22 Temmuz 2018 Pazar

Meryem Yıldırım / @meryem_yildrim

ABD, Britanya ve Fransa’nın ‘kimyasal silah saldırısı’ iddiası ile Suriye’yi hedef alan saldırılarını ve Rusya Federasyonu ile askeri ve diplomatik bilek güreşini Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Ceyda Karan ile konuştuk.

“ABD’nin Britanya ve Fransa ile giriştiği saldırı için “Irak savaşına giden süreci hatırlayalım; aylarca oturumlar yapıldı, sahte kanıt üretmek durumunda kaldılar Irak’ta, ama bu kez böyle bir zorunluluk hissetmiyorlar. Rusya’nın sahnelendiğini söylediği görüntülere ve sosyal medyaya atıf yapıyorlar” diyen Karan, kör topal işleyen uluslararası hukukun artık görüntüyü kurtarmak için bile işletilmeyerek tümden rafa kaldırıldığına dikkat çekti.

‘3. DÜNYA SAVAŞINI TETİKLEYEBİLİR’

Karan, saldırının ‘tek seferlik’ diye sunulmasına rağmen “Kimyasal silah iddialarını ‘ben biliyorum, var’ diyerek gerekçelendirdiler. Bu durum tekrarlanabilir” ikazı yaptı. Karan, ABD koalisyonun hegemonya yitimini tersine çevirme çabasının hakikaten de Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleyebileceği kaygısını dile getirdi.

‘RUSYA’NIN KARİZMASI ÇİZİLDİ AMA…’

Karan’a göre ABD, Britanya ve Fransa’nın askeri şovunda Rusya’nın ‘karizması çizildi’ ama sahada durum değişmiş değil: “Rusya yanıt verilecek dedi ama ne yapılacağını göreceğiz. Ruslar uluslararası kurumları işler tutmaya çalışıyor, psikolojik savaşla iştigal ediyor. Sonuna kadar somut kanıtlar talep eden, olgular üzerinden gitmeye çalışıyorlar. Öte yandan saldırıda Rusya’ya hiç dokunulmaması, Moskova’nın belli bir kırmızı çizgi çizdiğine işaret. Tiyatro diyorlar, olduğunu düşünmüyorum. Rusların Üçüncü Dünya Savaşı’na yol açacak bir çatışma olmaması için son dakikaya dek uğraştıklarını düşünüyorum. Fakat bu hegemonya çöküşünde neyi ne kadar engelleyebilirler?”

‘BÜYÜK BİR PSİKOLOJİK OPERASYON’

“Büyük bir psikolojik operasyon yapılıyor. Çünkü, kendi kamuoylarını iknada zorlanıyorlar” diyen Karan, “Etmeleri de çok zor. Çünkü geçmiş yalanlar var, çünkü rasyonel akla dayalı sorulara yanıt veremiyorlar. Geriye ‘Onlar kötü, ben inanıyorum’ kalıyor” ifadelerini kullandı. ABD, Britanya ve Fransa’nın Suriye’ye OPCW misyonuna başlamadan hemen önce saldırmalarının çarpıcı olduğunu belirten Karan şöyle konuştu:

‘ÇOCUKLARININ NEREDE YAŞADIĞINI BİLİYORUZ’ DİYEN BİRİ’

“Örneğin ‘Rusya Kimyasal Silahların Önlenmesi Örgütü’nün (OPCW) denetimine dair tasarıyı veto etti’ diye sunuyorlar. Hangisini etti, kimse yazmıyor. Moskova misyonu suçlama yapmak değil raporlamak olan OPCW’nin üzerinden otomatik müdahale çıkartmaya çalışan ABD tasarısını reddetti. Halbuki Rusya ve Suriye en baştan OPCW’i davet ettiler ama etmemişler gibi sunuluyor. Misyonun çerçevesi önemli çünkü Irak savaşına giden süreçte OPCW uzmanları üzerinden pek çok yanıltma yapıldı. OPCW uzmanının bugün Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı olan John Bolton tarafından Irak savaşı sürecinde ‘Çocuklarının nerede yaşadığını biliyoruz’ diyerek tehdit edildiğini biliyoruz. Ama sıradan insanlar bu tür tasarıların içerikleriyle ilgilenmez. Burada görev basına düşer ve Batı’nın ana akım basını tamamen savaş pazarlamacılığı yaptığından gereken soruları sormuyor.”

