20 Temmuz 2018 Cuma

Nazlı Eda Piyade @nazliiedap

Çocuk istismarı önergesini oy birliğiyle reddeden AKP hükümetinin, İçişleri Bakanı Soylu’ya kadar son dönemde kayıp çocukların istismar edilerek öldürülmesine ilişkin “ilgileniyoruz” görüntüsü vermesi, hükümete yakın tüm medya kuruluşlarında da bir anda “kayıp çocuk” haberlerinin patlaması, iktidarın bu konudaki duyarlılığının samimiyetsiz olduğunu Sezgin Kırıt davasıyla ortaya koyuyor.

15 yaşında kaçırılarak cinsel saldırıya uğrayan, direndiği için uyuşturucu verilerek istismar edildikten sonra katledilen, cinsel saldırıya uğradığı ve uyuşturucuyla zehirlendiği Adli Tıp raporuyla kanıtlanan Kırıt’ın sanıklarının tahliye edildiği davada yaşanan hukuk skandalları da bunun en büyük örneği. Kırıt’ın davasına ilişkin avukat Sibel Önder ile yaptığımız röportaj, AKP’nin denetimi altındaki yargıda çocuk haklarının, kadınların bir yeri olmadığını ve AKP’nin son dönemdeki duyarlılık çıkışlarının aksine sabıkasının ne kadar kabarık olduğunu gösteriyor.

Sezgi Kırıt davası çok uzun çabalarla yıllar sonra açılabilen bir dosya olmuştu, davada dünden bugüne yaşananlar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Davanın soruşturma aşaması 7 yıl sürdü. 7 yılı size özetlemeye çalışayım. 
Evinden bakkala çıktı, kaçırıldı ve cinsel istismara maruz kaldı. Katilleri delilleri yok etmek için evinden 150 km uzağa, başka bir şehirde terkedilmiş bir araziye götürdü Sezgi’yi.
Dosya bana intikal ettiğinde elimde sadece Adli Tıp raporu vardı. Ölüm nedeni tespit edilememiş ama her yeri dağılmış parçalanmış bir kızdan bahsetmekteydi. Sezgi’nin bulunduğu arazide olay yeri inceleme ekibi tarafından çekilen fotoğraflar vahşeti anlatmaya yetiyordu. Delil olarak kullanabileceğim çamurlu arazideki lastik izinin fotoğrafı idi. İlk işim lastik izinin peşine düşmek oldu. Lastik izi beni  sanıkların kendi adına kiraladıkları araca götürdü.  Soruşturma aşamasında ifadeleri alınan sanıklar 1 ay cezaevinde yattıktan sonra dosyada yeterli delil olmadığı gerekçesiyle tahliye edildiler. 
Dosyada 7 savcı değiştirildi. Çünkü Adli Tıp Sezgi’nin “Ölüm nedeni tespit edilememiştir” raporu vermekteydi.
1 seneye yakın Sezgi’nin kimsesizler mezarlığından nakli için uğraşıldı. Geriye kalan süre içinde Adli Tıp Raporu’nun makul bir cevap vermesi için çaba sarf ettim. Hiçbir netice alınamayınca dosyası Ulusal Krimonoloji’ye sevk edildi. Tüm gerçekler burada gün yüzüne çıktı.

Sezgi neden kimsesizler mezarlığına defnedilmişti?

 Çünkü aynı tarihte bir hayat kadının kaybolduğu ihbarı var. Antalya’da katledilen, Isparta’nın Gönen ilçesinde bulunan Sezgi’nin üzerinde birçok erkek spermi bulununca hayat kadını olduğunu düşünüyorlar. Hiçbir işlem yapılmadan 10 gün boyunca bekleyip Sezgi’yi kimsesizler mezarlığına defnediyorlar.
Sezginin cenazesinin Antalya naklini sağlamak dahi 1 senemizi aldı.

 Bu noktadan sonra dava süreci başlıyor..

