17 Ocak 2019 Perşembe

Şilan Geçgel

“Kedi, gücü, fareyi yakalamak, onu ele geçirmek, pençelerinin arasında tutmak ve nihai olarak da öldürmek için kullanır. Ama fareyle oynamasında bir başta etken daha vardır. Kedi farenin gitmesine izin verir, birazcık kaçmasına, hatta arkasını dönmesine fırsat tanır; bu süre boyunca fare artık güce maruz değildir. Ancak hâlâ kedinin iktidar (alan)ının içindedir ve her an tekrar yakalanabilir. Derhal uzaklaşırsa, kedinin iktidar alanından kaçar; ama artık ulaşılamayacak olduğu noktaya varana kadar hâlâ kedinin iktidar alanının içindedir.

Kedinin egemen olduğu uzam, fareye yaşattığı umut anları, bir yandan da bütün bu zaman zarfında onu yakından izlemeyi sürdürmesi ve onu yok etmeye gösterdiği ilgiyi ve yok etme niyetini asla elden bırakmaması; bunların hepsine, yani uzam, umut, dikkatle izleme ve yok etme niyetine iktidarın fiili bedeni, ya da daha basit bir biçimde, iktidarın ta kendisi denebilir.”

Kitle ve İktidar isimli kitabında güç kavramıyla iktidar arasındaki dengeyi böyle anlatıyor Elias Canetti, ve ekliyor:

“Bu yüzden, gücün aksine, iktidara içkin olarak uzamda ve zamanda belirli bir genişleme vardır. Daha önce ağzın, hapishanenin bir prototipi olduğunu öne sürmüştüm. Her durumda, bu ikisi arasında, güçle iktidar arasındaki ilişkiyi örneklemeye hizmet edecek bir ilişki vardır. Bir kez düşmanın ağzına girince, kurbanın hiçbir umudu kalmaz çünkü manevra yapmak için ne zamanı ne de yeri vardır. Bu iki bakımdan hapishane ağzın bir uzantısı gibidir. Tıpkı kedinin gözünün önündeki fare gibi, tutsak biraz ileri geri yürüyebilir, gardiyanlarına arkasını dönebilir, önünde, kaçmayı ya da serbest bırakılmayı umacağı zamanı vardır. Kapatıldığı hücrenin bulunduğu hapishanenin bütün mekanizması onun yok edilişine ayarlanmış gibidir ve bu mekanizma fiilen işlemekte değilken bile tutsak bunun her zaman bilincindedir.”

Bugün bahsedeceğimiz kitap ilk baskısını 2011 yılında yapan ve Ahmet Murat Aytaç tarafından kaleme alınan Kitlelerin Ruhu- Siyasal ve Sosyal Kuramda Kalabalık Tahayyülleri isimli kitap. Yazar Ahmet Murat Aytaç’ın DipNot Yayınları tarafından basılan Kitlelerin Ruhu isimli kitabı ise Aytaç’ın ikinci kitabı. Kitabı elimize ilk aldığımızda, kapağında geniş bir alanı dolduran, kalabalık bir insan topluluğunun fotoğraflandığını görüyoruz. Sokak eylemleri, büyük grevler yahut kitlesel toplanmalar…

Kitabın dikkat çekici kapağından bağımsız bir sokak eyleminden bahsediyorsak eğer; bir sokak eyleminin üç etkeni vardır diyebiliriz. Sokak eylemini yapmaya niyetli protestocu, protesto edilmesine sebep olunan bir durum ve bu protesto eylemine karşı pozitif ya da negatif tutum alan bir kamuoyunun varlığı…

Sonuçta en genel haliyle bir durumdan/ olaydan rahatsız olan insan toplamı, bunu etrafına yaymak ve bu rahatsızlığa daha fazla “taraftar” bulmak iddiasıyla bir görünürlük derdine bürünmüştür. 

Günümüzde içinde yaşadığımız memleketin hatta dünyanın birçok protesto eylemine konu olduğu, bu eylemlerin kendi alanlarıyla sınırlı kaldığı örnekler olduğu gibi, kendi sınırlarını aşarak başka şehirlere hatta ülkeleri de “hareketlendirebildiği” gerçeğini kabul ederek devam etmek gerekir. 

Buradan hareketle sokak eylemleri, söylemin geriye düştüğü ancak hareket halinin baskın şekilde öne çıktığı bir tablodur dersek pekte yanlış bir ifade olmaz diye düşünüyoruz.

Yakın geçmişte yaşadığımız; İstanbul’daki Gezi Parkı’nda başlayıp tüm ülkeye yayılan, kamuoyu desteğini bir ölçüde arkasına alan ve Türkiye’nin en büyük sivil halk direnişi olarak tariflenen Haziran Direnişi’nin de bu çerçevede okurun ilk aklına gelen örneklerden olması muhtemeldir. 

Kitle hareketlerinin, sokak eylemlerinin, bugün adını daha sık duymaya başladığımız linç güruhlarının, grev yapan, yaptığı grev yasaklanan ya da milli irade- milli egemenlik diye tariflenen insan toplamının siyasi, sosyolojik, psikolojik açıdan birçok bilinmez yanının olduğu gerçeğini kabul ederek devam edebiliriz. 

Kitlelerin Ruhu isimli kitap, bu anlamıyla konuya meraklı okura önemli bir kapı aralıyor. En başta tanımların ve meselenin özünün incelemeye alınarak, tarihsel süreçlere atıfta bulunularak yapılan anlatımlar bugünü değerlendirme çabasında olana, geçmişten bir pencere açmak noktasında önemli bir kaynak olarak değerlendirilebilir.

Yazarın doktora tezi olan Kitle ve Siyaset isimli metin, basım sürecinde ufak bazı değişikliklerle kitap formatına kavuşmuş. Temel olarak 4 başlıkta ele alınan kitabımız birinci bölümünde önce meselenin esas kişisi olan özne üzerine yoğunlaşıyor. Felsefi ve siyasi açıdan özne nedir sorusu üzerine başlayan bölüm, hükümdarlarla devam ediyor. Yine bu bölümde kalabalıkların gücü ve insanın özgürlüğü kavramları masaya yatırılıyor.

Kitabın ikinci bölümünde; kitlelerin çağı meselesini ele alan yazar, üçüncü bölümde ise insan, yurttaş ve seçmen olarak özneyi ele alırken; haklar ve ödevler, kamuoyu, kitle gibi meseleleri bu bağlamıyla değerlendiriyor.

Kitabın son bölümünde ise modern siyasal imgelemin sorunlarına kurumsal yanıtlar arayan yazar, kutsal insan,  çokluk ve radikal siyaset alanında popülizm gibi başlıklarla güncel tartışmalara bir kapı aralıyor.  

Aytaç’ın derinlikli anlatımı okuru bilgiye doyururken, kitabı okuma süreci boyunca okurun, okuma dikkatini eş düzeyde tutması mümkün olmayabilir. Yazarın yer yer kullandığı kelime ve ifadeler bazen okura fazlasıyla akademik gelebilirken, tarihsel süreçle bugünü ortaklaştırmak bazen zorlaşacaktır.

Her okurun kendince kitaptan çıktısı elbette farklı olacaktır. Ancak bu kitabı okurken “çokluk birlik değildir “ ve “çokluktan birlik nasıl yaratılır” gibi meselelerin birçok okurun zihninde yer edeceği öngörülebilir. 

KÜNYE: Kitlelerin Ruhu- Siyasal ve Sosyal Kuramda Kalabalık Tahayyülleri, Ahmet Murat Aytaç-DipNot Yayınlar-2018, 335 sayfa.