21 Mayıs 2018 Pazartesi

Hakan Güneş

Rusya ne eski Sovyetler Birliği’dir, ne de Suriye’deki siyasi hedefleri tümüyle ahlaki ve insani normlara göre şekillenmektedir. Ancak çıkarları ve taktikleri Kürt güçlerini karşısına almayı değil ölçülü bir işbirliğini gerektiriyor.  Savaşa karşı olanların Afrin’e davetiye çıkaran ABD yerine Rusya’yı hedef göstermesi gerçekçi bir okuma sunmuyor. Afrin operasyonu hem Ankara hem de PYD/SDG’nin sunduğu gibi Türkiye-Rusya ittifakının ürünü olarak şekillenmemiştir. Hele Şam’ın Rusya üzerinden Ankara ile anlaşmalı davrandığı iddiası iyice bölgeyi ve siyaseti bilmeyenlerin alıcısı olabileceği ucuz bir hikayedir. Peki o zaman Rusya ve Şam son tahlilde neden daha önce oldukları gibi engelleyici olmamışlardır?

Bu sonucun Şam açısından 2, Rusya açısından 3 nedenden dolayı bu şekilde ortaya çıktığını söyleyebiliriz.  İlk olarak her iki merkez de çok istese bile bazen sahadaki bazı müttefiklerini bazı saldırılar karşısında koruyamamaktadırlar. İsrail’in Suriye’de sürekli vurduğu, bombardıman ettiği Hizbullah örneği bunun en açık kanıtıdır. Kaldı ki Şam ve Moskova için PYD/SDG Hizbullah gibi müttefik bir güç değil sadece düşman kategorisinde görülmeyen ve sınırlı işbirliği yapılan bir aktördür. İkincisi PYD/SDG’nin Kürt sahasını aşarak çok geniş bir bölgeyi kontrol altına alması, bununla da yetinmeyip 2017 baharında Rakka operasyonu tamamlanmadan Deir-uz-Zor’un güneydoğusunda Suriye-Irak sınırına operasyon yapması bardağı taşırma raddesinde bir hareket olmuştur. Bu iki faktör Şam açısından önemli iki boyutu yansıtırken Rusya açısından bir de ekonomik ve jeo-politik mülahazalarla daha fazla yakınlaşmayı umduğu Türkiye ile işbirliğini zora sokmamam motifi vardır.

Çünkü Afrin’e bakarken, Suriye ülke, İran bölge  ve Rusya global bir denklem ve ölçekle hareket ediyor. 

Genel olarak Suriye özel olarak Afrin’e yönelik Türkiye operasyonu konusunda bu üç ülkenin tam aynı yaklaşımı benimsediğini düşünmek de yanlış olur.  Birbirlerini karşıya almayacak olsalar da her aktörün farklı hesapları var. Bu Türkiye’ye neden sarı ışık yakıldığının  anlamanın en önemli unsuru.

Ankara’nın Afrin’e yönelik operasyon ile neyi amaçladığı, ne ölçüde başarılı olacağı, keza ABD’nin Haseke’de Ordu kurdururken Afrin’e müdaheleye neden yeşil ışık yaktığı soruları kadar önemli olan Moskova-Tahran-Şam ittifakının Suriye’de yeni bir konsepte geçip geçmediğidir.

Geride bırakılan 7 yıl, Suriye Savaşı’nda (hem sahadaki cephe ve onun arkasındaki siyasi ittifak anlamında) cephelerin defalarca değiştiğinin sayısız örneği ile doludur. Savaşta birlikte Şam karşıtı güçleri destekleyerek başlayan ABD-İngiltere-Fransa-Türkiye-Suudi Arabistan-Katar-Ürdün ittifakının önce 3 sonra 4 parçaya ayrıldığını anımsayalım.  Sonra bu parçalardan Ankara-Doha-Riyad cephesinin 5 yıllık beraberliğinin Mısır ve ardından Libya’da başlayan yol ayrımlarının Suriye’de de 2016 itibarıyla ortaya çıktığını anımsayalım.

Doğrusu tablonun bu kısmını Türkiye kamuoyu daha yakından takip etmiş ve biliyor durumda. Ancak panaromanın daha az dikkat edilen kısmı da buradan çok farklı görünmüyor: Rusya ve ittifakları ilişkilerinin değişmez karakterde olmadığı hatırdan çıkarılmamalıdır.

Suriye’de Şam’ın arkasındaki başat güç olan Rusya örneğin Hizbullah’a yönelik İsrail operasyonları konusunda neredeyse açıklama dahi yapmamaktadır. Rus Hava sistemleri İsrail uçaklarına kilitlenmeye dahi programlanmamış olmalı ki Tel Aviv Şam’ çevresinde bile jetleriyle cirit atabilmektedir.

Oysa Suriye savaşının kaderine değiştiren Rus Hava Operasyondan belki daha da önemlisi Hizbullah’ın tüm gücü ile bu savaşa dahil olup 2012-2015 Ekimi arasındaki kırılması güç bir direnme cephesi kurmayı başarmış olması idi. Görüldüğü gibi Moskova Suriye savaşında sahadaki cephede müttefik olduğu İran veyahut Hizbullah ile her yerde ve her sahada siyasi müttefik değildir.  Hatta Cephede bile müttefikliği kiminle savaşıldığı, hangi köy ve kasabanın  alınması yahut savunulması ve (İsrail saldırıları örneğinde olduğu gibi) kime karşı savaşıldığına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Benzer ilişkiler ABD-Türkiye-PYD üçgeninde çok daha fazla böyledir.

Tarihte bu kadar karmaşık cephe ve ittifak ilişkisi örneği azdır. Bu süreç de eşyanın tabiatına aykırıdır ve daha da uzun bir süre böyle sürdürülmesi beklenemez.

Suriye denkleminde oyun kurucu kapasitedeki iki önemli aktör olan Rusya ve ABD’nin İŞİD/NUSRA-sonrası Suriye müzakerelerine bu kadar karışık bir denklemle gitmesi mümkün değil. Sadeleşme kararlarını vermek zorundalar. Afrin önemli bir gelişme olsa da İdlib’in kimin tarafından ne şekilde doldurulacağı sorusundan daha önemli görünmemektedir. Tahran, Şam ve Moskova için elbette. Türkiye için ise durum bundan daha önemlidir elbette.

ABD-Türkiye ilişkilerinde yeni bir gedik daha açtığı, PYD’ye aşırı ABD yakınlığı konusunda “ayar” verdiği ölçüde Türkiye’ye alan açacak olan Rusya-Suriye-İran koalisyonu, Azez-Cerablus Operasyonunda nasıl Munbiç’de TSK ve ÖSO’ya set çekerek sınırlamaya gittiyse Afrin’de de benzer müdahalelerde bulunabilir.

Öte yandan tüm bu ittifak oyunlarının ezberini bozacak tek şey sahanın kendisidir. İttifaklar masada kurulur ama sahada bozulur. Kobani kuşatması ve ona verilen yanıt bunun en iyi örneklerinden birisi idi. Afrin, Kobani mi yoksa Kerkük mü olacağına kendisi karar verecektir.