25 Haziran 2018 Pazartesi

Okan Karataş

Emin Nedret İşli’nin Ocak 2018’de yayımlanan kitabı “Sahafnâme”, geniş bir okur kitlesine seslenmese de meraklıları için özel bir kitap niteliği taşıyor. Kitap, bize bir yandan sahaflığın kurallarını ve işlevlerini anlatırken, diğer yandan farklı alanlara hitap etmekle birlikte esas olarak bizi, edebiyat tarihinin bilinmeyen sularına götürüyor. Elbette bunu gizli saklı kalmış mektuplara ve evraklara isnat ederek başarıyor. Yazar, Sahafnâme’nin giriş bölümünde sahaflığın alametifarikasının bu gizli saklı kalmış belgelere dayandığını belirterek sahaflık mesleğinin önemini vurguluyor.

“Büyük bir siyaset adamının mektubu, ünlü bir şairinin elyazısı, imzalı, ithaflı bir kitabı ya da yok olmuş, bir kuruluşun arşivi; belgeler, fotoğraflar, kitaplar hep sahafın elinden geçer, dükkânında bulunur. Sahafa ulaşmayan malzeme gerçekte kaybolan, kâğıt fabrikalarında hamur yapılan, sobalarda yakılan veya kömürlüklerde çürüyüp kerpiç haline gelen, yok edilen tarihtir.“ (sayfa9)

Sahaflık mesleğinin değeri tam da bu noktada ortaya çıkmakta. Bir sahafın eline düşen evrakın niteliğinin ne olduğu, sahafın yeterliliği, bilgisi ve becerisiyle ölçülebileceğini anlıyoruz. Dolayısıyla sahaflık; siyaset, sosyoloji, tarih, felsefe, sanat vb. birçok alanda donanımlı olmayı beraberinde getiren ve rastgele seçilemeyen bir meslek olma özelliği de taşır. Emin Nedret İşli, bu anlamda kıyıda köşede kalmış, gün ışığı görmemiş belgeleri kitaplaştırarak, özellikle edebiyat alanında bilinmeyenleri gün yüzüne çıkarıyor.

Sahafnâme; “Mazruf”, “Kitaphane”, “Portre” ve “Efemera” adlı dört bölümden oluşuyor. Kitabın ayrıntılarına fazla girmeden bu dört bölümü birer örnek vererek açıklamaya çalışacağız.

“Mazruf” bölümünde “Orhan Veli’nin Gizli Takipçisi”nin Mahmut Kemal İnal Bey olduğunu bize anlatıyor yazar. Mahmut Kemal İnal Bey, Orhan Velİ’nin ölümü üzerine, kendi hiciv defterine bir manzume kaleme alıyor. Daha önce yayınlanmamış olan bu hicivli manzumenin bir kısmını buraya alıyoruz.

“Şâ’ir-i meşhûr imiş Orhan Veli

Öldüğü gün vâkıf olduk şânına

Görmedim bir kere şahs ü şi’rini

Yok vukûfum cehline irfanına

(…)

Şâ’ir-i eşher Viktor Hugo

Gıpta eyler şöhret-i unvanına

Varsa da binlerce şâ’ir hiçbiri

Kâbil-i teşbih değil Orhânına

(…) (sayfa 16-17)

Bu bölümde bunun dışında, Nahid Sırrı’ya, Hasan Ali Yücel’e, Halit Ziya Uşaklıgil’e ve daha birçok isme dair evraklar mevcut.

“Kitaphane” bölümündeki konulardan biri aynı zamanda güncel bir tartışmaya işaret ediyor: “Osmanlıca Bir Gecede Kalkmadı!”

1 Kasım 1928’de Latin harflerinin kabulünden sonra sürece dayanan bir değişim yaşandı. 1928 yılı sonuyla 1929 yılı başlarında Arap alfabesinin ve Latin alfabesinin bir arada kullanıldığı yayınlar görülmeye başlandı. Yazar, bu yayınlarla ilgili görseller ve Köroğlu gazetesinin harf devrimi için yaptığı çalışmaların belgelerini kitabında yayımlamış. “Kitaphane” bölümünde ilk toplatılan dergi, Bektaşileri kızdıran kitap gibi daha tartışmalı meselelerin yer aldığını görüyoruz.

“Portre” bölümünde adı üzerinde önemli bazı isimlerin portreleri çizilmeye çalışılıyor. Bu kişilerden biri de Neyzen Tevfik. Onun hastane anılarına rastlıyoruz. Hastalıklardan yakasını kurtaramadığını görüyoruz. Hikâyenin tümüne yer vermek mümkün olmadığından, doktoru Rahmi Duman’a anı olarak verdiği bir fotoğrafın altına yazdığı şu dörtlüğü paylaşıyoruz:

“Hekimin hikmetine kim karışırsa ezilir

Sekiz on tek rakı mişvarımı menfur etti,

Her şeyi görme diye, bak beni ahkam-ı kader

Gözümün bir tekini yummaya mecbur etti.” (sayfa 135)

Bu bölümde özellikle sahaflığın önemini kavrayabilmek adına “Sahaflar Çarşısı’nın felsefecisi: Arslan Kaynardağ” alt başlığına bakılabilir. Bunun dışında Sami Paşazade Sezai Bey, Hüsamettin Bozok, Hakkı Tarık Us gibi isimlerin portreleri de yer alıyor.

Son bölüm “Efemera”; Nazım’ın Unutulan Adam’ından Abdullah Cevdet’in kütüphanesine, ekslibrislerden kitap ayraçlarına kadar birçok farklı konuyla ilgili renkli görsellerin yer aldığı ilgi çekici bir bölüm.

Bu bölümde telefonun Osmanlı’ya gelişini anlatan bir alt başlıkta bulunuyor. Telefon 1881’de İstanbul’a gelmiş olmasına rağmen, 1886’da II. Abdülhamit tarafından “gizli kapalı işler görülmesine müsait bir icad” olarak değerlendirildiği için Kilyos telefon hattı dışında telefon hatları yasaklanıyor. Bu durumun nedeni olarak Gökhan Akçura, Refik Halit Karay’dan naklen şöyle anlatıyor:

“… Hainler yerlerinden kımıldamadan birbirleriyle fısıl fısıl uzaktan konuşacaklar, tertibat alacaklar, bir gece evlerinden teker teker çıkacaklar, randevu yerinde buluşacaklar, sarayı basacaklar, Padişah’ı kovacaklardı.” (sayfa 166)

Fakat bu yasak 1908 yılına kadar sürmüş, II. Meşrutiyet’le beraber telefon santrallerinin kurulmasının önü açılmış.

Özelde edebiyat tarihini aydınlatmaya çalışan Sahafnâme, sahaflığın günümüzü aydınlatması adına önemli bir örnek olarak karşımızda duruyor. Birçok belgenin yer aldığı bu kitap, tozlu raflardan inen evraklarla edebiyat tarihimize bilinmeyenleri not düşüyor. Yeni çıkan belgelerin ışığında bu kitap, edebiyat tarihine meraklı tüm okurlara bir armağan niteliği taşıyor.


KÜNYE: Sahafnâme: Bir Kitap Kurdunun Metruk Olmayan Evrakından, Emin N. İşli, Kırmızı Kedi Yayınları, 2018, 210 sayfa