22 Haziran 2018 Cuma

Sibylle Berg, çağdaş Alman edebiyatının kendine özgü bir anlatım perspektifiyle yazan feminist kadın yazarlarından. İlk defa nisan ayında Türkçeye iki kitabı çevrildi: “Uyuyan Adam” ve “Hayat İçin Teşekkürler”. (Mitos Boyut Yayınları’ndan Köpek, Kadın, Erkek oyunu “Çağdaş Alman Kadın Yazarları” başlığıyla 2004’te yayımlanmıştı.)

Doğu Almanya doğumlu yazar gençlik yıllarında Batı Almanya’ya yerleşir, 2012’de ise İsviçre vatandaşı olur. Bu anlamda kendi hayatından da izler taşıdığını söyleyebileceğimiz “Hayat İçin Teşekkürler”de Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya bir kaçış hikâyesine yer verir.

Sert ve keskin bir dili olan yazar, trajik yaşamöykülerini abartısız bir çıplaklıkla ajite etmeden ele alır. Bu iki kitapta yaşamöyküleri ve karakterlerin hayatlarından kesitler görürüz, bize sunduğu kurguların arka planında ise ataerkilliğin ve kapitalizmin hatta yer yer -bir hermafroditi bağrına basamayan, bu nedenle de Batı Almanya hayali kurduran- Doğu Almanya’nın da eleştirisini yapar.

“Uyuyan Adam”da orta yaşlarında yalnız bir kadını anlatır Sibylle Berg. Kadının sevgilisi tarafından terk edildikten sonra yaşadığı yalnızlık duygusunu ve sadece sevgilisi tarafından değil hayat tarafından da terk edilmişlik duygusunu yine sert bir şekilde aktarır. Erkeklerin ilişkilerdeki adil olmayan tutumlarını, kadınları yalnızlaştırdıklarını ve toplumların erkek egemen bakışını da eleştirir.

Klasik bir aşk ve yalnızlık hikâyesi değil “Uyuyan Adam”, Berg’in hikâyesinin fonunda sadece erkek otoritesini değil, orta yaş bunalımına giren bir kadının yalnızlıkla mücadele etme biçimini izleyebilirsiniz. Başkahraman, aşka pek de inanamayan hatta aşkı “çamaşır deterjanı satmak için kullanılan bir pazarlama aracı” olarak tanımladığı yerde bir yaştan sonra aslında biraz da hayatın onu böyle düşünmeye sevk ettiğini itiraf eder nitelikte bir özeleştiri yapar. Klasik mutlu aile tablosunu tiksindirici bulan kahraman, hayatında hiç böyle erkeklere meyletmediği, hatta böyle erkekleri tercih edenleri de “İnsanın bu adamlardan biriyle hayatını geçirmesinin tek sebebi ancak derin bir çaresizlik olabilirdi” diye tanımladığı halde yalnızlık duygusunun ağırlığı karşısında herhangi bir şekilde hayata tutunma gücünden yoksun bırakılmanın derin çaresizliğini yaşadığını görürüz.

 “Bir kadın, değiştiriyor evin havasını. Çünkü erkeklerin beceriksizlikleri henüz çocuk olan birini zor durumlara sokuyor. Bir erkekle birlikte yalnız yaşamak hoşuma gitmiyor benim. Onunla sohbet etmek, ona bakmak, evde hoş bir hava yaratmakla sorumlu hissediyorum kendimi. Erkekler, evin bir havası olmasa bile pekâlâ yaşayabilirler, sadece biz kadınlar katlanamıyoruz buna.” (Uyuyan Adam, s. 247)