 Sezgi’nin Antalya’da defin işlemleri bittikten sonra ailesi ve benim için yeni ve zor bir süreç başladı. Evet Sezgi artık yoktu. Ama Sezgi artık bendim. 
7 yılın sonunda iddianame açıldıktan sonra yargılama süreci başladı.
Sesimi duyurmam gerekiyordu. TKDF’nin acil yardım hattını aradım destek istedim. TKDF olarak destek oldular. Ve bana mücadelemde eşlik ettiler. Tüm sanıklar ve tanıklar dinlendi tüm deliller toplandı. Size şöyle söyleyeyim Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ve iki üyesi benim 7 yılda oluşturduğum dosyaya benim kadar hakimdi. Dosyanın tüm detayını biliyorlardı. Ve Sezgi adına geciken karar verildi. Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis+ 28 Yıl.

Davanın tutukluların tahliyesiyle sonuçlanan skandal kararı nasıl verildi? Kararı bir hukukçu olarak bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yerel mahkemenin sanıklar hakkında verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis+28 Yıl hapis cezası kararı sonucunda sanıklar tarafından yapılan itiraz üzerine İstinaf Mahkemesi’nce dosya incelemeye alındı. Ve İstinaf Mahkemesi Adli Tıp’tan ölüm nedeninin tespit edilememesi hususunu bir daha sordu. Çünkü ısrarla sorduğum sorunun cevabını mahkemede aramak zorundaydı; Sezgi’nin ellinde ve kolunda iğne pikürleri olmasına rağmen Adli Tıp raporunda uyuşturucu olmadığı yazıyordu. Sanıkların uyuşturucu sabıkalarıyla dolu bir geçmişi olduğunu düşündüğümüzde Adli Tıp’ın buna bir açıklık getirmesi gerekiyordu. Ve nihayet Adli Tıp’tan gelen raporla Sezgi’ye uyuşturucu verildiği ve Sezgi’nin uyuşturucu ile zehirlendiği sabit oldu. Yani sanıklar Sezgi’ye önce cinsel saldırıda bulundu, direnç göstermesi üzerine fiziksel saldırıda bulunarak uyuşturucu verdiler. Ve 15 yaşındaki bir çocuğun uyuşturucu verilerek cinsel saldırıya uğradığı kesinleşmiş oldu. Fakat mahkeme, rapora rağmen ödül gibi bir ceza verdi. İstinaf savcısının sanıkların tutukluluklarının devamı yönündeki mütalaası ve heyetteki hakimin karşı oyuna rağmen tahliyelerine karar verildi.
13 Temmuz’da yapılacak duruşmaya Adli Tıp raporu tekrar gelmiş olacak ve buna rağmen Sezgi’yi katledenlere yeniden yargılanma veya beraat verecekler. Sezginin o hale nasıl geldiği nasıl Isparta’ya gittiği kimseyi ilgilendirmiyor. Sezgi cinsel saldırıya maruz kalıp katledilmesini neredeyse Sezgi’nin suçu olarak değerlendirecekler. Fakat ben inanıyorum ki bizler Sezgi’nin sesi olduğumuz sürece adalet er ya da geç yerini bulacak.

"TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ YARGIDAKİ EŞİTSİZLİĞİ DE DERİNLEŞTİRİYOR"

Dava sürecini ve bu tahliye kararını kadınlar açısından, kadın mücadelesi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben bu davayı hukuki açıdan, adalet mekanizmasının tam ve eksiksiz çalışması ve yetersizliği noktasında ikiye ayırarak değerlendiriyorum. Yerel Mahkeme Ağırlaştırılmış Müebbet + 28 Yıl hapis cezası veriyor, İstinaf Mahkemesi; tahliye kararı. Arada çok ciddi bir uçurum var. Adaletsizliği anlamak için hukukçu olmaya gerek yok. İki karar arasında fark çok açık. Yerel Mahkeme davayı detay detay inceledi. Tüm tanıkları bizzat dinledi. İstinaf Mahkemesi Sanıkların ifadesini aldıktan sonra sadece Adli Tıp’tan gelecek raporu bekledi. Ve hukuki açıdan skandal denilebilecek bu kararı verdi.
 

Bu karar sadece kadınlar adına değil haksız bir şekilde yaşam hakları ellerinden alınan tüm insanlar adına verilen hatalı bir karar. Farkındasınız sizler de eminim ama ne kadar çok çocuk öldürülüyor. Bu çocukların ardından bir şey yapamamak beni derinden etkiliyor fakat bir şeyler yapalım dediğimde de hukuk sisteminin yanlı ve eksik kararları ile karşı karşıya kalıyoruz. Sezgi Kırıt davasında kaldığımız gibi. 
 
