24 Mart 2019 Pazar

B. Aydın Doruk

Faşizm, baskı, bilim düşmanlığı gibi kavramları duyduğumuzda aklımıza gelen alt başlıklardan birisi de kitap kıyımıdır. Bir toplumu, halkı sindirmek istiyorsanız yapmanız gereken ilk işlerden birisi de kitaplara saldırmak olur. Kötü insanların kötülüklerinin zirve noktasıdır kitaplara saldırmak. Hatta bu durum bizler için filtre görevi bile görür. Örneğin Nazilerin yok ettiği bir kitap (yazarını tanımasak bile) okunmaya değer diye düşünürüz.

Peki, kitap kıyımının kökeni nereye kadar iner? Neden kitapların yok edilmesi bu kadar yaygındır? Kimdir bu kitap kıyıcılar? Kitap kıyımının evrensel tarihi bu soruların cevabını veriyor bize.Yazar Fernando Baez, kitapların yok edilmesinin kendisini küçüklüğünden beri etkilediğini ve eskiden beri araştırmasının temelini oluşturan yukarıdaki soruları kendi kendine sorduğunu söylüyor.Araştırmaya ise 21. yüzyılın en büyük kitap kıyımından yani 2003 Irak işgalinden sonra karar verdiğini anlatıyor giriş bölümünde.

Fernando Baez, sorulara cevabı kitapların ilk ortaya çıktığı dönemlere inerek arıyor. Çünkü kitapların ortaya çıkışı kitap kıyımının ortaya çıkışı anlamına geliyor onun için.

“İnsan belleğini cisimleştiren şey kitaptır. Kitap taşınabilir olmasına karşın belleği somutlaştırır: bellek ve dille ilgili iradeyi görsel işitsel, basılı veya elektronik yollarla temsil eden akılcı bir öğedir.’’ Yazara göre kitabın en yalın tanımı budur. Kitap insanların büyük uğraşlarla oluşturdukları her şeyi kalıcılaştırmasını ve geleceğe aktarmasını sağlar. Bir nevi insanın ve toplulukların ölümsüzleşmesini sağlayan en güvenilir araçtır. Ortaya çıktığı ilk yıllardan bu yana önemli ve kutsal görülmesinin en büyük sebeplerinden biri budur. Yok edilmeye çalışılmasının sebebi de…

İlk kitaplar Sümer Devleti’nde ortaya çıktı. İlk kitap kıyımı da… Bu dönemde kil tablet üzerine çivi yazısı ile ve genellikle devlet veya din işleri ile ilgili yazılan kitaplar, en güvenilir yer olan tapınaklarda saklanırdı. Özellikle Ur ve Elam döneminde gündelik anlaşmalar,mektuplar, ilahiler gibi yeni edebi türler ortaya çıktı ve kütüphanelere ‘tablet evi’ anlamına gelen e-dub-ba denilmeye başlandı. Metinlerin üzerine yazılan kil tabletler çok sağlam olmadığı için zaman içerisinde veya deprem, sel gibi doğal olaylar yüzünden sık sık yok oluyordu. Kitap kıyımının doğal sebeplerini Baez ‘’Tufan efsanelerinin suyun bellek tanrısının düşmanı olan kaprisli bir tanrı kabul edildiği Mezopotamya’da ortaya çıkmış olması rastlantı olmasa gerek.’’ diyerek açıklıyor. Yani antik dönemlerde de kitaplar toplumların belleği olarak kabul ediliyordu.

Bu tabletler büyük bir özenle korunuyor veya ülkeler arası savaşlarda fethedilen yerlerin geçmişini temizlemek için doğrudan bu belleğe saldırılıyor ve tabletler parçalanıyordu. Tabletlerin parçalanmasının ilk örneği Hammurabi Yasaları’dır. Hammurabi Yasaları’na göre ‘’Eğer biri bir askerden, balıkçıdan veya kiracıdan bir arsa, bahçe veya ev satın alırsa, tableti kırılacak ve mülkünü kaybedecektir.’’ deniyordu. Aynı zamanda pek çok tabletleri korumak için üzerinde ‘’Anu’dan ve Antu’dan korkanlar ona iyi bakacak ve saygı duyacaktır.’’ gibi uyarılar koyuluyordu.

Antik Yunan’da ise kitaplar halka açık pazar yerlerinde satılırdı ve konu genişliği Mezopotamya’ya göre daha fazlaydı. Bir metnin halka açık yerlerde köle veya yazarı tarafından okunması o metnin yayınlanması anlamına geliyordu ve metnin okunması bittiğinde herkesin metin hakkında soru sorma hakkı vardı. Bu dönemde birisi ölüm cezasına çarptırıldığında kitapları da onunla beraber yok ediliyor böylece tarihten o kişinin ismi kalıcı bir şekilde silinmiş oluyordu. Kısacası kitapların bellek olma özelliği yazara göre aynı zamanda (antik zamanlardan beri) onun sonunu getiren lanetiydi. Bir toplumu veya kişiyi tarihten silmek isteyince ilk iş o toplumun veya kişinin belleği, tarihteki izi olarak görülen kitaplara saldırmak oluyordu.