‘KİMYASAL SALDIRILARDA MİLİTANLAR DEĞİL SÜREKLİ SİVİLLER ÖLÜYOR’

Suriye hükümeti ve ordusunun başkentin dibindeki bir bölgenin yüzde 95’ini kurtarmışken, 70 insanı öldürmek için kimyasal silah kullanarak ABD saldırısını tetiklemesinin en başta ‘akıl dışı’ olduğunu belirten Karan, oysa Suriye hükümetinin savaşın başından bu yana en zor durumlarda bile ‘rasyonel tutum aldığını’ savundu. Karan, bu tarz saldırılarda hiç militan ölmemesine de dikkat çekti. Ancak meselenin ‘iyiler-kötüler’ ikilemi gibi sunulduğunu belirten Karan şöyle dedi: “Olay ABD’yi sevenler-sevmeyenler, Rusya’yı sevenler-sevmeyenlere çevrilmeye çalışılıyor. Somut olgular, bulgular, tutumlar, beyanatlar üzerinden değil ‘şucu-bucu olmak’ üzerinden gidiliyor. ‘Ayşe kötü, o yüzden onun söyledikleri iyi değildir’, insanlar bu tür algılarla şartlandırılıyor.”

‘GÖRÜLMEMİŞ DÜZEYDE BİR ŞEYTANLAŞTIRMA’

Suriye’de görülmemiş düzeyde bir ‘şeytanlaştırma’ operasyonunun devreye sokulduğunu belirten Karan, “Halbuki her şey çıkarlar temelinde olup bitiyor. Sanki mesele bu değilmiş, iyilikmiş gibi gösteriliyor” diye ekledi. 

MEDYAYA TEPKİ

Karan, Batı medyasının resmi sunuma hizmet için yaptıklarına da şu sözlerle dikkat çekti: “CNN muhabiri taa Şam’dan Türkiye sınırına saatler sürecek bir yolculukla gitmiş insanların kıyafetleri koklayıp klor gazı kullanıldığını tespit ediyor. Bilim insanları alay ediyor. Ama bu sayede sorgulamayan insanlar avlanıyor.”

‘O DEVASA TÜNELLER NASIL OLMUŞ DA YAPILABİLMİŞ?’

Suriye’de çok açık dış destekleri bulunan silahlı cihatçı militanların bitmesine bir türlü müsade etmediği bir savaş yaşandığını belirten Karan, en son Doğu Guta’da bulunan ve bilim kurgu filmlerindekileri aratmayan gelişmişlikte tünellerin olayın boyutlarını ortaya serdiğini belirterek, “Acayip bir para ve teknoloji gerekir bunun için. Bu aslında kimlerin kimlere nasıl yatırımlar yaptıklarını ortaya seriyor” vurgusu yaptı.

‘YAKLAŞIM YENİ, SAVAŞA SEBEP OLUR ’

Karan’a göre, Suriye sahasında ‘liberal müdahaleciliğin’ son örneği veriliyor: “Bu anlamda yeni değil ama yenilik şurada; ABD, Britanya ve Fransa ittifak halinde yeni yükselen güçlere karşı hegemonyamızı biz kafamıza göre belirleriz, uluslararası hukuku hiç tanımayız, beğenmediğimizi cezalandırırız diyorlar. Bu dünyayı çok tehlikeli bir yere götürme potansiyali taşıyor. Üçüncü Dünya Savaşı’na bile sebebiyet verebilir.”

‘DİZAYN EDİLEN HİÇBİR COĞRAFYADAN HAYIR GELMEDİ’

Liberal müdahaleciliğin eski Yugoslavya’dan bu yana karnesini hatırlatan Karan, “Bu işin demokrasi için yapıldığı söyleniyor. Oysa neoliberal sosyo-ekonomik tasarım için yapılıyor. Ve bugüne kadar bu ‘iyicil tasarıma’ hedef olmuş topraklara hayır gelmedi” diye konuştu. “Liberal müdahalecilik bunu kötülüğünden yapmıyor, kapitalist emperyalist sistemin vardığı yer bu” diye belirten Karan, “Yeni bir dizayn vermeye çalışıyorlar kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda. Kimse hayrını görmüyor” diye ekledi.

‘ABD’DEKİ SIKIŞMIŞLIĞIN YANSIMASI’

Doğu Guta vakasını, Suriye hükümetinin başkentin dibinde cihatçıların son kalesini temizlemesinin tetiklediğini belirtirken, bunun aynı zamanda ABD’nin Suriye sahasındaki sıkışmışlığının tezahürü olduğunun altını çizen Karan, ABD kurumsal yapısındaki büyük mücadele eşliğinde bunun çok daha dehşetengiz sonuçlar yaratabileceğini söyledi. “Donald Trump bir neden değil sonuç” diyen Karan, bu yaşananların ABD hegemonyasının facialara yol açmadan sönümlenmeyeceğinin işareti olduğunu belirtti.