Toplumsal açıdan kadın olmak 'aciz ve zayıf' olmayı değil, 'güçlü ve etkili' olmayı ifade etmelidir. Şu noktaya da değinmek isterim ki istismarcıların belirli bir profili, statüsü yok. İstismara maruz bırakma dışarıdan gelebileceği gibi aile içinden, yakınlardan da geliyor.
Kadının, çocuğun, hayvanın bedenine, ruhuna, benliğine saygı duyan, kadına, çocuğa, hayvana  şiddete karşı sesini yükseltebilecek cesarete ve güce sahip kadınlara ihtiyacımız var.

Toplumun ve yargının kadın katliamlarında davalara bakış açısını, yargı kararlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
 
Bu sorunuza çok uzun cümlelerle cevaplanabileceği gibi başa yazılması gereken bir şey var. Cezalar yetersiz. Cinayetler her geçen gün daha vahşi bir hal almakta. Bu kadarda olmaz dediğimiz noktaları fazlası ile geçtik. Suç ve ceza arasında orantısızlık var. Cezaların yetersiz olması suç potansiyeli yüksek insanlarda caydırıcılık arz etmemektedir. Basına yansıyan bunca cinayet davasında “İşte karar budur” diyebileceğim çok az sayıda dosya var. Cezalar yetersiz kalmakta. Yargılama süreci çok ama çok uzun sürmekte.

"KADINA ŞİDDETİN TEMELİNDE YATAN ATAERKİL GÜÇ YAPISIDIR”
 
Kadına şiddet olgusunun temelinde köklü ve etkili ataerkil güç yapısının ve kadını yerinde tutma ve her isteğe karşı itaat edilmesinin istenildiği unutulmamalıdır. Bilinen ve gizlenen gerçek hemen her evde fiziksel veya psikolojik şiddetin varlığıdır. Kadına karşı şiddet ve kadın cinayetlerinin artık ciddi boyutlarda ele alınması ve bu durumun olumlu yönde aşılması için daha ağır yaptırımlar uygulanması gerekir. Bunun yanında özellikle TV dizilerinde kadına karşı şiddet ve cinsel istismarın bu kadar yaygın olarak işlenmesi, bu durumu insanların gözünde normalleştirmekte ve artık insanlar bu konulara karşı duyarsızlaştırılmaktadır. Ve bu konuların işleniş biçimi dolayısıyla kadının aciz insanlar olarak gösterilmesi son derece yanlıştır.
 
Beni şiddet ve istismarı, toplumun kadını birey saymayan aşağılayan ve aile içine hapseden geleneksel yapıdaki ısrarı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğindeki bulunduğumuz noktanın yansımaları olarak görüyorum . 
 
"ALINAN KARARLAR KADINLARIN İSYANINI BÜYÜTMEKTEDİR"

Toplumsal yapının değiştirilmesinde ilk adım anaokullarındaki cinsiyet eşitsizliğine dayalı eğitimi bitirmekle başlanabilir.

Eğitim sistemi ve sosyal –kamusal yaşam alanlarındaki algı değişimi önleme adına atılacak adımlardır. Özellikle cinsel saldırıya uğramış bir kadın için failin “Kırmızı ruju beni tahrik etti” söylemine karşılık cezasından 5 yıl indiren yargıç işte bu örneklerden bir tanesidir. Bizim son 3 yıldır kırmızı rengi giyerek protestomuz bu yüzdendir. Ya da “Sık yıkandığı için öldürdüm”
“5 yaşındaydı bağırma ehliyetine sahipti neden bağırmadı” diyen yargı kararları toplumsal cinsiyet eşitliği kavramından uzak geleneksel bakış açısı ile erkek egemen yargının aldığı kararlar kadınların isyanını körüklemektedir.

Süreç bundan sonra nasıl işleyecek ?

Süresi içinde Tahliye Kararına itiraz ettim. Sadece ben değil tahliye kararı veren mahkemenin savcısı da tahliye kararına itiraz etti. Üst Mahkeme olan Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi Sanıklar hakkında tahliye kararını değerlendirecek. Tahliye Kararını veren mahkemeden çıkacak sonucu bekliyoruz. Bu dosyanın Ağırlaştırılmış Müebbet+ 28 Yıl aldığını biliyoruz. Yılmayacağım. Tüm yasal yollara başvuracağım.