni borç kaynağı için AKP'nin yapabilecekleri var mı? Yoksa artık deniz bitti mi?

Cevap: Bu İslami para kaynakları, AKP'nin kullandığı para kaynaklarının bir kısmı. Yani bazen abartabiliyoruz sanki, AKP sadece Katar, Malezya vs. gibi yerlerden dış kaynak bulabiliyor diye, öyle bir şey yok. Türkiye ekonomisi 800 milyar Dolarlık bir ekonomi ve bunun çarkı daha yüksek dış paralarla dönüyor. Katar ve diğer ülkeler burada tali kalıyor. Dolayısıyla bunların durumlarındaki değişiklikler sınırlı olur. Burada esas olan AKP'ye batıdan bakıştır. Batıdan gelen iyi ya da kötü rüzgarlardır. Batı uzak duruyor yani şu sıralar hem AKP'nin durumunu beğenmiyorlar hem de dünyada paranın gidebileceği başka adresler alternatifler cazipleşmeye başladı. ABD'de faizleri yükseltti. Avrupa'nın bir krizden çıkma hali ister istemez Türkiye gibi ülkelere eskiden park etmiş paraların buralardan o taraflara doğru yönelişini getirdi. Dolayısıyla bu optikten bakmak daha doğru.

Soru: Borç yapılandırma furyası başladı özellikle büyük sermayedarlarda. Peki bu iktidarın bu zamana kadar çok güvendiği bankacılık sisteminde tehdit eder mi? Teşvik ve kurtarmalar nasıl devam ettirilir? Ya da devam ettirilebilir mi?

Cevap: Orada iki türlü tehlike var. Birincisi şimdiye kadar bu rejim diyordu ki 2001 krizine götüren iki önemli dar boğazdan uzağız. Nedir bunlar: Bankacılık sistemi ve kamu maliyeti götürdü denmişti. Kamu maliyetinde de açıklar vermiyoruz deniyordu. Fakat şimdi bu yapılandırmalar, görmediğimiz batık krediler, hükümetin özellikle kamu bankalarına bazı konut kredilerini ucuzlatarak vermesi, dönmeyen krediler, bu kredi garanti kurumundan açılan kredilerin akıbeti, yapılandırma isteyen büyük kuruluşların durumları. Bütün bunlar banka sisteminin ciddi sorun yaşayabileceğine dair önemli işaretler. Bunun yanı sıra kamu maliyetinde de eskiden şöyle sıkı tutuyoruz, böyle açık vermiyoruz derken başta SGK'dan başlayan görünen görünmeyen bir dizi kara deliğin yol açtığı bir kamu mali açığı da var. Bütün bu mega proje denilen bataklar, bunların getireceği yükler, bunların görünen görünmeyen kısımları var. Bu hem banka sisteminde hem de kamu maliyesinde giderek problem büyümeye başlıyor ve dediğim gibi 2001 krizi Türkiye'de bu iki sorun alanının büyümesiyle, buna çözüm üretilememesi sonucu gelmişti. Şimdi bu iki sorun alanında yeniden yırtıklar oluşmaya başladı. Bir de cari açık gibi kronik bir problem var. Cari açıkla kamu maliyeti açığı yan yana gelince buna çifte açık deniliyor, ki eğer bu duruma düşmüşse iflah olmaz.. Buralardan dolayı Türkiye kapitalizmin bir dizi kuşatması altında ve AKP bunlara çözüm bulamıyor. Dolayısıyla 16 ay yönetme yetkisi varken bu yetkiyi kullanmayıp bu seçimleri öne çekti. AKP yönetemez durumda ve bunu özellikle bu işin aktörleri de, hem üretici olarak hem de tüketici olarak görüyorlar. Bundan dolayı aslında döviz kurundaki hızlanma artış büyük ölçüde bu güvensizlikten kaynaklanıyor. Yani yabancıların Türkiye'ye gelmedikleri doğrudur ama kuru yukarıya çeken en önemli etken içerideki hem üretici hem de tüketicilerin güven bunalımı yaşamalarındandır. Paralarını Türk Lirasından dövize dönüştürüyorlar. Firmalarında 223 milyar Dolar net döviz açıkları var ve sürekli bir dövizleşme, dövize dönme endişesi var bu da hükümete güven duymamanın ve artık buradan bir mesafe kat etmenin mümkün olmadığına dair bir görüş var.

ASIL ENDİŞEM BUGÜNE DAİR DEĞİL SEÇİM SONRASINA DAİR

Soru: Siz de az önce değindiniz, 2001 kriziyle durumun benzeştiğini belirttiniz. Sizinle konuşurken dolar 4.40 seviyesine ulaşarak yeni bir rekor kırdı. Bunun sonucunda 2001 krizi benzeri bir devalüasyon bekliyor musunuz?

Cevap: Bu tırmanışa karşı hükümet bir şey yapamıyor. 2001 krizinde şöyle bir durum vardı; şok bir artışa neden olan IMF döviz kurunu sabitlemişti ve o sabitlemeye inanarak insanlar hareket etmişlerdi. Bu sabitleme devre dışında kalınca bir anda şok artış meydana geldi. Şu anda belki şok artık olmuyor ama geçen yıl bizde %22 gibi ciddi bir devalüasyon oldu. Bu yıl daha 5 ay dolmadan %15 - %16'yı bulan bir devalüasyon söz konusu. Şok artışlar yok ama zamana yayılmış olan çok önemli, çok ciddi artışlar var. 2001 olması gerekmiyor ama çok önemli bir kırılganlık yaşıyor Türkiye kapitalizmi. Benim esas endişem bugüne dair değil, seçim sonrasına dair. Burada kim iktidara gelecek ve nasıl dümen tutacak, bunları nasıl rayına koyacak, bunların faturası kime ödetilecek, bütün bunlar daha çok önem kazanıyor bana göre.