17 Ocak 2019 Perşembe

Ernst Wolff

Çeviri: Özer Erdin

2018 tarihe büyük bir dönüm noktasının yaşandığı bir yıl olarak geçecek. Finans piyasalarının yapay para enjeksiyonuyla şişirildikleri ve daima yeni yüksek seviyeler yakalamalarıyla geçen on yıllık bir süreçten sonra kurlar, özellikle son üç ay zarfında geniş bir alana doğru düşüş gösterdiler. Bu eğilimin geri planında ve derinlerde yatan nedeninde, merkez bankalarının esnek para politikalarını terk etmiş olmaları vardır. Dünya nüfusunun büyük bir bölümü bu gerçekten habersiz olsa da, bu para politikası hayatımızı temellerinden değiştirecektir. Neden?

Bütün dünyada kişisel bütçelere, holdinglere ve devletlere tanınmış olan düşük faiz oranları nedeniyle tüm zamanların en büyük borç dağı yaratıldı. Kredi kullananlar kredi borçlarını, finans piyasaları büyümeye devam ettikleri ya da büyümeye son vermedikleri sürece geri ödeyebildiler. Ancak bu durum azaltılmış olan para akışı ve yüksek faizler nedeniyle artık mümkün değil.

Şayet merkez bankaları 2019’da da yeni rotalarını sürdürecek olurlarsa, kaçınılmaz olarak şöyle bir senaryo gerçekleşecektir: Giderek daha fazla borçlu ödemede gecikmeye girecek ve varlıklarını (hisse senetleri, bonolar, gayrimenkuller) satmak zorunda kalacaktır. Bu durum, finans piyasalarının yokuş aşağı gidişini hızlandırarak, kredi verenlerin kredi alanlara olan güvenini sarsacak ve gittikçe daha az kredi verilmesine yol açacaktır.

Hal böyle olunca, hızını kendinden alan aşağı istikametli bir spiral ortaya çıkacak ve bu hareket “Margin Call”, yani geniş bir alanı kapsayan tüm borçların acilen geri ödenmesini gerektirip, neticede tüm sistemin çöküşünü hazırlayacaktır.

Mevcut durum umutsuz

Merkez bankaları, açıklamalarının aksi yönüne dümeni kırsalar ve geçmiş yılların esnek para politikalarına geri dönseler bile, sistemi artık kurtaramazlar. Faiz oranları dünya çapında tarihsel olarak en düşük seviyeye ulaşmışlardır. Bu durumda finans sektörünün yükünün indirim vasıtasıyla hissedilebilir derecede hafifletilmesi sonucunda negatif alana varılacaktır. Ancak bu da bankaların kredi verebilmelerini engelleyebilecektir.

Öte yandan ilave para enjeksiyonu da işe yaramayacak, aksine bu uygulama geçici bir saman alevi yakacaktır. Böyle bir durumda ise, mevcut balonlar şişirilmeye devam edecek, güven kaybı artacak ve finans piyasalarından kitlesel kaçışlar yaşanıp, sistem çökebilecektir.

2018’in sonuna doğru yaklaşırken acı gerçek şudur: Oyun bitti! Bundan böyle küresel finans sistemini daimi olarak kurtarmanın hiçbir olasılığı kalmadı.

Ana akım medya ise böylesine bir tehdit karşısında finans piyasalarında doğan söz konusu olumsuz gelişmelerin geçici bir durum olduğu, bu krizin büyük bir oranda ticaret savaşlarından kaynaklandığı, Brexit’in önemli bir etken olduğu ya da İtalya’daki banka krizinin durumu ateşlediği hakkında bizleri ikna etmeye çabalıyor. Ne var ki bu sorunlar krizin nedeni değil, aksine emareleridir ve başından itibaren başarısızlığa mahkûm olmuş olan on yıllık para politikalarının sonucundan başka bir şeyi ifade etmemektedirler.

Şayet on yıldan beri yapıla geldiği gibi merkez bankaları tarafından yoktan var edilmiş devasa para miktarları, reel ekonomide karşılığı olmayan bir biçimde finans sisteminin içine pompalanırsa, bir yanda para ve öte yanda gerçek değerler arasında bozuk bir denge oluşacaktır. Bu bozuk denge, piyasalar olumlu tepki verdiği sürece muhafaza edilecektir. Ancak bunun da sınırsız olması mümkün olmayacaktır; çünkü kendilerini manipüle eden piyasalar döngünün içinde gelişeceklerdir. Geçtiğimiz aylarda olduğu gibi iktisadi bir durgunluk baş gösterdiğinde, şişirilmiş balonların ayakta tuttuğu iskambil evi, nihai çöküşünden önce parçalarına ayrılacaktır.

Siyaset de çözümsüz sorunlarla karşı karşıya

Para politikasında tamamlanmış olan nihai dönüm noktası sadece merkez bankalarını değil, aynı zamanda uluslararası siyaseti de çözümsüz sorunlar ile karşı karşıya bırakıyor. O uluslararası siyaset ki, 2008’de yasal boşluklardan faydalanarak insanlık tarihinin en büyük ‘varlığın yeniden dağılımına’ sebebiyet vermiş, özel şirketleri kamusal paralarla kurtarmış ve nihayetinde tasarruf programları ile krizin faturasını dünya emekçi halkına yüklemiştir.

2019’a doğru 2008’deki krize benzer bir durumun önünde durduğumuzdan, finans endüstrisi, siyaseti yeniden yardımına koşmaya ve o zaman olduğu gibi davranmaya zorlamak istiyor. Fransız ve Macar hükümetlerinin işten çıkartmaları kolaylaştırma, maaş ödemelerini baskı altına alma ve çalışma sürelerini uzatma denemeleri hepimizi bekleyen gerçeklerin sadece bir belirtisidir. Siyaset, gelecek aylarda geniş çaplı bir biçimde finans sisteminin yaklaşmakta olan çöküşünün sorumluluğunu dünya emekçi halkının sırtına yükleyecektir.

Bu durumda ise, hâlihazırda Fransa ve Macaristan’da olduğu gibi devlet ve yurttaşlar arasında sert çatışmalar yaşanabilecek, insanlar mevcut siyasi partilere sırtlarını dönebilecek ve bu da yüksek bir olasılıkla yeni direniş hareketlerinin doğmasına zemin hazırlayabilecektir.

Ana akım medya şimdilerde ne ön görürse görsün, içinde bulunduğumuz durumun özeti şöyledir: Biz şu anda bir kereliğine yapılmaya imkân vermiş olan küresel bir parasal deneyin sonunu yaşıyoruz. Bu deney, bazılarına akıl almaz derecede bir zenginlik kazandırmışken, dünya emekçi nüfusunun büyük bir kesiminin yaşam standardını çok geniş bir düzlem zarfında azaltmış ve milyonlarca insanı yoksulluk ve sefalete düşürmüştür.

Bu nedenle hem Avrupa hem de diğer kıtalar 2018’den 2019’a geçmekte olduğumuz bu günlerde İkinci Dünya Savaşı’ndan beri en büyük ekonomik, sosyal ve siyasi değişimler ile karşı karşıyadır.

Orjinal makale için tıklayın