23 Temmuz 2018 Pazartesi

Nato Thompson’ın  “İktidarı Görmek” kitabı, içinde olduğumuz yılın Şubat ayında yayımladı. “İktidarı Görmek”, A.B.D.’ de yaşayan, küratör ve eleştirmen Thompson’ın Türkçeye çevrilmiş ilk kitabı. Başlıkta sorduğumuz sorudan da anlaşılacağı üzere yazar, “sanat aktivizmi” denilen kavramı tartışmaya açıyor.

Sanatla aktivizmi bir arada düşünmek, estetik ile eylemliliği birleştiren, yelpazesi daha geniş bir disiplin yaratma uğraşını ifade etmiyor. Bize daha özel bir alanı, “yaratıcı eylemlilik” ya da “estetik eylemlilik” diyebileceğimiz bir biçimi anlatıyor. Fakat bu biçimin anlatımına geçmeden önce, yazarın kalın çizgilerle altını çizdiği kültür endüstrisinin etkisini vurgulamak gerekiyor. Yazar, kültür endüstrisinin medya ve reklamcılık aracılığıyla kendine ait renkleri, özellikleri olan alt kültürleri sermayeden yana dönüştürdüğünü ifade ediyor. Bu alt kültürlerin, ana akım kültürler haline gelerek kendilerine ait mikroekonomiler oluşturduklarını belirtiyor. Kültürel bir öğe, satın alınabilen bir kültür nesnesi haline geldikçe başlangıçtaki özgüllüklerinden uzaklaşıyorlar ve kültür endüstrisinin bir parçası haline geliyorlar. Yazar, örnek olaraksa glam rock, punk, hip-hop, hipster gibi müzikal ve siyasal alt kültürleri gösteriyor. Hatta daha da ileri giderek şunları söylüyor:

Kültür ile ticaret o kadar iç içe geçmiş görünüyor ki hangisinin hangisi olduğunu söylemek pek kolay değil.” (sayfa 20)

Kültürün ticaretle iç içe geçmişliğine karşı koymak gerektiğini belirtiyor ve medyanın hakikati örten işlevine karşı yeni bir eylemlilik biçimini savunuyor Thompson. Medya tekelinden insanlara ulaşan tek taraflı etkileşim sürecinin yerine, bilgi üretiminin ve paylaşımının katılımcı bir şekilde yapılmasını öneriyor.

Yazarın “sanat aktivizmi” olarak anlatmaya çalıştığı eylemlilik biçimini, birbirine karşıt gibi gözükebilecek iki kavramla yani didaktiklik ve muğlaklıkla açıkladığını görüyoruz. Birincisi, aktivizmin içindeki siyasal içerik ve hedefi anlatırken, ikincisi, eylemliliğin sanatsallığını ya da ilgi çekiciliğini vurguluyor.  Yazar, didaktikliğin muğlaklıkla beraber düşünülmediğinde etkisini yitirdiğini, bu durumun tersi için de geçerli olduğunu ifade ediyor. Örneğin, “savaşa hayır” sloganı, Thompson’a göre, bir eylemliliğin didaktik yönünü temsil ediyor ve bu didaktik yön, tek başına kullanıldığında kitlelerdeki etkisini yitiriyor. Yazarın önerisine örnek olaraksa kendisinin de dahil olduğu bir “sanat aktivizmi” projesiyle anlatmak daha doğru olacaktır.

Sanatçı Jeremy Deller, 5 Mart 2007’de Bağdat’ta patlayan bir bomba sonucu parçalanmış bir otomobili, 2009 yılında Amerika’ya getirmiş. 38 insanın hayatını kaybettiği bombalı saldırının izlerini taşıyan bu otomobili, New York’tan Los Angeles’a kadar götürerek sergilemiş ve yolda karşılaştığı Amerikalılarla görüşme imkânı bulmuş. Bu görüşmelerde birçok kesimden Amerikalıyı bir araya getirme fırsatı yakalamış, Amerikalı Müslümanlar savaştan kaynaklı tedirginliklerini paylaşırken, savaştan gazi olarak dönmüş askerler ise yaşadığı korku dolu anları anlatmışlar.

Bu garip sanat yapıtı resim, heykel, performans, ya da video değildi; daha ziyade izleyici ile davet edilen uzman kadrosu arasında gerçekleşen söyleşiler üzerine kuruluydu. Proje için Deller, “Bir şeyler yapan sanatçı konumundan bir şeylerin gerçekleşmesini sağlayan sanatçı konumuna geçtim,” demişti.”(sayfa 37)

Thompson’ın ifade etmeye çalıştığı didaktiklik ve muğlaklığın bir aradalığı, bu eylemlilik biçiminde kendini göstermiş oluyor. Yazar, “savaşa hayır” sloganının açıkça ifade edilmesindense bu şekilde gerçekleştirilmiş bir eylemin “savaşa hayır” talebine daha fazla yardımcı olduğunu düşünüyor.

Thompson, “Sanat aktivizmi” olarak adlandırılan eylemlilik biçimini bir ara form olarak ifade ediyor. Siyasal içeriğe sahip ama bunu açıkça belli etmeyen, insanların kendilerini ifade etmesine olanak tanıyan ama taraf tutmayan bir aktivizmi, sanatçının tercih etmesi gerektiğini söylüyor.

Bize göre ise -yazarın ifadeleriyle söyleyecek olursak- muğlaklık içeren eylemlerin, didaktiklik yönü ağır basan eylemlere karşıtlık içermemesi gerekiyor. Bu eylemlilikler birbirlerini besleyebildikleri nispette tercih edilebilirler. Yani “savaşa hayır” sloganını yükselten bir eylemlilik biçimi de yazarın önerdiği eylemlilik biçimi de kullanılabilir. Fakat bu eylemlilikler, birbirinin yerini alabilecek veya karşısına konulabilecek nitelikte değildirler. Her birinin kendine ait “iktidarı görme” biçimi vardır. Diğer yandan gerçekleştirilen proje esnasında taraf tutmamayı siyasi hedeften yoksunluk olarak değerlendirebiliriz. Ancak yazar, buna itiraz ederek “taraf tutmuyor olmak projenin renginin belli olmadığı anlamına gelmiyor” ifadesini kullanıyor.

  Thompson, elbette fazla muğlaklığın siyasal içerikten uzaklaşmak gibi bir sonucu doğurabileceğini de kabul ediyor. Dolayısıyla muğlaklıkla didaktiklik arası bir eylemliliği öneriyor. Fakat sanat aktivizminin sınırları belirgin biçimde ifade edilmediğinden ancak bir takım ampirik sonuçlara ulaşılabilir. Yazar, muğlaklığı ve didaktikliği bir arada düşünen, insanların doğrudan katılımını sağlayan, bu katılımın aktif bir sürece dönüştüğü ve “iktidarın görülerek” medya ve reklamcılığın hakikati örten perdesinin kaldırıldığı bir eylemlilik biçimi tarif etmiş oluyor.

“İktidarı Görmek” kitabıyla Thompson, bize bütünlüklü bir eylem biçimi sunmasa da yeni ve yaratıcı eylemliliklere, yani “sanat aktivizmi”ne ve kültür endüstrisine nasıl karşı koyulabileceğine dair ilgi çekici bir tartışma yürütüyor.


KÜNYE: “İktidarı Görmek: 21. Yüzyılda Sanat ve Aktivizm”, Nato Thompson, Çeviri: Erden Kosava, Koç Üniversitesi Yayınları, 2018, sayfa 168.