‘RUSYA BİR RESTORASYON SÜRECİNDE, SAVAŞ İSTEMİYOR’

Karan, buna karşılık ABD’nin karşısına Rusya’nın konulmasının doğru olmadığı görüşünde. “Rusya’yı ABD’nin karşısına bir süper güçmüş gibi konumlandırmak moda oldu” diyen Karan şöyle devam etti: “Halbuki Rusya, Sovyetler’in mirasını taşısa da kaynakları ve gücü sınırlı federal yapıda bir ulus devlet. Elinde nükleer gücü kaldı. 10 yıllık çöküş dönemi sonrası kendisini yeniden yapılandırmaya çalışıyor. İdeolojik bir karşıtlık yok. Uluslararası hukukun korunması ihtiyacı içerisinde. Çünkü kendi restorasyonunu gerçekleştirirken, ticaretini yapacak, içeride kalkınmaya çalışacak bir ülke. Dolayısıyla savaş onlara yaramıyor. Diğer yandan Rusya da liberal müdahaleciliğin hedef tahtasında. Yıllardır NATO tarafından çevreleniyor. Dolayısıyla yakın çevresini korurken, Suriye gibi ülkelerde nüfuzunu artıracak bir nizam tesis etmeye çalışıyor. Bunu da askeri gücü ile diplomatik gücünü dengeli kullanarak yürütüyor. Uçağını vurmuş Türkiye’yi bölgesel güç olarak safa çekme çabası bunun bir parçası. Rusya’yı husumetler değil verdiği mesajlar, sahada yaptıkları ve durduğu yer üzerinden değerlendirerek daha sağlıklı bir resim görülür. Ama burada hep tarihsel husumetler devreye sokuluyor.”

‘BİR UCUNDA ÇİN VAR VE BU BÖYLE KALMAYACAK’

Karan’a göre, bütün bu sürecin ucu, eninde sonunda ciddi bir ekonomik ve askeri güç olarak yükselen Çin’e dokunacak: “Ergin Yıldızoğlu hocanın macro düzeyde analizlerini iyi takip etmek gerekir. Korkut Boratav hocanın geçenlerde yazdığı Çin yazısı da çok önemli. Asıl hegemonya tesis etmeye namzet güç Çin. Ama şu anda uzak bir coğrafyadalar ve Ortadoğu’da temkinli gidiyorlar. Bu iş burada kalmayacak büyük olasılık. Çünkü kendi burunlarının dibinde de Koreler meselesi var.”

‘RUSYA İLE İRAN’I AYIRMAK PEK MÜMKÜN DEĞİL’

Batı kamuoyunda sürekli Rusya ile İran’ın anlaşmazlıklarından söz edilmesini anlamlı bulmayan Karan, “Neoliberal müdahaleciliğin tehdidini enselerinde hisseden iki güç bence bütün ayrımlarına rağmen birlikte durur” öngörüsünde bulundu.

‘TÜRKİYE İSTİYOR Kİ LİBERAL MÜDAHALECİLİK ARZULADIĞI YERLERE DOKUNSUN’

Karan Türkiye’deki iktidarın pozisyonunun ise sorunlu olduğunu söyledi: “Türkiye liberal müdahaleciliğin baş savunucusu. Ama kendi istediği yerlere dokunulsun, istemediği yerlere dokunulmasın istiyor. Suriye ve Mısır örnekleri verilebilir. Suriye’nin kuzeyindeki Kürtler için tasarlananlar da aynı şekilde. Sorun şu ki; liberal müdahalecilik öyle işletilmiyor. Emperyalist güçlerin çıkarları neyi gerektiriyorsa, o. Ya uyum sağlarsınız, ya hedef olursunuz.”

‘ANKARA SIRANIN KENDİSİNE GELDİĞİNDEN ŞÜPHELENMEYE BAŞLADI’

Ankara’nın yönetim üslubu ve yönelimleri itibarıyla Batı ile zorluklarını anımsatan Karan, “Büyük olasılıkla bir sonra şeytanlaştırılacak olanın kendileri olabileceği şüphesi taşıyorlar” dedi.

