20 Temmuz 2018 Cuma

Cafer Yelsalı-Turizm işçisi

Asgari yeni bir yıla daha girdik. Öncelikle iyi bir yıl olmasını istiyoruz. Bu yıl daha cesur, daha inatçı bir mücadele sergilemeliyiz. Yeni yıla girmek için saat saydığımız günden önce, asgari yaşayanların hepsi yine saat sayıyordu. İşçiler adına Türk-İş, patronlar adına bakan ve TİSK toplantıdaydı. 

Toplantı uzun sürdü. Bütün işçiler bekliyordu. Asgari ücret, emeğin bu ülkedeki taban fiyatıydı. Böyle bir tabir biraz kaba olmuş olabilir, fakat sanırım en rahat anlatan bu sözcüklerdir. Asgari ücret, emeğin taban fiyatıdır. 

Peki taban fiyatı, gerekeni karşılıyor mu? Yani bir işçi için asgari ücret hayatın ne kadarını kapsamalı? Kirasını ödeyebilmeli, elektrik, su ve iletişim faturalarını ödeyebilmeli, mutfak ihtiyacını karşılamalı, çoğu iş yerinde servis olmadığı için şehir içi yol ücretini karşılayabilmeli, çocukların eğitim giderlerine yetebilmelidir. Kira fiyatlarını hesaplarken, ülkenin en ücra köşesindeki değil, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirler ele alınmalıdır. 

Elektriğe daha yeni yıla girmeden, %8.8 oranında zam yapıldı. İletişimin ihtiyaç olduğu bir çağda iletişimi dahil etmemek olanaksızdır. Kendimize bakmak ve çalışmaya uzun devam edebilmek için, su ve mutfak masrafları elzemdir. Ulaşım zamları, dönüp dolaşıp şehir içine ne zaman gelecek beklemedeyiz. Çocukların eğitim giderleri çok olduğu için, o başlığı açamıyoruz bile… 

Çünkü maalesef oraya sıra gelmiyor. Bütün bu ekonomik verilerin dışında iki başlık var. Birincisi, gerçekten işin asgarisi için ücret bu mudur? Örneğin iş kazaları ve ölümlerinin bedeli mi? Kolumuzu bir makineye kaptırdığımızda veya kaygan zeminde kayıp düştüğümüzde bu ücret bu tehlikeleri almaya değiyor mu? Hatta bir inşaattan düşüp hayatımızı kaybettiğimizde bu ücret ile yaşadık diyebiliyor muyuz? 

Tabii ki hayır! En tehlikesiz işlerin bile basit kazalarla dolu olduğunu artık iş yerlerimizde zorunlu olarak öğretiyorlar, konusunda uzman arkadaşların bu meseleyle ilgili sayısız makalesi var. En minimum düzeyde mesleki deformasyona maruz kalmak, bunların kalıcı meslek hastalıklarına dönüşmesi işin asgari düzeyinde ise, asgari ücret bu kadarla kalmamalıdır. 

Örneğin, eski tarihli Emre Gürcanlı’nın yazısında paylaştığı gibi örnekler var. (http://ilerihaber.org/yazar/mobbing-taciz-hakaret-dayak-alin-size-isci-sagligi-68260.html

İşin asgari düzeyini tartışıyoruz. Sayın Gürcanlı’nın paylaştığı gibi örnekler halen devam etmektedir. İşin psikolojik ve fiziksel kalıntılarının da hesaplanması, ölüm riski taşıyan işlerin tazminatı dışında, asgari hesaplamalara dahil olması gerekmektedir. 

İkinci başlık ise, mücadele ile ilgili… Asgari ücret tartışmalarına, sınıfı temsilen Türk-İş dahil olmuştu. İkiye bir… Türk-İş’in de hükümetten yana “yarım” oyu olduğunu hepimiz düşünüyoruz. Yani iki buçuğa karşı yarım oy… Türk-İş oraya en örgütlü konfederasyon olarak katıldı. Mevcut istatistiklerde 907.328 üye sayısı var. (En son Temmuz ayında yayınlanan bakanlık istatistiği, (https://www.csgb.gov.tr/media/5605/2017-temmuz-ay%C4%B1-%C4%B0statistigi.pdf

Türkiye nüfusuna baktığımızda kayıtlı sigortalı çalışan sayısı, Eylül 2017 itibariyle, 28 milyon 797 bin kişi olarak yayınlandı.

 (http://www.tuik.gov.tr/HbGetirHTML.do?id=24634

Bu kadar sigortalı çalışan sayısı üzerinden, en örgütlü konfederasyonun 32’de 1 oranında örgütlü olduğunu görüyoruz. Sol konfederasyonların oranları ise çok daha vahim… 

Mücadele pratiği olarak ve asgariyi belirlemek için yanlış bir aday önümüzde duruyor. Çoğu örgütlülüğünü mücadele ederek kazanmamış bir konfederasyonun, bizim hayatlarımızda ki asgaride söz sahibi olması çok kötü, yukarıda bahsettiğimiz gibi yarım oyu, sermayenin temsilcisi sayılan hükümetten yana olması ile işçilerin temsilcisi olamayacağı açıktır. Bura da asıl sorun örgütlü bir sol konfederasyonun olmayışıdır. Gücenmece olmasın, tek sol konfederasyon DİSK, aynı istatistiklerde 145.988 kişi olarak açıklandı. Amacım arada olan farkı değil örgütsüzlüğü göstermektir. Eğer asgari diyorsak, verili konfederasyonların asgari mücadele koşullarını taşımadıklarını görmeliyiz. Asgari düzeyde bir sınıf mücadelesi için bu başlıkları, asgari ücret başlığıyla tartışmaya başlamamız gerektiğini düşünmekteyim. Asgari ücretin, işçilere yetecek kadar olabilmesi, iş sağlığı ve güvenliğinin hesaplamalara dahil edilmesi ve bunu alabilecek seviyede örgütlü bir sol konfederasyona ihtiyacımız olduğu gerçeği durmaktadır. Asgari olarak, artık çocuklarımızı daha rahat okutabilmek için top yekun bir sınıf mücadelesine ihtiyacımız vardır.