Büyük İskender’in Persopolis’i ele geçirdiğinde şehirle beraber kütüphanesini de ataşe vermiş olması, Mısır’da tektanrıcı Akheton’un dini yaymak için ondan önce yazılan gizli metinleri yok etmesinin sebebi; tarihi ve toplumu köklü bir şekilde değiştirme isteğiydi. Antik dünyanın en ünlü kütüphanesine sahip olan Asurbanipal’ın dedesinin M.Ö. 698 yılında Babil kütüphanesini yerle bir etmesi ile kilisenin Pagan kültürünü ortadan kaldırmak için büyü kitaplarını ve Yunan tragedyalarını yok etmesinin ortak özelliği yine bu istekti.

Kitap kıyımının sebeplerini, kitabın ortaya çıktığı dönemde bulan Baez’in sözleriyle özetleyelim ve kitapta sorulan başka bir soruya dönelim. ‘’Yine de aklama veya kınama amaçlı dolaylı anlatıların ötesinde, kitap yok etmenin temelinde bir kişiyi veya toplumu kontrol altında tutmayı kolaylaştıran tarihsel bellek kaybına neden olma niyeti vardır.’’

Aslında yukarıda cevabın ipuçlarını bulduğumuz, yazarın üzerinde durduğu bir diğer soru ise; kitapları sadece cahiller veya ‘’kötüler’’ mi yok eder? Yazara göre cevap net bir şekilde “hayır”; “Kitapların yok edilmesinin sorumluluğunu nefretinin farkında olmayan cahil insanlara yüklemek, sık düşülen bir hatadır.’’ Yazar bu sonucu da kitapların ( ve kıyımlarının) tarihine bakarak kanıtlıyor. Örneğin Çin’i birleştiren İmparator Qin Shi Huang, tek tip bir düzen yaratabilmek için tarımla, tıpla ve kehanetle ilgili olan kitaplar dışında bütün kitapları yaktırdı. Eğitimli insanlara savaş açtı ve Konfüçyüsçülük gibi kendi yaratmak istediği kültüre uymayan bütün görüşleri yasakladı. Aynı imparator sarayında büyük bir kütüphane de yaptırdı. Kitapları çok seven ve onlara saygılı davranan Roma imparatoru Agustus politik sebeplerle binlerce kitabı yok etti. Agustus İskenderiyeli Timagenes’in yazdığı kitabı kendisine yeterince saygı göstermeden kaleme aldığı için, herkesin önünde ateşe verdi.

Roma İmparatorluğu’nda küçük bir tarikattan bir sisteme dönüşen Hristiyanlık ve onun temsilini üzerine almış Roma kilisesi, Avrupa tarihinde o zamana kadar hiç görülmemiş bir kitap kıyımına neden oldu. Kendi dışında her şeyi sapkın ilan eden eğitimli ruhban sınıfı, Pagan kültürünün kökünü kazımak için büyücü kitapları dâhil her şeyi yakmıştı. Baez bu durumu şöyle anlatıyor: “Öyle bir an geldi ki Avrupa’da tek bir kütüphane bile kalmadı.’’ Kilisede yetişmiş ve kendi kültürlerini oluşturmak için binlerce yapıt vermiş keşişler, binlerce kitabı ve yazarını yok etmekten çekinmemişlerdi. Aynı şekilde kiliseye karşı mücadele de bu şekilde verildi. Papa X. Leo Martin Luther’ı aforoz etti ve yazılarının dağıtımını ve okunmasını yasakladı. Buna karşılık olarak Luther de papalık emrini herkesin gözünün önünde yaktı.

Latin Amerika’yı keşfeden Avrupalılar da ana kıtadan öğrendikleri yıkıcılığı Yeni Dünya’ya da taşıdılar. Kendilerinden önce buldukları her şeyi yok ederken, eski yapıların üzerine kendi yapılarını dikerken tabi ki de yerlilerin el yazmalarını atlamamışlardı. Avrupalılar tam 500 yıl boyunca Latin Amerika’yı talan etmeye devam etti.

HER TÜRLÜ KÖTÜLÜĞÜN EŞİK ATLADIĞI DÖNEM; FAŞİZM

Faşizm sağlık düşmanı

Barışın ve kültürün;

Kitapları ve okulları ortadan kaldırır

Ve mezarıdır bilimin.