“Hayat İçin Teşekkürler”deyse Doğu Almanya’da doğan hermafrodit Toto’nun yaşamöyküsüne davet ediliyoruz. Fazla sert, fazla yakıcı bir yaşamöyküsüne. İstenmeyen çocuk Toto yetimhane yıllarından sonra Doğu Almanya’nın neredeyse her yerini gezer, tutunamaz, dışlanır, sevilmez. “Rengârenk” Batı Almanya’ya kaçtığında ise bunların üzerine bir de kapitalizm gerçekliği eklenir. Her şey çok farklıdır, eleştirdiği şeyleri burada çok farklı değerlendirmeye başlayacaktır artık. “İnsanların elinden kapitalizmi aldığınızda, onlardan geriye pek bir şey kalmıyor,” gerçeğiyle karşılaştığında kendisi için esas meselenin özgürlük olduğunun farkına varır. Biz de, kendi özgürlüğünü -en azından olayın geçtiği zamanlarda- dünyanın hiçbir yerinde ve sisteminde yakalayamayacağını fark etmesini izleriz.

Onlar senin sahibin; çünkü kendi masal kitaplarında öyle yazmışlar, böylece şunları söyleyebiliyorlar: Hayvanların insanlara, kadınların erkeklere hizmet etmesi yazılmıştır. Bunu da et yemeyi seven ve kadınları dövmekten hoşlanan erkekler yazmıştır, çünkü ancak böylece bu değersiz hayatlarıyla baş edebiliyorlar. Oysa sonunda yine de altlarına işerler. Bu durumda bir hayvanı öldürüp bacağını göğsüne dayamak onlar için elbette büyük bir an olur.” (Hayat İçin Teşekkürler, s.100)

Yazar Batı Almanya’yı ve oraya gitmeyi “kapitalizme gitmek” olarak tanımlar. Hatta Batı Almanya’ya alışma sürecine de “kapitalizmle yakınlaşmak” der. Doğu’dayken anlatılan “Batı’nın özgürlüğü”nü görmek için çaba sarf eder, ancak şaşalı paketler, renkli hayatlar ona bir şey ifade etmez, hatta saçma gelir. “Kapitalizmin parıltısı”nı görmeye çalışarak uyanır her gün ama bu “renkli dünya” giderek anlamsızlaşır. “Kapitalizmi anlamaya çalışmak,” der Toto ve bunun için gerçek ama içi boş bir mücadele verir.

Kapitalizme gittiği zaman bir gün kaldığı yerde yatağına oturur ve düşünmeye başlar (bir eve sahip olduğunu söyleyemeyiz) hayatta herhangi bir mal varlığı olmamasına şaşkınlıkla bakar, belki de bu birçok şeyi özetler; çünkü “dışarıda kapitalizm vardır!” Esasında Toto gibi bir hermafrodit için sosyalizm ya da kapitalizmin, ne farkı vardır?  “İnsanlar kendi cehennemlerini yaratmışlardı” çünkü, işte tam olarak böyle düşünür. Hayatta kalması için başka bir güvene ihtiyacı vardır: “kabul görmek”. İkisinde de bunu yaşayamaz. Görünen o ki ne sosyalizm ne de kapitalizm Toto’ya pek misafirperver davranmamıştır.

 “Kapitalizmin büyük vaadi şuydu: İstediğin her şeye ulaşabilirsin. O kadar zengin olabilirsin ki, sokaktaki bu çıbanları görmek zorunda kalmadan başkalarını kendin için çalıştırabilirsin. Bu orada sen de, aslında kendinin de sorumlu olduğunu bütün o sefaletten seni koruyan görkemli yaseminlere sahip olduğun bir evde oturabilirsin.” (Hayat İçin Teşekkürler, s.149-150)

Uyuyan Adam” ve “Hayat İçin Teşekkürler”de Sibylle Berg, “Kapitalizm ve ataerkillik birbirinden ayrılmaz bir bütündür,” mesajıyla, toplumdan farklı olan insanın kişisel yalnızlığının baki olduğunu alışılmadık bir üslupla anlatarak gerçek yaşamöykülerine ayna oluyor.


KÜNYE 1: Uyuyan Adam, Sibylle Berg, Çeviren: Anıl Alacaoğlu, Can Yayınları, 2018, 284 sayfa.

KÜNYE 2: Hayat İçin Teşekkürler, Sibylle Berg, Çeviren: Özden Özberber, Can Yayınları, 2018, 411 sayfa.