17 Ocak 2019 Perşembe

Yunus Başaran

Metin Çulhaoğlu’nun 1989 yılında kaleme aldığı ve aynı yıl Gelenek’ten yayımlanan “Sovyet Deneyinden Siyaset Dersleri” kitabı geçtiğimiz günlerde Yordam Kitap tarafından tekrar basıldı. En baştan söylemek gerekir ki; kitabın yazıldığı dönemde Sovyetler Birliği’nin halen ayakta olduğunu ve o dönemin koşullarında ağırlıklı tartışma konusunun Gorbaçov yönetimindeki Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin başlattığı Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (yeniden yapılanma) politikaları göz önüne alınmalı. Ayrıca yazarın ikinci baskıya önsöz dışında kitaba ek yapmadığının da altını çizmek gerekir.

Kitap beş temel başlıktan oluşuyor. İlk bölümde devrimin olduğu 1917‘den 1989 yılına kadar geçen süreçte Sovyet deneyimine hangi tarih anlayışından bakıldığı ele alınıyor. İkinci ve üçüncü bölümler birbirlerine bağlı olarak Sovyet ekonomisinin NEP’le (yeni ekonomik program) başlayan, sanayileşme ve kolektivizasyonla devam eden sancılı, ekonomi açısından sıçrama yaratan ancak politik iklim bakımından dalgalı süreçlerini, başta bürokrasi sorunu olmak üzere ortaya çıkan yönetsel sorunları tarafgirliğe düşmeden irdeleniyor. Dördüncü ve beşinci bölümlerde ise yine birbirine bağlı olarak glasnost ve perestroyka politikalarının politik ve ekonomik yönleri ele alınıyor. Yazar, Gorbaçov döneminin hem ekonomik hem de politik açılımlarına ciddi eleştiriler getirirken, 70 yıllık tecrübeye güvenerek bir yandan da nasıl olsa bir çıkış yolu bulunacağı iyimserliğini taşıyor. Burada özellikle Sovyet politikacılarının yaptığı “ açılımlar” ve sosyalizmi nasıl kavradıkları ya da kavrayamadıkları üzerine yapılan çözümlemeler ve eleştiriler, yaklaşan çöküşe dair önemli ip uçları veriyor. Sadece iki yıl sonra Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla da yaptığı çözümleme ve eleştiriler büyük oranda doğrulanmış oluyor…

Peki yayınlanmasının üzerinden otuz yıl geçmesinine rağmen Sovyet Deneyinden Siyaset Dersleri kitabı neden okunmalı? İlk sebep; özgün olması. Sovyetler yıkıldıktan sonra kitabın içerdiği eleştirileri yapmak oldukça kolaydı. Gorbaçov’a yeni Lenin muamelesi yapanların çöküşten sonra yazdıkları buna somut bir örnektir ve bunlar çoğaltılabilir. Ancak Metin Çulhaoğlu eserinde somut tarihsel gerçeklerden yola çıkıp mevcut durumun ve ileride olabileceklerin tahlilini yaparken, kimi “Sovyetologlar” gibi Sovyet deneyini “baştan olmamalıydı” deyip reddeden ya da parçalara ayıran anlayışların dışında kalarak, bütünsel ve birbirini tetikleyen süreçler olarak ele alması Sovyet deneyini kavramak açısından doğruda durmanın felsefi çerçevesini çizmiş oluyor.

Kitabı okumak için bir diğer sebep ise; çözülenin sosyalizm değil Sovyet deneyi olması. İçinde bulunduğumuz çağda gerçekleşecek devrimler gelişimleri itibarıyla doğanın ve tarihin diyalektiği gereği farklı seyirler izleyecektir. Ancak kurulacak yeni sosyalist devletler temel anlamda Sovyet deneyinden büyük izler taşıyacaktır. Bu kaçınılmaz bir olgudur. Sosyalizm dediğimizde Sovyet deneyi daha uzun yıllar referans noktası olacaktır.  İşte bu nedenle çıkarılacak dersler bugün de oldukça önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Metin Çulhaoğlu’nun, 1917 Ekim Devrimi’nden 1989 yılına dek geçen zaman diliminde Sovyetler Birliği’nin geçirdiği tarihsel, ekonomik ve politik evreleri Türkiye Sosyalist Hareketinin (TSH) geneline geçmişte ve bugün sirayet etmiş olan monolitik bakış açısının dışına çıkarak özgün biçimde aktardığını görüyoruz. Buradan kastımız nedir? Açalım; ülkemiz sosyalist hareketi bir çok konuda olduğu gibi Sovyet deneyi konusunda da takım tutar gibi taraf almış, Sovyet liderleri roman karakterine indirgeyerek salt iyi ya da salt kötü olarak tasnif etmiştir. Çulhaoğlu ise bu tablonun dışına çıkarak Sovyet deneyinde uygulanan politikaların ve uygulayıcıların objektif bir fotoğrafını büyük ölçüde çekip önümüze koymayı başarmıştır. Büyük ölçüde diyoruz, çünkü aslına bakacak olursak kendisinin de ortaya koyduğu verilerden geliyorum diyen felakete yani Sovyetlerin çökmesine engel olacağını düşündüğü kitleler ve yetmiş yılı aşan deneyim, sistemin çözülmesine engel olamamıştır. Pek de iyimser olmayan bir umutla çubuğu belki de olmasını istediği yöne büktüğünü söyleyebiliriz. İkinci baskıya önsözde kendisinin de belirttiği gibi çöküşte temel etken ideolojik eksiklik hatta yoksunluktur. Salt bürokratikleşmeyle açıklanamayacak ideolojik aşınma tıkanmayı beraberinde getirmiştir. İdeolojik eksiklik sonucu sosyalist politika üretilemeyince sağ hat  biriktirerek alan genişletme fırsatı yakalamış ve hakim konuma geçmiştir. Somut örnek vermek gerekirse Stalin’in ölümünden sonra ipleri ele alan Kruşçev, 20. Kongrede Stalin dönemini kriminalize ederken, kendisini onaylayan toplamla kısa bir süre önce Stalin’i oy birliğiyle seçen toplam çok büyük oranda aynıdır. Tıpkı bunun gibi 1970‘lerin sonunda Brejnev komünizme beş kaldı derken 80‘lerin sonunda sosyalizmin tasfiye edilmesi açı farkı değil paralel evren farkı olsa gerek!

Sonuç olarak; sosyalist mücadele, geçmişi toptan reddederek değil içerip aşarak yoluna devam etmek durumundadır. Bu bağlamda en çok birikim ve ders şüphesiz Sovyet deneyinde mevcuttur. Buradan yola çıkarak okuyucuya da Metin Çulhaoğlu’nun eserini bir tarih dersi olarak değil geleceğe ışık tutacak bir projeksiyon olarak görüp okumasını öneriyoruz.

KÜNYE: Sovyet Deneyinden Siyaset Dersleri, Metin Çulhaoğlu, Yordam Kitap , 2018, 256 Sayfa.