Herhangi bir konuda herhangi bir felaketin dünyadaki tarihini incelerken faşizm için ayrı bir başlık açılır. Çünkü faşizmin yükselişe geçtiği dönemlerde insanlığın ilerlemesinin önünde engel olan her olgu da yükselişe geçmiş ve bir eşik atlamıştır. Fernando Baez de faşizmin yükselişini ayrı bir başlık altında inceliyor. Çünkü incelemenin temelini oluşturan soruların hepsinin en açık ve en vahşi şekilde görüldüğü bir dönem.

Faşizmin kültür ve yaşamdaki radikal değişikliğini kendi başına gelen bir olayla kavrıyor Baez. İspanya’da bir sahafta Garcia Lorca’nın kitabını bulan Baez gerisini şöyle anlatıyor: “Heyecanla fiyatını sordum ama canı sıkıldığı belli olan acımasız dükkan sahibi kitabı dışarı çıkarmamı söyledi. Şaşkınlığımı görerek şöyle dedi; ‘Götür onu buradan komünistin kitabını buraya kimin getirmeye cesaret ettiğini bile bilmiyorum.’ Ses tonu bende bir kitapçıda yaşayacağımı hiç tahmin etmediğim korkular doğurdu.’’

Baez toplumu kendi görüşü için acımasızca ve soğukkanlılıkla şekillendirmeye çalışan, bunun için bütün yolları deneyen faşizmin insan modelini somut bir şekilde görmüştü. Kitap, sanat ve bilim düşmanı insanlar…

Faşizmin kitap düşmanlığı yukarıdaki hikayeden de anlaşıldığı üzere Naziler ile başlamadı. Fakat Naziler bunu en iyi yapan (Sadece faşist devletler arasında en iyisi değil) özne olarak ayrı bir yerde duruyordu. Nazilerin kitap düşmanlığı ise 1930’lara kadar uzanıyor. O dönemlerde kitapçılara girip bazı kitaplara el koyuyor, konuşmacıların toplantılarını basıyorlardı. Hitler’in şansölye seçilmesi, Alman Halkının Korunması Yasası gibi kısıtlayıcı yasalar ise kitap kıyımının habercisi niteliğini taşıyordu. Goebbels’in sınırsız yetkiler ile eğitim ve kültür sanat alanını dizayn etmesi ise resmen kitap kıyımını başlatmış oldu. Artık üst düzey Alman yetkililerin de katıldığı sokak gösterileri ile sakıncalı bulanan kitaplar yakılmaya başlanmıştı. Bu gösterilerin en büyüğü ise 10 Mayıs’ta yapıldı. Alman Öğrenciler Birliği tüm yasaklı kitapları topladı ve ateşe verdi. 25 binden fazla kitap yakılırken Naziler bunu ayine çevirmişlerdi. Öğrencilerin çevresine toplanan güruhla beraber coşku iyice artmıştı. Marşlar yakılan kitabın yazarı ve ideolojik alıntılar süsleniyordu.

Sınıf mücadelesi ve materyalizme karşı

Toplum ve idealist yaşam biçimi için. Marx, Kautsky

Faşizm kitaba, bilime ve insanlığın değerlerine yani ‘tehlikeli’ hedeflere saldırırken kuduz köpekler gibiydi fakat hedeflerini kuduz köpekler gibi bilinçsizce seçtiğini söylemek çok zor. Bütün sanat eserlerini tek bir hedef uğruna yakıyordu, ele geçiriyordu:Faşist bir kültür yaratmak… Ve bu amaç için yok edilmesi, değiştirilmesi gereken hedefleri kendisine bilim insanı, sanatçı diyen okumuş insanlar yapıyordu. Örneğin, kitaplar yakarken o güruhun en ateşlileri Yahudileri üniversiteden atmak isteyen Nazi yanlısı profesörlerdi.

Hem yukarıda verilen örnekler hem de faşizm örneği Fernando Baez’e göre görüşlerini destekler nitelikte. Kitaplar insanların ve toplumların bellekleridir ve bu bellekleri yok etmek isteyenler tarafından yok edilirler. Bu kıyıcılar cahil, bilgisiz insanlar değil aksine kitapsever, bilgili insanlardır.

Günümüzde kitaplar halen yok ediliyor, yakılıyor veya ağır sansüre uğruyor. Kitaplar yüzünden insanlar tutuklanıyor, kitapları şeytanlaştıran insanlar ortaya çıkıyor. Ayrıca sadece ortadan kaldırmakla kalınmıyor içleri de boşaltılıyor. Önümüze kitap diye sunulan post-modern yapıların çoğu aslında dolaylı yoldan tanımını ve kaderini okuduğumuz ‘kitabı’ yok ediyor. Kitap kıyımı şekil ve isim değiştirse de amacını koruyor.

KÜNYE: Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi, Fernando BAEZ, Çevirmen: Tolga Esmer, Can Yayınları, 2018, 368 Sayfa