Türkiye’nin son birkaç senedir ABD ile Rusya arasındaki bilek güreşinde kendine alan açtığını ifade eden Karan, Rusya ile ilişkilerde ise şu izahatı getirdi: “Türkiye’nin liberal müdahalecilik ajandasını benimseyen bir hükümete yönetime sahip olması Rusya için bir problem. Bunu diplomasi yoluyla, nüfuz edebileceği unsurları kullanarak değiştirmeye çalışıyor Rusya. Ama ABD’nin her hamlesinde Ankara’dakilerin genetik kodları ortaya çıkıyor.”

‘TÜRKİYE ANTİ-EMPERYALİST DAMARI GÜÇLÜ BİR ÜLKE’

Karan, bütün bu uluslararası sürece Türkiye halkının tepkisinin ise anti-emperyalist bir yaklaşımla olacağını vurguluyor. Bağımsızlık savaşının üzerinde yükselmiş Türkiye’de halkın geniş kesimlerinde anti-emperyalist damarın güçlü olduğunun altını çizen Karan, “Nitekim son saldırıya destek İslamcı çevrelerle sınırlı kaldı. Türkiye ahalisi hem Batı ile hem de Rusya ile dengeli ilişki ister. Ama bu tarz uluslararası saldırganlıklardan hazzetmez. Hele de bu kadar çok yalan söylenmişken. Bunun değiştiğini zannetmiyorum” dedi.

Karan, İslamcıların ise zaten özünde anti-emperyalist olmadığını belirterek devam etti: “Batı kampı ABD’si, Almanya’sı İslamcılara öteden beri yatırım yapmıştır bu ülkede. Genetik kodları uyumlu. Ancak anti-emperyalizm söylemini kullanabilirler. Türkiye halkının anti-emperalist damarına oynamak için. Ama söylemin altı boş ve her seferinde de ortaya çıkıyor.”

‘LİBERAL SOL KOLTUK ÇIKTI’

Karan, Türkiye’de kendini ‘liberal sol’ diye tanımlayanların ise emperyalist müdahalelere ‘koltuk çıktığı’nı söyledi. Suriye krizinin en başlarında meselenin ‘demokrasi taşıyıcılığı’ olmadığının ortaya çıkmasına rağmen sanki orada bir savaş yokmuş gibi davranılmasını garipseyen Karan, şöyle konuştu:

‘VİCDAN AKLAYICILIĞI’

“ABD, Suudi mutlak monarşisi, Körfez’in şeyhlikleri ve Türkiye’nin yardımıyla ılımlı İslamcılar yaratacak, demokrasi götürecek. Buna inandılar resmen. Hadi başta pek çoğumuz hatalar yaptık ama resim çok çabuk ortaya serildi. Fakat bağlantılar apaçık ortaya serildiğinde görmezden geldiler, geçiştirdiler. ABD’nin ılımlı İslamcıları ‘şeriatı hedefliyoruz’ diye bas bas bağırdığında gerekçeler arayıp durdular. Son dönemde de moda olan ‘o da kötü, bu da kötü’ pozisyonu almak. Bunun üzerinden ‘vicdan aklayıcılığı’ yapmak. Bu bana göre açıkça neoliberal saldırganlığın yanına düşmektir. Mesele bir yönetimin iyi-kötü olması meselesi değil. Jeopolitik çıkarlarla bir ülkenin açık silahlı saldırganlıkla karşı karşıya kalması. O ülkenin ahalisi bundan azade olamaz. O ülkenin insanları da böylesi bir yıkım projesinin aparatlarına çiçek atamaz.”

‘LİBERAL ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİ HİÇ DE ÖYLE DEĞİL’

Bu çıkar savaşının karakterinin Batı’nın liberal özgürlükçülük iddiasını boşa düşürdüğünü belirten Karan şu eleştirel örnekle sözlerini tamamladı: “Bizim AKP Türkiye’sindeki cadı avı yüzünden canımız yanıyor. Akademisyenlere, basına yapılanlar ortada. Suriye’ye yönelik açık saldırganlıkta Batı’da soru soran, sorgulayan akademisyenlerin bağımsız gazetecilerin de durumu farklı değil. The Times gazetesi daha geçen gün bu insanları hedef gösterdi. ‘Esad apolojisti’ dediler. O zaman bu sorgulayan insanların da karşılığında ‘Siz de el Kaide/cihatçı apolojistisiniz’ demeye hakları doğar. Her koşulda o çok özenilen ‘liberal özgürlükçü demokrasi’ hiç de öyle zannedildiği gibi bir şey değil.”